Hakan Akdoğan
Bedenin nereye çökeceğini, gözün nereye takılacağını, elinin neye uzanacağını, hangi saatte susacağını koltuk bilir. Koltuk ciddiyet gerektirir. Hazır mısın?
Şimdi onunla tanışacaksın. Sakin ol. Ayaklarını hemen uzatma. Battaniyeyi dizlerine çekme. Önce yüzüne bak. Yüzü yokmuş gibi davranacak. Kendini kumaşta, süngerde, ılık odada, kapalı perdede, kapının arkasındaki güvenlik zincirinde saklayacak. Bir fincan çay gibi yaklaşacak sana. Temiz çarşaf gibi. Yeni yıkanmış pijama gibi. Kimse aramıyor diye açmadığın telefon gibi. Seni yormayacağını söyleyecek. Sana hiçbir şey istemeyeceğini söyleyecek. Yere bakma. Halının desenlerine kanma. Halı bir odanın ortasına serilmiş yumuşak bir unutma biçimidir. Basarsın, batmazsın. Batmadığını sanırsın. Yumuşaklığa saplanırsın.
Kapıyı kilitleyince başlayacak. Önce hafif bir rahatlama. Sonra göğsünde yuva yapan küçük bir hayvan. Kımıldamayacak. Sıcak. Uysal. Sevimli. Sonra büyüyecek. Kaburgalarının arasına yerleşecek. Her sabah biraz daha ağırlaşacak.
Bir zincir sesi duyacaksın. Çok uzaktan. “Aman düzenimiz bozulmasın.” O gün, bir şeylerden vazgeçmeye de başladığını anlamamıştın. Anlamayacaksın da. Bir şeyin seni korurken aynı anda senden parçalar kopardığını sezeceksin yalnızca. Bu da yetecek.
Işıkları aç. Hepsini. Tavan lambasını, abajuru, telefon ekranını, mutfağın beyaz ışığını. Göreceğin şey karanlık olmayacak. Daha kötüsü olacak. Fazla aydınlık bir kafes. Her şey yerli yerinde. Bardaklar aynı rafta. Anahtar aynı çanakta. Terlikler kapının yanında. Şarj aleti prizde. Dolapta önceki günün yemeği. Çekmecede garanti belgeleri. Sen de oradasın. Yerli yerindesin.
Pencereyi açacaksın. Aç. Soğuk girecek içeri. Toz, korna, insan sesi, ıslak kaldırım, yan komşunun kızgınlığı, uzak bir köpeğin havlaması, market poşetinin hışırtısı. Rahatsız olacaksın. Güzel. Rahatsızlık, dış dünyanın hâlâ var olduğunu hatırlatır. Hemen kapatma pencereyi.
Sonra mutfağa git. Buzdolabını aç. İçindeki ışığa bak. Bir yıldız gibi parlıyor değil mi? Kavanozlar, peynir kutuları, yarım limon, sapına lastik takılmış maydanoz demeti, kapağı iyi kapanmamış reçel. Hepsi küçük birer güvence. Salona dön. Televizyonun karşısına geç. Kumandayı eline alma. Sakın. Savaşlar geçer, aşklar geçer, seller, seçimler, cinayetler, kahkahalar, reklamlar, tarifler, uzman görüşleri, mezarlar, doğumlar, depremler, yarışmalar geçer. Sen kalırsın.
Kalk. Yavaşça. Dışarı çık. Kıpırda. Dengeyi boz. Sonra sus. Sonra yürü. Sonra yaz. Sonra kork. Korkmak serbest. Kapıyı aç. Kaçma. Kal. Kalmanın neye mal olduğunu gör.
Sakın ağlama hemen. Ağlarsın, boşalırsın, yorgun düşersin, sonra aynı koltuğa dönersin. Sen yatışmak için fazla yaşadın. Artık biraz dağıl. Bir şeylerin yerine oturmasını bekleme. Yerine oturan her şey seni de yerine oturtuyor.
Kapıyı açtın ya, şimdi içeri tekrar bak. Dışarıdan bakınca ev başka görünür. İçerideyken sığınak sandığın şey bir emir kipidir. Ne kadar kibar bir kuşatma bu.
Ayakkabılarını giy. Bağcıklarını bağla. Eğildiğinde nefesin daralacak. Bu da iyi. Merdivenlere yönel. Asansörü çağırma. Asansör de koltuğun dikleştirilmiş halidir. Merdivenden in. Basamakları sayma. Sadece in. Duvarların boyasına bak.
Birinci kata geldiğinde dur. Geri dönme isteği gelecek. Çok tanıdık. Çok makul. Hatta haklı. Üşütebilirsin. Yorulabilirsin. Birini görmek zorunda kalabilirsin. Bir şey söylemen gerekebilir. Bütün bunlar olabilir. Devam et. Bahçe kapısını aç. Sokak yüzüne çarpacak. Öyle güzel falan olmayacak. Sakın aldanma. Yürü. Nereye gittiğini bilmeden yürü. Bakkala kadar. Çöp kutusuna kadar. Parkın kırık bankına kadar. Durakta bekleyen insanların yanından geç. Bak. Ama onların da hapsedilmiş olabileceğini unutma. Herkes bir yerden kaçmış gibi durur ama çoğu kişi aynı yere dönmek için yürür. Sen de döneceksin belki. Dönmek suç değil. Aynı kişi olarak dönmek tehlikeli.
Bir kahve al. Sıcak olsun. Elini yaksın biraz. Yanmak iyidir. Tutuşunu değiştirir. Bütün hayatını değiştirmeyeceksin hemen. Önce bardağı başka türlü tutacaksın. Sonra kalemi. Sonra kapı kolunu. Sonra kendi korkunu.
Bir vitrin camında kendini göreceksin. Evdeki aynadan farklı. Burada yüzün hareket hâlinde. Arkandan insanlar geçiyor. Omzunun üzerinden bir otobüs kayıyor. Saçın rüzgârla bozulmuş. Biraz kötü görünüyorsun. Güzel. İnsan dışarıda biraz kötü görünmeli. Kendini toparlayıp durma. Dağınıklığın da sana ait. Korkun da. Üşümen de. Yanlış yöne yürümen de. Kaybolma ihtimalin de.
Sonra eve döneceksin. Evet, döneceksin. Mesele evi terk etmek değil. Kapı yine açılacak. Koltuk seni tanımakta zorlanacak. Perde biraz utanacak. Kumanda sessizleşecek. Buzdolabının ışığı eskisi kadar yıldız olmayacak. Yarım limon yine orada duracak. Bu kez ona acımayacaksın. Halı seni yutmayacak yumuşaklığıyla. İçine çekemeyecek.
Otur. Evet, otur. Koltuğa düşman olma. Halıya da. Onlar düşman değil. Düşman, konforun seni yaşamak yerine korunmaya ikna ettiği o sessiz anlaşma. Şimdi yaz. İlk cümleyi güzel kurmaya çalışma. İlk cümle bazen koltukla ilgilidir. Koltuğu küçümseme.

Hakan Akdoğan, Hacettepe Üniversitesi ‘İngiliz Dil Bilimi’ bölümünü bitirdikten sonra Anadolu Üniversitesi ‘Medya ve İletişim’ bölümünü tamamladı. Uludağ Üniversitesi’nde ‘İnsan, Toplum ve Felsefe’ programında yüksek lisans çalışması yaptı. Sanatla Terapi ve Adli Psikoloji Uzmanlığı eğitimleri aldı. International Dublin University’de Sosyal Psikoloji alanında Master derecesi yapmaktadır. 2003 yılından bu yana birçok üniversite ve kurumda ‘Yaratıcı Yazı’, ‘Derin Okuma’, ‘Sanatla Farkındalık’ gibi konularda eğitimler vermekte, çeşitli platformlarda konuşmacı olarak yer almaktadır. Halen bazı üniversitelerde ve çeşitli kurumlarda eğitimler vermekte, yayınevlerine yayın danışmanlığı yapmaktadır. Distopya Akademi’nin kurucusudur. Nü Peride, Gölge Yaşatan, Struma, İlişmek, Varlık ve Piçlik, Kirpi Mesafesi, Kenet adlı romanları yazdı. Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazandı. Eserleri birçok dilde ve ülkede, yabancı okurlarla da buluşmaktadır.


