Aydoğan Arkış
Kırkikindiler başladı. Seninle karşılaştığımızda da onların zamanıydı. Otuz sekizinci doğum günü partimin ertesi. Yapraklardaki pıtırtısına uyanmıştım. Geceden kalma gözlerimi açtığımda yatak odamdaydın. Tavanda uğuldayan yüzlerin hangisi tanıştırmıştı bizi? Eşleşme uygulamaları, eskiler, dumanlı partiler. Gerçi seni birine mal etmek, diğerlerine haksızlık olur. Başlangıçta hepsi farklı ama birkaç ay içinde birbirlerinin kopyası: Evi, ofisi, sokakları, salonlarını daraltan insanlar. Doğum günümde bile tuvalete kaçıp bunaltılarından kurtulduklarım. Hormonlarını, sıfatlarını yüklenip üstüme yürüyenler. Aralarında yoktun ama siyah beyaz bulanık simaların arasında bir tek sen renkli gelmiştin.
O zamanlar vefanın, değer vermenin anlamını çok iyi bildiğimi düşünürdüm. Şimdiyse oyuncaklarına hoyratlık eden şımarık zengin çocuklarından olduğumu düşündüğüm oluyor. Belki de sözlüğüm yanlıştı. Çok mu değerliydin yoksa etrafımdakilerin sıradanlığı mıydı seni parlatan? Bilmiyorum ama, ahmak ıslatanlar zamanıydı.
Nisan yağmurlarının ömrüne sığanlardan olmayacağımızı biliyordum. Ama beynimdeki o kemirgen… Ne zaman susturmak istesem akşam yemeklerimizi boş verip, geceleri başka evlerde geçirdim, günlerce yanına uğramadan. Hepsinde seni özledim. Sırra kadem basıp soluğu yanında aldım. Sen hep cepteydin. Şimdi de çekip gitsem umurunda olmaz. Ama gurbete katlanan sadece ben oluyorum. Gitmek istiyorum, ne kadar yanıp tutuşacağımı bilememek zapt ediyor.
Sana her döndüğümde büyüttün beni. Vicdanıma hapsolan ruhumu yaktırdığın gemilerde özgürleştirdim. Sözlüğümdeki mutluluğun bedelini sildirdin, bencilliği eklettin. Acıta acıta ama karşılıksız. Veya benim bilmediğim bir karşılık. Şimdiki kudretim, kendime inanmışlığım senin marifetin. Belki de kazandırdığın gücün zehirlenmesini yaşıyorum. Sensiz devam edebileceğimi bile düşünüyorum sık sık.
Kaslarımdaki gevşeme, göğsümde çözülen ağırlık, nefesimdeki derin huzur… Esirin oldum. Şimdi şimdi anlıyorum soğunu, ıslağını, sinsi sinsi nüfuz etmeni. Sığınacağım kapıların anahtarlarını verdin ama ben onların nereye açılacağını hiç düşünmedim.
Yağmur durdu. Yapraklarda kalan damlalar düşüyor sadece. Ya vadettiklerinle mutlu olamazsam? Üstelik ne olursa olsun yıprananın sadece ben olacağımı bilerek. Seninle bir kontrat yapamazdık. Kırmızı çizgilerimiz, beklentilerimiz. Kolonlarımızı koymadan evimizi döşedik. Ama senden öncekilerle yapabilseydim, her istediğimde yanına dönebilirdim. Seni de başkasını da sahiplenebilirdim. Peki bundan sonra? Bundan sonra kimi sahiplenmeliyim?
Kuşlar ıslak dallarda ötüyorlar. Senden önceki hâlimi özlediğim oluyor. Tavandaki o insanların seninle olan bağımı şimdilerde nasıl zayıflatabildiklerine şaşırıyorum. Kararlarım yumak olup dolanıyorlar ruhuma. Onlara gitsem kırkikindilerle ıslanacağım, sende kalsam ahmak ıslatanlarla. Sırf bu yüzden bağlanmış olabilirim sana; düşmanımın düşmanı. Belki de yara bandımdın. Mutlu olacağımı düşündüğüm insanlardaki hayal kırıklıklarımın ardından yapıştırdığım. Beni doldurmadığını anlayabileceğim zamanları gözden kaçırmış olabilirim.
Kollarım pütür pütür. Güneş yaksın istiyorum. Başlardaki tutkumun yıprandığını, sana alışmış olabileceğimi düşündükçe ürperiyorum. Sadakatımı kestiremiyorum. Gecelerimi kuşatan iki cepheli bir savaşta savruluyorum; bir yanda alışkanlığımın körlüğü, diğer yanda bunca yıllık huzurun uyuşukluğu. İki cephenin de komutanı benim. Tutkusuz var olamıyorum, alışkanlıkla süren bir hayat istemiyorum. Hele seninle.
Hava kapadı. Uzaklarda gök gürlüyor. Korkuyorum. Ya elden ayaktan düştüğümde seninle yaşamayı beceremezsem? Bana hiç yardımcı olmayacaksın. Seni bırakasım da yok. Lanet olsun! Yapıştın yakama! Oysa tekrar tekrar sana döndüğüm o zamanlarda ne kadar güçlüydüm. Senin uğruna en keskin, en ayıplanan kararları aldım. Hepsine değerdin.Ama şimdi? Seninle yaşlanmak. Bir köşeden beni izlediğin bir hayat. Seninle ölmek. Bundan sonrasında sensiz kalmak. O korku sana olan özlemimi bastırabilecek mi?
Başlarda daha çok severdim toprağın kokusunu. Doğrusu seninle vakit geçirmeyi pek tercih etmezdim o zamanlar. Ama sana daha sık geldiğimi biliyorsun. Öfke, kırgınlık, ihmal… Hiçbirini yaşamadık. Buzdolabını seçerken sana sormadım, banyoda geçirdiğim zaman derdim olmadı. Sadece benim sevdiğim dizileri izledik. Sadakat, beklenti. Hiçbiri. Çağırdığımda geldin, istemediğimde uzaklaştın. Bunu yapmak istiyorum: Yapalım. Şuraya gidelim: Gidelim. Tatillerimizi hatırla; fotoğraflarda sadece sen ve ben. Günlerce, ücralarda. Sıkıldım, ben biraz sağa sola takılacağım: Tamam. Kimsede bulamadığım bir tat. Kırkikindiler gibi coşkuluydum.
Evlilik geliyor aklıma. Ebeveynlik… Eskiden düşünür düşünmez daralırdım. Şimdi, çoluk çocuk pikniklerde gülmenin, bir çatı altında toplanmanın nesi kötü diyorum. Kimseyi korkutmadan, üzmeden seni de alamaz mıyım yanıma?
Yağmur başladı. Kuşlar saklandı. Yapraklar pıtırdıyor. Penceredeki izlere bakıyorum, seslerini dinliyorum. Ahmak ıslatanlar mı, kırkikindiler mi?


