Close Menu
    Son Eklenenler

    MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 2. MODÜL

    Ağustos 2, 2026

    MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 1. MODÜL

    Ağustos 2, 2026

    AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

    Ağustos 2, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Pazar, Ağustos 2
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Narcissus – Benlik, İmaj ve Modern Ego

      Ocak 7, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 2. MODÜL

      Ağustos 2, 2026

      MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 1. MODÜL

      Ağustos 2, 2026

      Penelope – Sabrın mı, stratejik aklın mı temsilcisi?

      Temmuz 29, 2026

      Odyssey: Eve Dönüşün Hiç Bitmeyen Destanı

      Temmuz 14, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Bir yasın izinde: Tanrıların Tahtında

      Temmuz 31, 2026

      Buket Sözan’dan Beslenmeye Farklı Bir Bakış: Kelebeğin Rüyası – Kozadan Çıkış

      Temmuz 22, 2026

      ‘Sonsuzluk’ labirenti

      Temmuz 14, 2026

      Kortların Şairi Roger Federer’in Hikâyesi Türkçede

      Temmuz 6, 2026

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Şarkıları: HAZİRAN AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Haziran 2, 2026

      Ayın Filmleri: MAYIS AYINDA NE İZLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – VII

      Temmuz 25, 2026

      AH BAVULUM VAH BAVULUM

      Temmuz 15, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – V

      Mayıs 9, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      Obsession: Bir Dileğin Etik Bedeli

      Temmuz 27, 2026

      THE ODYSSEY ÜZERİNE DÜŞÜNCELER: EN FAZLA TANRILAR KADAR KUSURLU

      Temmuz 26, 2026

      Odyssey rüzgârı sinemaları sardı

      Temmuz 21, 2026

      Odyssey: Eve Dönüşün Hiç Bitmeyen Destanı

      Temmuz 14, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      AYIN FİLMLERİ: AĞUSTOS AYINDA NE İZLEYELİM?

      Ağustos 2, 2026

      ASMA KİLİT…

      Ağustos 1, 2026

      Bir yasın izinde: Tanrıların Tahtında

      Temmuz 31, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Bir Yansımanın İçinden Dünyaya Bakmak

      Haziran 22, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      TUZ DENİZİ

      Ağustos 1, 2026

      CHILDREN OF MEN: KORKU VE CESARET ARASINDA İNSAN

      Ağustos 1, 2026

      OMUZ HİZASI

      Ağustos 1, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » KENDİME RAĞMEN, BAŞKALARI İÇİN
    Nilgün Karataş - SuareMag

    KENDİME RAĞMEN, BAŞKALARI İÇİN

    Ağustos 1, 2026Yorum yapılmamış7 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Henize Nilgün
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Nilgün Karataş

    Gözlerimin önünden kahramanlar geçiyor; kimi ağalara meydan okuyup dağlara çıkmış, kimi kılıcını çekip ejderhalarla savaşmış. Bir başkası devleri yere sermiş, diğeri savaş meydanlarında koca orduları alt etmiş.

    Gerçek hayatta da kurgu dünyada da cesaret öyküleri çok seviliyor, cesurların hikâyeleri tekrar ve tekrar anlatılıyor.

    Aklımda biri var; bunlardan epey farklı. Bana adalet ile cesaretin nasıl iç içe geçmiş kavramlar olduğunu hatırlatan. Kılıcı yok.  Arkasında onu alkışlayan ne bir kalabalık var ne de emrini bekleyen bir ordu. Kimsenin lideri de değil!

    Hikâyesi hafızamda dipdiri ama bir an adını hatırlayamıyorum. Gülümsüyorum kendime; kahramanların adı unutulur mu hiç? Süpermen denilince Clark Kent, Spider-Man denilince Peter Parker ismi hemen geliyor oysa aklıma. Onun ise adı değil de sıfatı dilimin ucunda; Jem’in avukat babası.

    Üstünde pelerini, yüzünde maskesi ya da süper güçleri yok bu adamın. O cesaretiyle dünyayı kurtaran bir süper kahraman değil; pazar sabahı gazetesini okuyan, çocuklarına çay koyan, akşamları sessizce kitap okuyan sıradan bir insan. Belki de bu yüzden zihnim onu ismiyle değil de duruşuyla, babalığıyla kaydetmiş hafızama.

    Olsun kahramanları unutulmaz kılan adları değil ya, seçimleri ve o seçimlerin bedelini ödemeyi göze almaları değil mi en nihayetinde.

    Peki korkuyu anlatabilecek kadar cesur, cesareti anlatabilecek kadar kararlı birini ararken, neden onca kahramanı geçip onu seçiyorum? Cevabı sayfaların arasında. Elim kitaplığımda iki farklı çevirisi bulunan bir kitaba gidiyor: Harper Lee’den Bülbülü Öldürmek.

    Hızla adını arıyorum. Onun adı; Atticus Finch. Evet Atticus ya…  Adıyla birlikte zihnimde onun şu cümlesi çınlıyor:

    “…başka insanların yüzüne bakabilmek için ilk önce kendi yüzüme bakabilmeliyim. Çoğunluğa bağlı olmayan tek şey insanın vicdanıdır.” 

    Bu sade ama sarsıcı cümle; benim için ötekini anlamlandırma çabalarımın, hatta günlerce Levinas okumaları yapmamın bile nedeni. 

    Evet ne diyordu Öteki’nin Babası Levinas; “Başkaları için, kendime rağmen, kendimden…”

    Atticus’un adalet anlayışındaki cesaret de tam olarak burada yatıyor. Biliyoruz ki; herkes adalet ister ama pek az insan onun için elini taşın altına koyar.

    O da onlardan biri…

    Hadi hatırlayalım; 1930’ların Alabama’sında, Maycomb adında küçük bir kasabayız… Haritalarda bulamazsınız çünkü kurgusal bir yer. Ama insanlarına her yerde rastlayabilirsiniz. Herkesin birbirini tanıdığı, dedikoduların hızlı yayıldığı yerlerin hepsi üç aşağı beş yukarı birbirine benzer zaten.

    Bu kasabada bir avukat yaşar; Atticus Finch. Eşi yıllar önce ölmüş. Hayatını iki çocuğu, Jem ile Scout’a adamış. Gündüzleri adliyenin ağır dosyaları arasında dolaşır, akşamları verandasında çocuklarıyla otururur; onlara ders kitaplarında yazmayan şeyleri anlatır. 

    Derken bir gün kasaba karışır. Siyah bir tarım işçisi olan Tom Robinson, beyaz bir kadına tecavüz etmekle suçlanır. Daha dava başlamadan herkes hükmünü vermiş olsa da Atticus hukukun sadece kanunlardan değil, vicdan da beslendiğine olan inancıyla sanığın avukatlığını üstlenir.

    Çünkü Levinas der ki; Öteki’nin yüzü bize emreder: Öldürmeyeceksin. Terk etmeyeceksin. Yalnız bırakmayacaksın.

    Atticus’un duyduğu da tam olarak buydu. Ancak kararı yüzünden tüm kasabanın hedefi hâline gelir. Hakaretler. Tehditler. Hatta linç girişimi. Çocukları Scout ve Jem de bu nefret ikliminden nasibini alır. Atticus ise ne çocuklarına öfkeyle karşılık vermeyi öğretir ne de kendi ilkelerinden ödün vermeyi.

    Dava sonunda Tom Robinson, masumiyetini gösteren güçlü kanıtlara rağmen suçlu bulunur,  cezaevinden kaçmaya çalışırken öldürülür. Evet, Atticus davayı kaybeder. Mücadelesi boşa gider! Ancak çocuklarının ve benim gibi okurların gözünde ise büyüdükçe büyür Atticus. Korkunun ve cesaretin, adalet ile vicdanın kazanmanın ve kaybetmenin birbiriyle ne kadar iç içe geçen kavramlar olduğunu hatırlatan… Ve sorgulatan… Özel bir tür kahramana dönüşür. Oysa o sadece yapması gerekeni yapmıştır. Yapmasaydı kim ona hesap soracaktı? Hiç kimse. Kasabanın saygın avukatı olarak yaşamını sürdürebilir, mesleğini yapmaya devam edebilirdi. Daha az düşman edinir, çocuklarını daha korunaklı bir dünyada büyütürdü. 

    Aslında çoğu zaman düşman da hiç kimsedir! Çoğu zaman tek bir kötü adam yoktur ortalıkta, korkuyu normalleştiren toplumsal iklimdir.

    Michel Foucault’nun vurguladığı gibi; iktidar yalnızca yasaklayan değil, itaatkâr birey üreten bir mekanizmadır. Bunun için insanlara neden ve nasıl korkmaları gerektiğini öğretilir.

    Başını belaya sokma! İşine bak! Kendini düşün! Ses çıkarma! Sus!

    Atticus’un karşısına çıkanlar neydi?

    Yerleşmiş önyargılar. Çoğunluğun sessiz onayı. Sessiz kalan “iyi” insanlar. Hukuku kendi çıkarına göre eğip büken düzen.

    Hepsi çok tanıdık. Hepsi bu kadar tanıdık olunca, yapılması gereken de belli değil mi?

    Başını belaya sokma!

    İşte cesaret, işte feraset!..

    İşine bak!

    Bakalım. Romanın ortalarında bir yerde Harper Lee, cesareti onun ağzından şöyle tanımlar:

    “Gerçek cesaretin ne olduğunu görmeni istiyordum, gerçek cesaretin eli tüfekli bir adamla ilgili olmadığını. Daha başlamadan yenildiğini bile bile başlamak ve her ne pahasına olursa olsun sonuna kadar devam etmek olduğunu. Nadiren de olsa bazen kazanırsın.”

    Atticus Finch’in cesareti, korkusuz olması değil. Korkunun normal kabul edildiği ve her yanı sardığı bir düzende, normalleşmeyi reddetmesi. Kaybedeceğini bilerek yapılması gerekeni yapmak, yalnız kalacağını bilerek söylenmesi gerekeni söylemek, bedel ödeyeceğini bile bile geri çekilmemek, yolunda ilerlemek.

    Demek ki cesaret, kalabalığın kolektif ahlakına sığınmak yerine, tek başına kendi vicdanının yanında durabilmekte. Gerçek cesaret; arkanda seni alkışlayan bir kalabalık varken değil, arkanda kimse yokken de aynı hakikati söyleyebilmekte.

    Cesaretin adı çağdan çağa, coğrafyadan coğrafyaya değişir. Bazen bir romanın sayfalarında çıkar karşımıza, bazen bir mahkeme tutanağında, bazen de tarihin direnç noktalarında… İsimler değişir ama korkunun hüküm sürdüğü her çağda cesaretin ortak dili hep aynı kalır. Bedelini göze alarak hakikatten vazgeçmemek ve susmanın en güvenli liman olduğu anlarda bile konuşabilmek.

    Cesur yürekler için canavarlara gerek de yok aslında. Atticus’un kasabasındaki insanların çoğu canavar değildi. İyi aile babalarıdır. Komşudurlar. Esnaftılar. Jüri üyeleridir. Ama hep birlikte büyük bir adaletsizliği normalleştirirler. İşte Atticus’un yalnızlığı burada başlar. Hannah Arendt’in söylediği gibi kötülük çoğu zaman şeytani değildir; sıradandır. Komşunun sessizliği, mahkemedeki bakış, “Ben ne yapabilirim ki?” diyen iyi insanların suskunluğu… Bazen adaletsizliği büyüten tam da budur; korkunun içselleştirilmesi!

    Tabii toplumlar değişiyor, insanlar da… Özünü korumakla birlikte korkular da şekil değiştiriyor! Byung-Chul Han diyor ki; eskiden disiplin toplumu vardı, şimdi performans toplumu var. Ne isabetli bir saptama. Eskiden “itaat et” deniyordu, şimdi “kendini gerçekleştir.” 

    Sonuç değişmiyor aslında. Herkes yalnızca kendi derdine düşüyor; kendi mutluluğunu, kendi başarısını düşünmeye başlıyor. Öteki ortadan kayboluyor.

    Aslında sistemin bizden istediği hep aynı; yine itaat etmemizi istiyor, sadece bunu söyleme biçimini ve yöntemini değiştirdi. Bugünün sistemi isteklerini her zaman zorbalıkla dayatmıyor, daha incelikli tarafları da var. Daha çok bizi düşünüyor! Önce kendimizi düşünmemizi öğütlüyor. Kariyerimizi, konforumuzu, itibarımızı, güvenliğimizi… Başkası için konuşmanın bize ne kaybettireceğini sürekli hatırlatıyor. Böylece korku, yasaklardan değil, hesaplardan doğuyor.

    Bugün cesaret; konforunu kaybetmeyi göze almak anlamına da geliyor. Çünkü günümüzde insanlar çoğu zaman hayatlarını değil; işlerini, akademik kariyerlerini, sosyal çevrelerini, takipçilerini, itibarlarını, terfilerini kaybetmekten korkuyor. Atticus ise tam da bunu yapmıştı. Konforunu feda etmişti.

    Sistem artık bizden cesur olmamızı istemiyor. Öyle ya “Ucuz kahramanlıklara gerek yok!”

    Sistem artık yalnızca kendi işimize bakmamızı istiyor. Farklı olana tahammül hiçbir zaman olmadı da, öteki tamamen tehdit olarak görülüyor. “Beni ilgilendirmez” demek, ayıp değil günümüzde, en güvenli itaat limanı!

    Tabii insan doğası gereği hiç susmuyor, hep bir şeyler anlatma, gösterme derdinde. Performans toplumu olmanın bir gereği de bu zaten. Bu durumda günümüzün kabul gören ötekisi, sadece izleyicilerden oluşuyor.  Haliyle dijital platformlarda sürekli kendi kendine yayın yapan, sürekli kendi kendine konuşan, öteki ile bir şey paylaşıyormuş gibi yapan, sürekli akıl veren, listeler sunan ama kendi narsisizmini besleyen, ya da hadi insaflı davranayım sadece vakit öldüren insanlara dönüşüyoruz.

    Başkası için mi yapıyoruz bunları, kendimiz için mi? Yoksa neye itaat ettiğimizi, neden korktuğumuzu hatırlamamak için oyalanıyor muyuz?

    İşte Atticus Finch, bize cesaretin yalnızca konuşmak için konuşmak olmadığını gösterir.

    Bize bizi hatırlatır. Başkası için konuşabilmeyi… Her şeye rağmen ötekini savunabilmeyi… Levinas’ın dediği gibi, etik tam burada başlar: Kendime rağmen başkaları için.

    OKUMA LİSTESİ

    • Harper Lee, Bülbülü Öldürmek, Sel Yayınları
    • Emmanuel Levinas, Sonsuza Tanıklık, Metis Yayınları
    • Michel Foucault, Hapishanenin Doğuşu, İmge Kitabevi
    • Hannah Arendt, Eichmann Kudüs’te: Kötülüğün Sıradanlığı Üzerine Bir Rapor, Metis Yayınları
    • Byung-Chul Han, Psikopolitika & Neoliberalizm ve Yeni İktidar Teknikleri
    • Byung-Chul Han, Ötekini Kovmak & Günümüzde Toplum, Algı ve İletişim
    • Zygmunt Bauman, Akışkan Korku, Ayrıntı Yayınları

    Henize Nilgün

    H. Nilgün Karataş, İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. Henüz öğrenciyken çalışmaya başladı, Milliyet, Dünya, Akşam, Günaydın, Business Week Dergisi ve Hürriyet’te gazetecilik yaptı. İlk romanı Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar’ın yanı sıra birçok kolektif kitapta öyküleri yayımlandı. Yayın yönetmenliği yaptığı Suare Dergi’de ve Bianet’de yazıyor. İkinci üniversite olarak da felsefe okuyor.

    YAZARIN DİĞER YAZILARI
    henize nilgün nilgün karataş yazar

    Related Posts

    MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 2. MODÜL

    Ağustos 2, 2026 Mitoloji

    MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 1. MODÜL

    Ağustos 2, 2026 Mitoloji

    AYIN FİLMLERİ: AĞUSTOS AYINDA NE İZLEYELİM?

    Ağustos 2, 2026 Film

    AYIN KİTAPLARI: AĞUSTOS AYINDA NE OKUYALIM?

    Ağustos 2, 2026 Ayın Kitapları
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 2. MODÜL

    Ağustos 2, 2026 Mitoloji

    H. Nilgün Karataş ile Mitolojik Arketipler ve Çağdaş Kurmaca Teknikleri Mitolojik figürler yalnızca geçmişin anlatılarında…

    MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 1. MODÜL

    Ağustos 2, 2026

    AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

    Ağustos 2, 2026

    AYIN KİTAPLARI: AĞUSTOS AYINDA NE OKUYALIM?

    Ağustos 2, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Sinem Çelebioğlu‘ndan çocuklar için; Dağın Kızı 

    Kasım 20, 2025 Çocuk

    Nietzsche’nin ‘Üstinsan’ı ve Nolan’ın ‘Onlar’ı

    Kasım 28, 2023 Film

    BEN TANRI’NIN ŞEFKATLİ ELİYİM ONU KİM BÜKEBİLİR?

    Mart 8, 2026 Emel Altuntaş
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 2. MODÜL

    Ağustos 2, 2026

    MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 1. MODÜL

    Ağustos 2, 2026

    AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

    Ağustos 2, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.