Gökbanu Sezi Coşkuner
Artık dans etmek istemiyorum. Kalkıp müziği kapatacak takatim de yok. Ne kadar farklı hayal etmiştim oysaki… ama ne demişler? Büyük hayalleri olanların hayal kırıklıkları da büyük olur. Büyük mü hayallerim benim? Bilmem, bence değil. Ateş olsam cürmüm kadar yer yakarım nasıl olsa. Hem ne fark eder ki?
Samet ve Nuray’ın konuşmasının detaylarını hatırlamaya çalışıyorum. Hatırlayamıyorum. Olsun ben de hislerimi hatırlarım o zaman. Hangisine hak vermiştim en çok? İkisine de değil… Bak bunu hatırlıyorum. Kızmıştım ne kadar çok bahaneleri var öne sürecek, ne kadar çok kompleksleri var üstünü örtecek ve ne kadar büyük korkuları var kendi gerçekleriyle yüzleşmekten kaçacak, diye. Ama şarap bu… yanında spagetti de olsa, dışarıda kara kış ortalığı kasıp kavursa da şişede durduğu gibi durmuyor işte… Fonda durmadan aynı şarkı çalıyor. Kalkıp kapatmazsam sıkılıveririm ben bu şarkıdan da… Ama sıkılmak istemiyorum. Bari sevdiğim bir şey bende kalsın, hep yanımda olsun istiyorum. Yağmuru kim döküyor? Ünzile kaç koyun ediyor? Bir Samet kendini niye Kenan’dan üstün görüyor? Nuray aslında kimi seviyor? Çalan şarkı pek de kıvrak ama yine de çok can acıtıyor. Bin adım bizi nerelere götürüyor? İlk adımı atabilirsem, beni neler bekliyor? Çemberin hem içinde hem de dışında neden olunmuyor? Çatallanan o yollar nereye çıkıyor? Aşılması gereken o engelleri, aşılması gereken o eşikleri kim koyuyor, kim karar veriyor?
Yine de güzel şarkı be… Gidebilir miyim? Gidersem geri gelmek ister miyim? Geri gelebilir miyim? “Lütfen beni aranıza tekrar alın,” desem, ben de oyuna tekrar dahil olabilir miyim? Mehteran takımı gibi iki ileri bir geri gidebilir miyim? Gidebilir miyim? Miyim gidebilir? Gidiyim mi ben artık?
Kim daha gerçek peki? Hepsi? Hiçbiri? Hepsi? Bir şişe Pepsi? Hay zihnime sıçayım… Burada bile ürün yerleştirme var. Ürünü biz seçebiliyor muyuz? Cevap veriyorum: Yanıt yok… Kimin kurgusu acaba bu? Pardon, bakar mısınız? Kendi hayallerimi arıyordum da ben. Nereden gidiliyordu? İki yol mu var dediniz? Peki, hangisini seçmeliyim? Ne? Ona da mı ben karar vericem? Yine siz seçseniz benim için? Son bi kez daha söz. Lütfen, lütfeen, lütfeeen! Daha atılacak bin adımım var benim ve henüz ilkini bile atmadım. Hem hoca kızar sonra yine son dakikaya bıraktın, yetiştiremeyeceksin bak, der… Vallahi son! Bu son! Son bir sigara içelim, sigaramın dumanına sizi sarayım, siz söyleyin, ben de o yoldan gideyim… İlk adımı atayım… Uff bea hocam, yine çok zor yerden sordunuz! Hangisini seçiçem ki ben? Daha önce hiç yapmadım ki böyle bi şey…
Daha dans edecektim ben… gözlerimi kapatıp aynı şarkıyı belki de on defa daha dinleyip bırakacaktım kendimi ritme… her attığım adımda güçlenip, arkama bakmadan uzaklaşacaktım. Kendi kendimin Truman Burbank’i olacaktım. Balinanın karnından çıkacaktım. Yengenin kestiği karpuzu, yaptığı cacığı, TRT’deki güzel bir filmi arkama alacaktım… Ama gidip Samet ve Kenan’dan hesap bile soramadım. Benim iki bacağım da var ama yapamadım işte. Kalkıp müziği kapatmaktan bile acizim. Kaybetme korkusu bile yerimden kaldıramıyor beni… artık sevemeyecek ve sevilemeyecek olduğumu bilmek bile yetmiyor. Dışarıda çok gürültü var. Arabalar vızır vızır. Saat neredeyse gece yarısı. Bal kabağına dönüşmeme az kaldı. Kabak tatlısı mı olurum, yoksa çorba mı? Kim bu sokaktaki insanlar? Kendi kurguları mı hayatları? Yoksa başkasının hayalleri mi? Kaçıp gidebilen var mıdır acaba içlerinden? Bin adımı tamamlamış olabilen? Sevim büyüyünce ne olacak acaba? Çocuk saflığı mıydı onunki yoksa kısıldığı kapandan kurtulmanın imkânsız olduğunu bilen ve hıncını Samet ve Kenan’dan çıkarmaya çalışan bir küçük kadın mı?
Ne diyim Hocam?
Bi şey deme, Sevim… sus, sadece sus…
Sahi kaç kişiydik o zaman? Bak kaç kişi kaldık şimdi?
Dur! Sayıyorum şimdi. Ben, kendim, şahsen, bizzat… Fena değil. Dört… Okey oynayabiliriz. Hatta King bile oynarız. Rıfkı der yerim. Karnım da doyar hem…
Sahi Sevim kaç koyun ediyordu? Samet, Kenan ve Nuray bir insan ediyor muydu? Kim kimden daha çok korkuyordu? Ben en çok kendimden korkuyorum. Yapamadıklarımdan… Yapabildiklerimden… Ama en çok da yapabileceklerimden… Kim korkar hain kurttan? Pis kurt! Kaka kurt! Senden korkan senin gibi olsun! Sen öl be!
Ayy! Biri kalkıp şu müziği kapatsın! Oturdum kaldım. Yerimde saydım. Bir ben, bir masa, bir sandalye, bir bilgisayar ve bir de bebek… hahhhhahha! Şakacı beni! Beni beni… Koca kadın oldum. Bir Bihter olamadım uleyn şu hayatta! Ednaaann! Ednaaan! Bi sal beni Ednaan! Behlülüme gitçem ben!
Yok be, burası iyi. Sıcak, rahat… karışan, görüşen yok. Aşk yok, meşk yok, çoluk yok, çocuk yok… Çoluk ne demek ya? Sordum buldum:
1. (tek başına kullanılmaz, yalnızca çoluk çocuk deyiminde geçer.)
2. bütün ev halkı, çocuklar da içinde olmak üzere aile topluluğu.
“Çoluk çocuğumuzu geçindirmek zorundayız.”
Ohh, ailem de yok. Geçindirmek derdi de… Yok… Hiçbir şey, hiç kimse yok! Yook! Çok yalnızım ben! Çook!
Ooo, vakit epey geç olmuş. Yola çıkmam lazım benim… Daha atılacak bin adım, geri dönülmeyecek bir… Bir ne var? Var bi şey işte! Onu da mı ben bilecem! Sahi bir ayıp kaç adım eder? Bin adım kaç ayıbı örter? Yolu seçme vaktim mi geldi? İlla ben seçicem yani? Memetali Bey yardım edin accık! Yardım yok mu? Ayy, çok heyecanlı! Kutumda büyük hissediyorum! Kendim için ilk defa bi yol seçicem… Ammaaan! İnceldiği yerden kopsun o zaman! Çalsın sazlar, oynasın kızlar! Seçiyorum, seçiyorum ve seçtim. Artık benim yolum hiç gidilmemiş olan…
Kalemi elinden bıraktı. Şu bilgisayarı tamir ettireydim saatlerce kâğıt kalemle yazmak zorunda kalmazdım, diye hayıflandı. Nereye kadar başkalarının hayatını kurgulayacağım yahu? Bıkmadım ki el âlemin bilincini akıttırmaktan! Akıt akıt, nereye kadar? Milletin yazdıkları bilinç akışı, bizimki bilinç sıçışı! Herkes yazıyor üst kurmaca, benimkisi hep altta! Millet takılıyor disiplinlerarası! Bana kalıyor disiplin cezası! Diğerleri parodi pastiş yapıyor, benim elimde sadece postiş kalıyor! Herkeste var bir metinlerarasılık, benim yazdıklarımsa sadece olasılık! Sıçarım bu aşkın ıstırabına! Neyse ne!
Akıllı saatinin “Kalk ulan çok oturdun, kaldır kıçını da iki hareket et” uyarısıyla çıktı daldığı düşüncelerden. Ayağa kalktı. Darmadağınık çalışma masasına ve her tarafı çer çöp, kutu, şişe ve buruşturulmuş kağıtlarla dolu odasına son bir kez göz atıp kapıdan çıktı. Şimdi gider Ahmet’le iki el Play Station atar, ordan da bizimkilerin yanına uğrayıp beleşe iki, hadi bilemedin üç kadehimi içer gelip zıbarırım. Amma da oturmuşum ha bugün… Adım sayım daha 100… 1000 adıma çok var…

Gökbanu Sezi Coşkuner, Ankara’da doğmuş, ilkokul 5. sınıfta İngilizce öğretmeni olmaya karar vermiştir. 1998’de ODTÜ İngilizce Öğretmenliği Bölümü’nden mezun olmuş, öğrencilik yıllarından itibaren çeşitli kurum ve kuruluşlarda öğretmenlik yapmıştır. 2001 yılından bu yana ODTÜ Temel İngilizce Bölümü Hazırlık Okulu’nda öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. Evlidir, Tılsım ve Alkım’ın annesidir. Çok küçük yaşlarından bu yana kitap, film ve yazma ile dolu bir hayatı yaşamaktadır. Birçok kolektif eserde, dijital ve matbu dergilerde öykü ve yazıları yayımlanmıştır. Ömrünü okuyarak ve yazarak geçirmekte kararlıdır.

