Close Menu
    Son Eklenenler

    Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

    Kasım 3, 2026

    Sıradan Hayatların Sessiz Çığlığı: Kelebek Çalısı

    Kasım 3, 2026

    Uyanmak: Uyuyan Kadın ve Kaybolan İnsan

    Kasım 2, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Çarşamba, Kasım 4
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      KOPENHAG: GÜVENİN VE HAFİFLİĞİN KONFORU

      Eylül 1, 2026

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

      Kasım 3, 2026

      63. Altın Portakal Ödülleri Sahiplerini Buldu: Gecenin Kazananı “Taş ve Tüy”

      Kasım 1, 2026

      Beyoğlu Caz Festivali 13 Kasım’da Başlıyor: Cazın Yeni Sesleri Şehre Yayılıyor

      Ekim 28, 2026

      SAYIM ÇINAR İLE KÜLTÜR SANAT TURU

      Ekim 20, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Sıradan Hayatların Sessiz Çığlığı: Kelebek Çalısı

      Kasım 3, 2026

      Ayın Kitapları: KASIM AYINDA NE OKUYALIM?

      Kasım 1, 2026

      Metis Yayınları’ndan iki yeni kitap: Sinema hafızasından Aydınlanma eleştirisine

      Ekim 27, 2026

      Kahire’nin sözde modernleşmesiyle değişen Doğu’nun çehresi

      Ekim 26, 2026

      Ayın Şarkıları: KASIM AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Kasım 1, 2026

      Beyoğlu Caz Festivali 13 Kasım’da Başlıyor: Cazın Yeni Sesleri Şehre Yayılıyor

      Ekim 28, 2026

      Yağmur Ender’den “Gece Nöbeti”

      Ekim 23, 2026

      Tutu Aydınoğlu’ndan Mirzayev’e yeni bir yorum: “Hafızanın Kontrpuanı” albümü çıktı

      Eylül 29, 2026

      ÖMRÜMÜN MEVSİMLERİ

      Ekim 15, 2026

      İsmi Olmayan Hikâyeler – IX

      Ekim 14, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      İsmi olmayan hikâyeler – VIII

      Ağustos 30, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Guido Casaretto’nun “The Sea Peoples” sergisi SANATORIUM’da açılıyor

      Ekim 27, 2026

      Doğum Gününde Âşık Veysel’i Anmak

      Ekim 26, 2026

      Bursa’da Zaman: Çağdaş sanata açılan yeni bir kapı

      Ekim 16, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

      Kasım 3, 2026

      Uyanmak: Uyuyan Kadın ve Kaybolan İnsan

      Kasım 2, 2026

      En Sevdiğim: Kırılan Kalplerin Tekrar Çekimi Var mı?

      Ekim 29, 2026

      Zaaflar Statü Tanımaz: Primetime’da Kim Av, Kim Avcı?”

      Ekim 24, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Abbas: Masalla Gerçek Arasında

      Ekim 31, 2026

      Güneşin Oğlu, İkinci Sezonuyla Zorlu PSM Sahnesinde

      Ekim 31, 2026

      “Terzi Fikri” 1 Kasım’da Kozzy’de sahnelenecek

      Ekim 27, 2026

      30. İstanbul Tiyatro Festivali Lacrima ile başlıyor

      Ekim 15, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

      Kasım 3, 2026

      Sıradan Hayatların Sessiz Çığlığı: Kelebek Çalısı

      Kasım 3, 2026

      Uyanmak: Uyuyan Kadın ve Kaybolan İnsan

      Kasım 2, 2026

      AŞK YALANMIŞ

      Kasım 1, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Küçük bir kâğıtta koca bir hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

      Eylül 25, 2026

      ÖZLEM GÜLLER ÜNAL RÖPORTAJLARI

      Eylül 13, 2026

      ‘Yazmak ömür boyu sığınağım oldu’

      Ağustos 29, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      İlk gotik roman: Otranto Şatosu

      Ekim 27, 2026

      Karanlığın değişen yüzü: Gotik edebiyatın tarihsel gelişimi

      Eylül 15, 2026

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      SEMA VE HALİT

      Kasım 1, 2026

      BAŞKALARININ GÖZÜ VE UTANÇ: THE SUBSTANCE

      Kasım 1, 2026

      İlk gotik roman: Otranto Şatosu

      Ekim 27, 2026

      Polat Özlüoğlu ile “Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar” romanı üzerine

      Ekim 13, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » SENDEKİ BEN       
    Özlem Günal Özyürek

    SENDEKİ BEN       

    Kasım 1, 2026Yorum yapılmamış8 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Özlem Günal Özyürek

    Arzularını kimseye söylemeyen insanlardandı yaşlı adam. İnsanın bir şeyi ne kadar çok istediğini başkaları öğrenirse, o şeyin bir gün elinden alınabileceğine inanırdı. Bu yüzden ne ne kadar yalnız olduğunu, ne de en büyük arzusunu kimseye anlatmazdı.

    İşini geç bitirdiği bir akşam, eve gitsem ne olacak, bekleyenim mi var diye hayıflanarak dükkânını kapatıp talaşların arasında oturdu. İşi çocuklara oyuncak yapmaktı. En çok da kukla yapmak onu mutlu ederdi.

    Çocuklar için bir şeyler yapmayı çok severdi, çünkü bir çocuğu olmasını çok arzulamıştı. Çok sevdiği eşinin erken ölümü bu arzusunu içine gömmesine sebep olmuştu.

    Yontulmuş ağaçlardan dökülmüş talaşlara bakarken bu sefer de kendime yapsam nasıl olur diye düşündü. Tamam, gerçek bir çocuğun yerini tutmazdı belki ama kenara oturtup konuşacağı bir oyuncak da fena olmazdı sanki.

    Onu hangi ağaçtan yontacağını uzun süre bilemedi. Sonunda yıllardır köşede bekleyen kocaman bir kayın kütüğünü seçti. Önce kütükten beş altı yaşlarında bir çocuk boyunda parça kesmesi gerekiyordu. Elinde testere, başladı kesmeye. Tüm günün yorgunluğu binmiş yaşlı bedeni biraz zorlansa da, oflaya poflaya kesme işini bitirdi. Oflayıp poflarken her nefes alıp verişinde kütüğün elinin altında yavaş yavaş hareketlenmeye başladığını fark etmedi.

    Sonra tüm aletlerini önüne dizip başladı oymaya. Önce gövdesini, sonra kollarını, bacaklarını yaptı. Yüzüne geldiğinde durdu.

    Bu çocuğun yüzü nasıl olmalıydı?

    Kendisine benzemesi yeter miydi, yoksa kendisinde olmayan bir şeyi de ona vermeli miydi?

    Burnunu küçülttü. Ağzını yeniden oydu. Gözlerini yerleştirirken eli titredi.

    Sonunda karşısında bir çocuk vardı. Aldığı derin nefesi verirken, eserine bakıp bir oh çekti ve ona senin adın Manuş olsun dedi.

    O gece huzur içinde uyudu. Yaptığı şeyden memnundu. Çocuğa ne söyleyeceğini, ondan ne isteyeceğini, onu nasıl seveceğini biliyordu da, onun neler söyleyeceğini, neler isteyeceğini, nasıl seveceğini bilmiyordu. Bu çok da önemli değildi. Tüm isteği onunla konuşmaktı. O hiç cevap vermese de olurdu. Yeter ki kenarda oturup ona arkadaşlık etsindi. Yanında götürüp getirirken kontrol etmesi kolay olsun diye ipler takıp, onu bir kukla yaptı.

    Onun konuşacağını bilseydi belki de onu yaratmaktan vazgeçerdi.

    Sabah uyandığında onu bir sürpriz bekliyordu.

    Manuş gülümsüyordu.

    Yaşlı adam da ona gülümsedi.

    Ve yıllardır beklediği kelime Manuş’un ağzından döküldü.

    “Baba…”

    Yaşlı adam bunun nasıl olduğunu anlayamadı.

    “Beni bitirdiğinde derin bir oh çekmiştin ya baba, işte o nefes yaptı bunu.”

    Yaşlı adam, çocuğun büyüdükçe onun yarattığı gibi kalmayacağından, onun arzusundan bağımsız kendi arzuları için yaşamaya başlayacağından habersiz, çok mutlu oldu.

    Olacakları bilseydi yine de onu yapar mıydı sorusu ise bir muamma olarak kaldı.

    Manuş büyüdükçe yaşlı adamın huzuru azaldı.

    Çocuk merak ediyordu. Sorular soruyor, cevapları beğenmeyince yenilerini soruyordu.

    Bir sabah Manuş’un odasına girdiğinde yatağın üzerinde boş ipleri bulunca ne yapacağını şaşırdı.

    Manuş artık yaşlı adamın yasakladığı yerlere gidiyor, yapmamasını söylediği şeyleri yapıyordu. Bazen yalan söylüyor, bazen verdiği sözleri unutuyor, bazen de kendisine sunulan iyiliği elinin tersiyle itiyordu.

    Yaşlı adam çok üzülüp, her defasında onu uyardı. Manuş her defasında pişman olduğunu söyledi.

    Bir süre sonra yaşlı adam çocuğun pişmanlıklarına da güvenmemeye başladı.

    “Neden böyle yapıyorsun?” diye sordu bir gün.

    Manuş omuzlarını kaldırdı.

    “Bilmiyorum.”

    Bu cevap yaşlı adamı öfkelendirdi.

    İnsan yaptığı şeyin nedenini bilmeli, yanlışını anlamalı, aynı hatayı bir daha yapmamalıydı. Yaşlı adam böyle biliyordu ve bildiklerinin çoğunu Manuş’a da öğretmişti. Peki, çocuk neden öğrendiklerini uygulamıyordu?

    Bazen çocuğun yüzüne bakarken, elindeki bıçağın o yıllanmış kütüğe değdiği ilk anı hatırlıyordu. O yüzü kendisi yapmıştı. Gözlerini, ağzını, ellerini kendi elleriyle biçimlendirmişti. Şimdi karşısında duran varlığın, kendisine yakıştıramadığı şeyleri yapması onu utandırıyordu.

    Çünkü onu kendi yapmıştı, kendisine benzer yapmıştı. Oh dediğinde çıkan nefesi can vermişti ona. Bunları düşünürken aklına gelen, kusurlu olan ben miyim sorusuydu onu asıl utandıran.

    Belki o yüzden komşuları Manuş’un yaramazlıklarını konuşmaya başladığında dükkânın kapısını kapatıyordu. Belki çocuk bir yanlış yaptığında, başkalarının yüzüne bu yüzden bakamıyordu. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın onu kendi istediği gibi bir çocuk haline getiremiyordu, sözünü dinletemiyordu ve bundan dolayı çok üzgündü.

    Bir gece, Manuş uyuduktan sonra başucuna oturdu.

    Tahta yüzünü uzun uzun inceledi. Burnunun ucunda küçük bir çatlak vardı. Ağzının kenarı ilk yaptığı günkü gibi kusursuz değildi. Gözlerinden biri ötekinden biraz daha aşağıda duruyordu.

    Yaşlı adam onu düzeltmeyi düşündü.

    İskarpelasını aldı ama eli varıp kullanamadı.

    İlk kez, bir şeyi değiştirmek istemenin onu daha iyi yapacağından emin olamadı.

    Sonra daha iyi yapmayacağını, olduğu gibi kabul etmenin gerçek sevgi olduğunu düşündü. Onu özgür bıraktığında ya onu bırakıp giderse diye geçti aklından, içi titredi. Bunu düşünmenin bile onu ne kadar özlemesine sebep olacağını fark edip korktu.

    Yaşlı adam bu düşüncelerle boğuşurken Manuş’da da durum çok farklı değildi. Onun da arzuları, merakları, heyecanları vardı ve bunlar onu yaramaz bir çocuk yapıyordu. Babası yaramaz bir çocuğu olduğu için utanırken, kendisi de arzularını gerçekleştirmek istemesinin babasını üzmesi yüzünden utanıyor, ne yapacağını bilemiyordu. Çareyi kaçmakta buldu.

    Yaşlı adam aklına gelenin başına gelmiş olmasının acısıyla onun kendisine yaşattıklarını, hissettirdiklerini düşündü. Sonra kendisinin çocuğa yaşattıklarını, hissettirdiklerini. İkisini birbirinden ayıramadı.

    Manuş’u kendisi yaratmıştı. Ona ellerini, gözlerini, yüzünü vermişti ama kendi iradesini vermediğini söyleyemezdi. Çünkü çocuk, kendisine öğretilenlerin dışına çıktığında bile hâlâ onun eseriydi.

    Yaşlı adam o gece ilk kez şu soruyu sordu:

    Onu kendim gibi olsun diye mi yarattım, yoksa kendisi olabilsin diye mi?

    Canı sıkıldı, bu soruyu geçiştirdi. Belki de bilmek istemiyordu.

    Günler sonra Manuş geri döndü ama yaşlı adam onu hemen tanıyamadı.

    Çocuk zayıflamıştı. Üzerindeki giysiler yırtılmış, elleri kirlenmişti. Gözlerinde yaşlı adamın daha önce görmediği bir ifade vardı.

    “Baba…” dedi.

    Yaşlı adamın boğazı düğümlendi. Ona sarılmak istedi ama yerinden kıpırdayamadı.

    “Neden gittin?”

    Manuş başını eğdi.

    “Özgür olmak istedim.”

    “Özgür oldun mu peki?

    Çocuk cevap vermedi, yaşlı adam bekledi.

    “İstediğim her şeyi yapabileceğimi, bunun da özgürlük olduğunu sandım.” dedi sonunda.

    “Ama yaptığım şeylerin sonuçları olduğunu, üstelik bunları kendimin yaşamak zorunda olduğunu bilmiyordum.”

    Yaşlı adam çocuğun ilk kez gerçekten bir şey öğrendiğini düşündü. Sonra bu düşüncesinden utandı. Çünkü Manuş’un öğrenmesi gerekenleri bildiğini sanmış, onun yaşamasına izin vermeden bunları ona öğretmeye çalışmıştı. Oysa özgür olmakla özgürlüğün sonuçlarına katlanmaya hazır olmak aynı şey değildi. Manuş bunu kendi öğrenmişti.

    Manuş başını kaldırıp yaşlı adamın gözlerinin içine baktı.

    “Beni bağışlayacak mısın?”

    Yaşlı adam ona bakarken bu soruyu kaç kez beklediğini düşündü. Çocuğun dönmesini, pişman olmasını, yaptıklarını anlamasını istemişti. Şimdi bütün bunlar gerçekleşmişti ama içindeki düğüm çözülmüyordu.

    Çünkü Manuş’u bağışlamak, yalnızca çocuğunun hatalarını bağışlamak değildi.

    Belki de yaratıcı olarak kendi eserinin kusurlu oluşunu kabul etmesi gerekiyordu. Kusursuzluğu buydu belki çocuğun. Kendince onun özgür olmasını istemişti ama onun özgürlüğünün sonuçlarına katlanmaya hazır olmamıştı.

    Manuş’un yanlışlarında kendi payı var mıydı?

    Onu eksik mi yaratmıştı?

    Yoksa bir varlığı kendisinden yaratmak, onun bütün seçimlerinden sorumlu olmak anlamına mı geliyordu?

    Yaşlı adam bunları bilmiyordu. Yalnızca karşısındaki çocuğu seviyordu.

    Onu, yanlışlarını yapmadan önceki hâline döndürmek istiyordu. Ama bunu yapamayacağını da biliyordu. Manuş artık ilk günkü çocuk değildi. Yaşadıkları, yaptığı seçimler, pişmanlıkları onu değiştirmişti.

    Belki de bağışlamak, onu eski hâline döndürmek değil; değişmiş hâliyle kabul etmekti.

    Yaşlı adam elini uzattı. Manuş o ele baktı. Sonra kendi elini uzattı.

    Tahta parmaklar yaşlı adamın parmaklarına değdiği anda odada bir ışık belirdi. İkisi de başlarını kaldırdığında, bir perinin kapının yanında durduğunu gördüler.

    Peri, Manuş’a yaklaştı.

    “Neden artık insan olabileceğini düşünüyorsun?” diye sordu.

    Çocuk bir süre düşündü.

    “Çünkü özgür iradem olduğunu, seçimlerimin sonuçları olacağını ve bunları kendimin yaşayacağımı biliyorum. Düşünmeyi öğreniyorum sanırım. Babamı çok seviyorum. Onun da beni her halimle sevdiğini ve hep seveceğini biliyorum. Ama yine de sırf istediğim şeyleri yapmak için onu üzmeyi hiç istemiyorum.”

    Peri gülümsedi. Işık büyüdü.

    Manuş’un tahta elleri ısındı. Parmakları yumuşadı, teni oluştu. Göğsünün içinde bir kalp atmaya başladı.

    Yaşlı adam ağlıyordu.

    Manuş ona sarıldığında, yaşlı adam ilk kez yarattığı şeyin kendisinden bağımsız olduğunu bütün ağırlığıyla hissetti.

    Peri gittikten sonra uzun süre birbirlerine baktılar.

    “Beni neden bağışladın?” diye sordu Manuş.

    Yaşlı adam cevap vermedi. Çünkü bu sorunun cevabını kendisi de bilmiyordu.

    Belki Manuş’u çok sevdiği için bağışlamıştı. Belki de onu kendisi yarattığı için, çocuğun kusurlarında kendi izini gördüğü için.

    Belki ikisi aynı şeydi. Belki değildi.

    O gece Manuş uyurken yaşlı adam dükkânına gitti.

    Tezgâhın üzerinde eski bıçağı duruyordu. Yanında Manuş’u yaptığı kayın kütüğünden kalan küçük bir tahta parçası vardı.

    Onu eline aldı. Yontmaya başladı.

    Önce gövdesini yaptı. Sonra kollarını, bacaklarını. Yüzüne geldiğinde durdu. Bu çocuğun yüzünü kendisi mi yapmalıydı?

    Tahta parçasını olduğu gibi tezgâha bıraktı.

    Sabah olduğunda Manuş dükkâna geldi. Tezgâhın üzerindeki yarım kalmış şekli gördü.

    “Bu ne olacak?” diye sordu.

    Yaşlı adam bir süre baktı.

    “Bilmiyorum,” dedi.

    Manuş başını salladı. Tahta parçasını eline aldı, çevirdi, sonra yerine bıraktı.

    “Bazen bilmemek daha iyi, değil mi?” dedi ve gülümsedi.

    Yaşlı adama Manuş’un gülümsemesinde tuhaf bir şey var gibi geldi.

    Yeni yaratacağı çocuk da böyle gülümserse düzeltmeyeceğini düşünüp o da

    gülümsedi.


    Özlem Günal Özyürek, Ankara’da doğdu. Çocukluğunu ve gençliğini yedi yaşında geldiği İzmir’de yaşadı. Bornova Anadolu Lisesi ve Dokuz Eylül İşletme Fakültesi mezuniyetlerinin ardından başlayan profesyonel iş yaşamını 2012 yılında evlenerek Kıbrıs’a yerleşene kadar sürdürdü. Kıbrıs’taki zamanını her zaman ilgisini çeken Yaratılış, Karma, Reenkarnasyon, Psikoloji, Astroloji, Mitoloji, Şamanizm, Kabala, Şifa, Kuantum, Rüya gibi konularda özel eğitimler alarak ve çalışmalar sürdürerek geçirdi.Söyleyecek sözü birikince bunu aktarmanın yolunu aramaya başladı, yazmayı denemek istedi. Önce yazarsam ölürüm sandı. Zaten ölecekti. Yazdı, ölmedi.

    YAZARIN DİĞER YAZILARI
    Özlem Günal Özyürek suaremag yazar

    Related Posts

    MUHTAÇ DEĞİLİM, GİTME

    Kasım 1, 2026 Hakan Akdoğan

    ARZUNUN YARASI, UTANCIN İNTİKAMI 

    Kasım 1, 2026 Nilgün Karataş - SuareMag

    BAŞKASININ ARZUSU

    Kasım 1, 2026 Arzu Kurt

    SEVGİNİN UTANCI

    Kasım 1, 2026 SUAREMAG
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

    Kasım 3, 2026 Festival

    SAYIM ÇINAR’DAN FESTİVAL İZLENİMLERİ Bu yıl 63’üncüsü düzenlenen Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, “Daima” sloganıyla…

    Sıradan Hayatların Sessiz Çığlığı: Kelebek Çalısı

    Kasım 3, 2026

    Uyanmak: Uyuyan Kadın ve Kaybolan İnsan

    Kasım 2, 2026

    MUHTAÇ DEĞİLİM, GİTME

    Kasım 1, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    YOKLUĞUN GÖLGESİ

    Kasım 1, 2025 Elif Özge Karakaya

    Akdeniz tipi beslenmenin bir faydası daha

    Mart 31, 2023 Uncategorized

    Sayım Çınar ile Kitap Dünyası: Yeni çıkanlar, tavsiyeler

    Mayıs 8, 2025 Kitap
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

    Kasım 3, 2026

    Sıradan Hayatların Sessiz Çığlığı: Kelebek Çalısı

    Kasım 3, 2026

    Uyanmak: Uyuyan Kadın ve Kaybolan İnsan

    Kasım 2, 2026

    Haber Bülteni

    Haber Bültenimize Abone Olun

    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.