Close Menu
    Son Eklenenler

    Önay Yılmaz’dan yeni bir polisiye: Pinokyo Kapanı

    Eylül 11, 2026

    2026 Nobel Edebiyat Ödülü için geri sayım: Bu yıl kimlerin adı konuşuluyor?

    Eylül 9, 2026

    ‘Mitolojiden anlamam’ diyenlerin kesin bilgili 10 mitolojik miras

    Eylül 8, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Cumartesi, Eylül 12
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      KOPENHAG: GÜVENİN VE HAFİFLİĞİN KONFORU

      Eylül 1, 2026

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      2026 Nobel Edebiyat Ödülü için geri sayım: Bu yıl kimlerin adı konuşuluyor?

      Eylül 9, 2026

      ‘Mitolojiden anlamam’ diyenlerin kesin bilgili 10 mitolojik miras

      Eylül 8, 2026

      ‘Eskişehir festivaller şehri olacak!’

      Eylül 6, 2026

      KOPENHAG: GÜVENİN VE HAFİFLİĞİN KONFORU

      Eylül 1, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Önay Yılmaz’dan yeni bir polisiye: Pinokyo Kapanı

      Eylül 11, 2026

      Napolyon’un yenilgisi modern dünya sistemini nasıl doğurdu?

      Eylül 1, 2026

      İstanbul’un unutulmuş mimarlarının izinde

      Ağustos 31, 2026

      ‘Yazmak ömür boyu sığınağım oldu’

      Ağustos 29, 2026

      Klasik Müziğin çağdaş yorumcularından Janoska Ensemble Bodrum’da

      Ağustos 7, 2026

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Şarkıları: HAZİRAN AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Haziran 2, 2026

      İsmi olmayan hikâyeler – VIII

      Ağustos 30, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – VII

      Temmuz 25, 2026

      AH BAVULUM VAH BAVULUM

      Temmuz 15, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

      Ağustos 17, 2026

      İBB Beyoğlu Sineması’nda Ağustos Boyunca Ücretsiz Film Şöleni

      Ağustos 4, 2026

      Obsession: Bir Dileğin Etik Bedeli

      Temmuz 27, 2026

      THE ODYSSEY ÜZERİNE DÜŞÜNCELER: EN FAZLA TANRILAR KADAR KUSURLU

      Temmuz 26, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Sait Faik ile Orhan Kemal “Düş Payı”nda buluşuyor

      Eylül 1, 2026

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Önay Yılmaz’dan yeni bir polisiye: Pinokyo Kapanı

      Eylül 11, 2026

      2026 Nobel Edebiyat Ödülü için geri sayım: Bu yıl kimlerin adı konuşuluyor?

      Eylül 9, 2026

      ‘Mitolojiden anlamam’ diyenlerin kesin bilgili 10 mitolojik miras

      Eylül 8, 2026

      Talât Sait Halman Çeviri Ödülü için başvurular başladı

      Eylül 1, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      ‘Yazmak ömür boyu sığınağım oldu’

      Ağustos 29, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Nilgün Karataş: ‘Tanrıçalar ölmedi, sadece kostüm değiştirdi’

      Ağustos 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      FARE MASALI

      Eylül 1, 2026

      DÖVÜŞ KULÜBÜ: SAHİP MİYİZ? KÖLE MİYİZ?

      Eylül 1, 2026

      ‘Yazmak ömür boyu sığınağım oldu’

      Ağustos 29, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » KIRK KAT YORGANIN ALTINDAN İĞNE BATTI
    SUAREMAG

    KIRK KAT YORGANIN ALTINDAN İĞNE BATTI

    Eylül 1, 2026Yorum yapılmamış6 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Tuba Ayşe Özgür

    Günlerdir adını koyamadığım bir sancı yaşıyorum. Konfora sahibim, hayatın getirdiği güzellikleri yaşıyorum ama bir yandan o kırk kat yorganın altındaki iğne batıyor bir tarafıma. Canım yanıyor, ruhum kararıyor, genzime küf doluyor. Bir yerlerde bir yanlış var diyorum ama nerede? Seçtiğim hayat bana mı ait ya da iyisi bu denilen bir tercihin elinde oyuncak mıyım?

    Nasıl başladı diye soracak olursanız bir film izlerken yakalandım bu esaretin kâbusuna. Belki bazılarınız da izlemiştir, yeni bir film, Milyonerlerin Sığınağı. Trajikomik desem değil, daha da ağır bir duygu. Ağlarken gülünmeyen, gülerken can yakan bir tadı var. Yavaş yavaş çöküyor. Neyi seçtiğime karar verenin ben olup olmadığını sorguladığımda tam da karşımdaki koltukta oturan oluyor bu sorunun müsebbibi.

    Çünkü insanın kendi hayatından şüphe etmesi tuhaf bir şey. Hele de ortada şikâyet edecek görünür bir neden yoksa. Karnınız tok, başınızı sokacak bir eviniz, sevdiğiniz birkaç insan, arada kaçıp gidebildiğiniz yerler, kendinize ayırabildiğiniz zamanlar varsa daha ne istiyorsunuz? Zaten bütün hikâye de bu “daha ne istiyorsun” cümlesinde başlamıyor mu? Bize verilenle yetinmemizi isteyen eski dünyanın sesiyle daha fazlasını istememizi emreden yeni dünyanın sesi tuhaf biçimde aynı yerde buluşuyor. Biri elindekine şükret diyor, diğeri elindekini yenile. İkisi de dönüp ne istediğimizi sormuyor. Belki biz de uzun zamandır sormuyoruz.

    Filmde dünyanın sonundan korunmak için inşa edilmiş o görkemli sığınağa bakarken aklıma ilk gelen şey zenginlik olmadı. Güvenlik oldu. İnsan ne kadar güvende olmak ister? Ne kadar korunaklı, ne kadar steril, ne kadar tehlikeden uzak? Sonra bu güvenlik uğruna nelerden vazgeçebilir? Gökyüzünden mesela. Rüzgârdan. Bir kapıyı açıp istediği yere gidebilmekten. Bilmediği bir sokağa sapmaktan. Başına ne geleceğini bilmeden yaşamaktan.

    İnsanın bütün tehlikelerden korunmuş bir hayat istemesi anlaşılır elbette ama hayat dediğimiz şeyin kendisi biraz da tehlike değil mi zaten? Sevmek tehlikeli, bağlanmak tehlikeli, çocuk yapmak, yola çıkmak, iş değiştirmek, birine inanmak, birini terk etmek, yeniden başlamak, yaşlanmak, hatta sabah yataktan kalkmak bile sonucu garanti edilmeyen bir şey. Biz bütün bunların sivri uçlarını törpüleyip kendimize güvenli bir hayat kurmaya çalışırken acaba hayatın kendisini de törpülüyor olabilir miyiz?

    İğne galiba biraz buradan batıyor. Çünkü konfor masum görünüyor. Sıcak bir evin, güzel bir yemeğin, rahat bir yatağın ne kötülüğü olabilir? Yok zaten. Benim derdim rahatlıkla değil. Rahatlığın vazgeçilmez hale geldiği o görünmez eşikle. Bir zamanlar sahip olmak için sevindiğimiz şeylerin bir süre sonra kaybetmekten korktuğumuz şeylere dönüşmesiyle. İnsan o zaman sahip olduklarının sahibi olmaktan çıkıyor, onların bekçisi haline geliyor.

    Daha iyi bir ev, daha iyi bir araba, daha iyi bir telefon, daha iyi bir tatil, daha iyi bir semt, daha iyi bir masa, daha iyi bir hayat derken “iyi” kelimesinin içini kimin doldurduğunu hiç düşünmüyoruz. Bize gösterilen hayatların peşinden koşuyor, sonra o koşuyu kendi arzumuz sanıyoruz. Seçeneklerin çokluğu başımızı döndürüyor ve biz buna özgürlük diyoruz.

    Oysa menüyü biz hazırlamadık. Yalnızca önümüze konulanlardan birini seçtik.

    Bu düşünce insanın canını yakıyor. Çünkü özgür olduğumuza dair inancımızın altına dokunuyor. Ben seçtim dediğimiz ev, iş, yaşam biçimi, hatta kimi zaman hayallerimiz bile bizden önce tasarlanmış olabilir mi? Bize yıllarca iyi hayatın nasıl görünmesi gerektiğini gösteren görüntülerin, reklamların, dizilerin, sosyal medyanın, çevremizin, ailemizin, sınıfsal arzularımızın içinden kendimize ait sandığımız bir hayat devşirmiş olabilir miyiz?

    Sonra dönüp birbirimize bakıyoruz. Herkes yorgun ama herkes daha fazlasını istiyor. Bu ikisinin aynı anda nasıl mümkün olduğunu düşünmek gerek. Daha rahat yaşamak için daha çok çalışıyoruz. Daha çok çalıştığımız için yoruluyoruz. Yorulduğumuz için bizi rahatlatacak şeyler satın alıyoruz. Satın aldıklarımız arttıkça onları sürdürebilmek için daha çok paraya ihtiyaç duyuyoruz. Daha çok para için daha çok çalışıyoruz. Sonra yılda birkaç hafta bir yerlere gidip bütün bunlardan kaçmaya çalışıyoruz ve o kaçışa tatil diyoruz. Bazen sistemin zekâsına hayran kalmamak elde değil. Kaçışımızı bile bize satıyor.

    Üstelik bütün bunlar olurken dünya gerçekten çöküyor. Burada artık bir filmin içinde değiliz. Bir yerlerde savaş var, bir yerlerde insanlar evlerinden sürülüyor, ormanlar yanıyor, denizler kirleniyor, kentler nefes alınmaz hale geliyor. Birileri açlıkla uğraşırken başka birileri hangi kahve makinesinin daha iyi olduğuna karar vermeye çalışıyor. Bunu söylerken kendimi o ikinci grubun dışında tutmuyorum. Belki canımı asıl yakan da bu. Çünkü eleştirdiğim dünyanın tam ortasında, bütün konforuyla birlikte ben de oturuyorum.

    Kırk kat yorganın altında.

    İğne de orada.

    Belki toplumsal çöküş dediğimiz şey bir gün gökyüzünün kararması, binaların yıkılması, elektriğin kesilmesi değildir. Belki çöküş çok daha önce başlar. Başkasının acısı bizi birkaç saniyeden fazla tutmadığında, bir savaş görüntüsünün ardından parmağımızı kaydırıp bir tatil fotoğrafına geçtiğimizde, dünyanın felaketleriyle kişisel konforumuz aynı ekrana sığabildiğinde başlar. Bir şeylerin yanlış olduğunu hissederiz ama o yanlış hayatımızı değiştirecek kadar yaklaşmadığı sürece yerimizden kalkmayız. Çünkü kalkarsak neyi kaybedeceğimizi biliyoruz. Yerimizde kalırsak neyi kaybettiğimizi ise bilmiyoruz. Sanırım konforun esareti tam da burada başlıyor.

    Bizi zorlayan kimse yok. Kapımızın önünde nöbet tutan askerler, bileklerimizde zincirler, yüksek duvarlar yok. Hatta kapı açık olabilir. Ama dışarı çıkmanın bedelini o kadar büyütmüşüz ki açık kapının önünde oturup kendimizi özgür sanıyoruz. Sahip olduklarımız çoğaldıkça hareket alanımızın genişlediğini düşünüyoruz, oysa bazen yalnızca kaybedeceklerimizin sayısı artıyor.

    Belki zenginliğin en büyük kısır döngüsü de burada. İnsan daha fazla şeye sahip oldukça daha fazla seçeneğe sahip olduğunu düşünüyor ama aynı anda daha fazla şeyi korumak zorunda kalıyor. Korudukça bağlanıyor, bağlandıkça korkuyor, korktukça güvenli olanı seçiyor. Sonra güvenli olanı seçmeyi kendi karakteri, kendi tercihi, kendi hayatı sanıyor.

    Bir süre sonra sığınağın kapısını kilitlemeye gerek kalmıyor. İnsan kendi kapısını içeriden kilitliyor. Bütün bunları düşünürken filmin karşısındaki koltuğumda oturuyorum. Ev sessiz. Güvendeyim. Birazdan mutfağa gidip kahvemi yapabilirim. İstersem televizyonu kapatırım. İstersem başka bir şey izler, bu huzursuzluğu birkaç saatliğine sustururum. Hayatımda beni rahatsız eden ne varsa üzerini örtecek kadar yorganım var.

    Ama mesele zaten yorgan değil. Altındaki iğne. Onu çıkarıp atmak da istemiyorum artık.

    Çünkü belki canımı acıtan şey hâlâ bir yerimin uyuşmadığını gösteriyordur. Hâlâ önümde duran hayatla bana ait olan hayat arasındaki farkı sezebildiğimi, hâlâ “neden” diye sorabildiğimi, bana gösterilenle yetinmek istemediğimi söylüyordur.

    Belki özgürlük de sandığımız kadar büyük bir şey değildir. Her şeyi bırakıp gitmek, bütün konforlardan vazgeçmek, dünyaya sırt çevirmek değildir. Belki önce kendi arzumuzla bize öğretilmiş arzuyu birbirinden ayırmaya çalışmaktır. Neyi gerçekten istediğimizi, neyi yalnızca istememiz gerektiği söylendiği için istediğimizi fark etmektir. Çünkü önümüze konulan hayatın içinden seçim yapmakla kendi hayatımızı seçmek aynı şey değil. Ben menümü kendi damak tadıma göre hazırlamak istiyorum.

    Bunu fark ettiğimden beri o iğne daha fazla batıyor…


    Tuba Ayşe Özgür, 1993’te İngiliz CAS Akademi’de yaratıcı yazarlık eğitimi, 1994-1998 yılları arasında Çisenti ve Postüla adlı tiyatro gruplarında oyunculuk ve oyun yazarlığı eğitimi aldı. Halen Amerikan ANU üniversitesinde Psikoloji ve Sosyoloji okumakta. Kurucusu olduğu Komite Reklam Ajansı’nın yanı sıra çeşitli ajanslarda reklam yazarlığı yaptı. Bu süreç boyunca çeşitli dergilerde de görev aldı. İçerik yazarlığı, yazı işleri müdürlüğü, yayın koordinatörlüğü gibi pozisyonlarda, yazıları yayınlandı. Kurucusu olduğu Atölye Bütünsel Edebiyat’ta koordinatörlük yapıyor. Büyü Bozumu, Benim Kalbim Dikdörtgen, Kedi Uykusu adlı roman, İçime Karga Uçuştu öykü Büyülü Gerçekçilik Kaleydoskop’tan Dünya adlı deneme kitaplarının yazarı.

    Yazarın diğer yazıları
    suaremag tuba Ayşe özgür yazar

    Related Posts

    Ayın Müzikleri: Eylül Ayı Seçkisi

    Eylül 1, 2026 Ayın Şarkıları

    Ayın Kitapları: Eylül Ayı Seçkisi

    Eylül 1, 2026 Ayın Kitapları

    Ayın Filmleri: Eylül ayı seçkisi

    Eylül 1, 2026 Ayın Filmleri

    SuareMag Eylül 2026

    Eylül 1, 2026 Manşet
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Önay Yılmaz’dan yeni bir polisiye: Pinokyo Kapanı

    Eylül 11, 2026 Kitap

    Gazeteci ve polisiye yazarı Önay Yılmaz, yeni romanı Pinokyo Kapanı – Yalan Yazarsan Ölürsün ile…

    2026 Nobel Edebiyat Ödülü için geri sayım: Bu yıl kimlerin adı konuşuluyor?

    Eylül 9, 2026

    ‘Mitolojiden anlamam’ diyenlerin kesin bilgili 10 mitolojik miras

    Eylül 8, 2026

    ‘Eskişehir festivaller şehri olacak!’

    Eylül 6, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Osman Balcıgil’den yeni bir dönem romanı: Yağmur Çiseliyor

    Haziran 3, 2024 Kitap

    UNESCO mirası Sıra Dükkânlar, “İBB İstanbul Tasarım Müzesi” olarak açılıyor

    Ocak 30, 2024 KÜLTÜR - SANAT

    YANLIŞ BAVUL

    Temmuz 15, 2026 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Önay Yılmaz’dan yeni bir polisiye: Pinokyo Kapanı

    Eylül 11, 2026

    2026 Nobel Edebiyat Ödülü için geri sayım: Bu yıl kimlerin adı konuşuluyor?

    Eylül 9, 2026

    ‘Mitolojiden anlamam’ diyenlerin kesin bilgili 10 mitolojik miras

    Eylül 8, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.