Close Menu
    Son Eklenenler

    Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

    Kasım 3, 2026

    Sıradan Hayatların Sessiz Çığlığı: Kelebek Çalısı

    Kasım 3, 2026

    Uyanmak: Uyuyan Kadın ve Kaybolan İnsan

    Kasım 2, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Çarşamba, Kasım 4
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      KOPENHAG: GÜVENİN VE HAFİFLİĞİN KONFORU

      Eylül 1, 2026

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

      Kasım 3, 2026

      63. Altın Portakal Ödülleri Sahiplerini Buldu: Gecenin Kazananı “Taş ve Tüy”

      Kasım 1, 2026

      Beyoğlu Caz Festivali 13 Kasım’da Başlıyor: Cazın Yeni Sesleri Şehre Yayılıyor

      Ekim 28, 2026

      SAYIM ÇINAR İLE KÜLTÜR SANAT TURU

      Ekim 20, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Sıradan Hayatların Sessiz Çığlığı: Kelebek Çalısı

      Kasım 3, 2026

      Ayın Kitapları: KASIM AYINDA NE OKUYALIM?

      Kasım 1, 2026

      Metis Yayınları’ndan iki yeni kitap: Sinema hafızasından Aydınlanma eleştirisine

      Ekim 27, 2026

      Kahire’nin sözde modernleşmesiyle değişen Doğu’nun çehresi

      Ekim 26, 2026

      Ayın Şarkıları: KASIM AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Kasım 1, 2026

      Beyoğlu Caz Festivali 13 Kasım’da Başlıyor: Cazın Yeni Sesleri Şehre Yayılıyor

      Ekim 28, 2026

      Yağmur Ender’den “Gece Nöbeti”

      Ekim 23, 2026

      Tutu Aydınoğlu’ndan Mirzayev’e yeni bir yorum: “Hafızanın Kontrpuanı” albümü çıktı

      Eylül 29, 2026

      ÖMRÜMÜN MEVSİMLERİ

      Ekim 15, 2026

      İsmi Olmayan Hikâyeler – IX

      Ekim 14, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      İsmi olmayan hikâyeler – VIII

      Ağustos 30, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Guido Casaretto’nun “The Sea Peoples” sergisi SANATORIUM’da açılıyor

      Ekim 27, 2026

      Doğum Gününde Âşık Veysel’i Anmak

      Ekim 26, 2026

      Bursa’da Zaman: Çağdaş sanata açılan yeni bir kapı

      Ekim 16, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

      Kasım 3, 2026

      Uyanmak: Uyuyan Kadın ve Kaybolan İnsan

      Kasım 2, 2026

      En Sevdiğim: Kırılan Kalplerin Tekrar Çekimi Var mı?

      Ekim 29, 2026

      Zaaflar Statü Tanımaz: Primetime’da Kim Av, Kim Avcı?”

      Ekim 24, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Abbas: Masalla Gerçek Arasında

      Ekim 31, 2026

      Güneşin Oğlu, İkinci Sezonuyla Zorlu PSM Sahnesinde

      Ekim 31, 2026

      “Terzi Fikri” 1 Kasım’da Kozzy’de sahnelenecek

      Ekim 27, 2026

      30. İstanbul Tiyatro Festivali Lacrima ile başlıyor

      Ekim 15, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

      Kasım 3, 2026

      Sıradan Hayatların Sessiz Çığlığı: Kelebek Çalısı

      Kasım 3, 2026

      Uyanmak: Uyuyan Kadın ve Kaybolan İnsan

      Kasım 2, 2026

      AŞK YALANMIŞ

      Kasım 1, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Küçük bir kâğıtta koca bir hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

      Eylül 25, 2026

      ÖZLEM GÜLLER ÜNAL RÖPORTAJLARI

      Eylül 13, 2026

      ‘Yazmak ömür boyu sığınağım oldu’

      Ağustos 29, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      İlk gotik roman: Otranto Şatosu

      Ekim 27, 2026

      Karanlığın değişen yüzü: Gotik edebiyatın tarihsel gelişimi

      Eylül 15, 2026

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      SEMA VE HALİT

      Kasım 1, 2026

      BAŞKALARININ GÖZÜ VE UTANÇ: THE SUBSTANCE

      Kasım 1, 2026

      İlk gotik roman: Otranto Şatosu

      Ekim 27, 2026

      Polat Özlüoğlu ile “Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar” romanı üzerine

      Ekim 13, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » AYIP AYIP
    Kadir Horzum - SuareMag

    AYIP AYIP

    Kasım 1, 2026Yorum yapılmamış7 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

     Kadir Horzum

    İnsan hiç kendi bedeninde mülteci olur mu?
    Yorgunum desem değildim. Hastayım desem hiç değildim fakat bütün eklemlerimi nokta nokta, koordinat koordinat ele geçirmiş berbat ağrılar çekiyordum. Belim, dizlerim, omuzlarım, dirseklerim hatta parmaklarımda dahi ağır külçeler varmış gibiydi. Değil kıpırdamak, sağdan sola dönsem her yerim tel tel dökülecekmiş gibi hissediyordum. “İnsanın neresi ağrıyorsa canı oradadır,” demiş eskiler. Eh benim her yerim ağrıyordu. Dolayısıyla canımın nerede olduğunu bilmiyordum. Anlayacağınız grip denen illetin pençesinde debeleniyordum.

    Ben ne ara böyle oldum bilmiyorum. Gençliğimde böyle değildim. Hasta olduğumu anlamazdım bile. Söylemesi ayıp akşama kadar eşşek gibi çalışır sabaha kadar it gibi eğlenirdim. Adım adım kırka geldiğim şu günlerdeki gibi ilaçlarımı içip de üstüme battaniyeyi çekerek elimde nane limonla cama vuran yağmur tanelerini izlemezdim. Böyle anlatınca zihninizde sosyal medyalık bir fotoğraf canlandıysa hiç canlanmasın. Zira ağrılarım… ah ah! İnliyordum adeta. Dakikalarca nane limondan bir yudum aldım, boş boş odaya baktım; uyumak için bekledim. En sonunda da uykuyla uyanıklık arasındaki o arafta gezinirken hiç beklemediğim bir şey oldu. Büyük bir gürültüyle bina sallanmaya başladı ya da bana öyle geldi. “Deprem, deprem,” diye bağıra bağıra, battaniyemle birlikte kendimi yere atıp cenin pozisyonu aldım. İlk paniğin ardından durumdaki garipliğin farkına vardım. Yer sallanmıyordu. Sarsıntı, ritmik hareketlerle insan sesleri arasında yukarıdan geliyordu. Kaygıyla tavana baktım. Ufak kılcal çatlaklar oluşmuş harç kırıntıları yere dökülmeye başlamıştı bile. Ritmik sarsıntı az daha devam ederse yıkıldı yıkılacaktı tepeme. Panikle bağıra bağıra kendimi hole attım. 

    “Yavaş, yavaş, biraz yavaş. Heey! Kime diyorum aloo!”

    Atmamla da salonun tavanının çökmesi bir oldu. Toz dumanın arasında, düşen şeye bakmaya; ne olduğunu anlamaya çalıştım. Gördüğüm manzara öfkemi şaşkınlığa çevirdi. Salonumun tam ortasına kocaman bir kanepe üzerinde hâlâ bağıra bağıra sevişen, yirmili yaşlarında bir çift düşmüştü. Adam, sanki yukarıdan aşağıya düşmemiş gibi gözleri kapalı, elleri, üzerinde zıplamaya devam eden kadının kalçalarında, müthiş bir konsantrasyonla uzanmaya devam ediyordu. Kadınsa üzerindeki hemşire üniformasına benzeyen beyaz deri kostümünden fırlamış diri memelerini tuta tuta ritmik ve sert hareketlerle zıplıyor zıplıyor, zıplıyordu. Bense belki de insanlık tarihinde yalnızca benim başıma gelen bu olayı ağzı açık ayran budalası gibi izliyordum. İçimden de dua ediyordum, inşallah benim evi de yıkmazlar, diye. Ne kadar bekledim bilmiyorum. Nihayet, artık müdahale etmek üzere olduğum anlarda, ele ele vererek, emek emek, soluk soluğa çıktıkları o hülyalı, cennetvari diyarlardan bağıra bağıra gerçek dünyaya indiler. Hiç ses çıkarmadan soluklanmalarını, düştükleri uzak diyarlardan birbirlerine kavuşmalarını, hasretle sarılmalarını bekledim. Tabii olmadı. 

    İşlediği günahın farkına ilk varan kadın oldu. Korkuyla yorganı üzerine çekip saklandı. Adamın soluklanıp gözünü açmasıysa nispeten daha uzun sürdü. Kendine gelip çevresinin farkına vardığında verdiği tepki ise daha da garipti. Bakışlarında, “Bunu ben yaptım,” der gibi bir ifade belirdi önce. Ardından da gururla geri yaslanıp çevreyi kolaçan etti. Sakın yanlış anlaşılmasın, utançtan değil, daha çok şahit arar gibiydi tavrı. Ta ki beni görünceye dek. Yüzündeki gururlu ifade, bıyık altı gülümsemeyle yer değiştirdi. Kızdım. Kaşlarımı çatıp yükseldim. 

    “Ulan ayıp be ayıp.”

    Adam da yorganı üstüne çekip toparlandı.

    “Biz de genç olduk zamanında, biz de yaptık böyle şeyler ama milletin evini damını yıkmadık.”

    Yorganın altından kadının kıkırdamasını duydum. Adam dirseğiyle kadını dürttü. 

    “Dünya sizin etrafınızda dönüyor ya hiç düşünmeyin. İnsanların hastası vardır, yaşlısı vardır, diye.”

    Adamın yüzünde, çattık belanın püsküllüsüne der gibi ifade belirdi. Konuşacak oldu payladım.

    “Şimdi def olup gideceğim burdan. Akşama eve geldiğimde bu pisliği toparlayın. Nasıl yaparsınız bilmem, yapın. Gençseniz gençliğinizi bilin.”

    Dışarıda yağmur dinmiş güneş kollarını uzatmış; her canlıyı sıcacık kucaklıyordu. Ağrı mağrı da kalmamıştı vücudumda

    “O kadar çok yüz verilirse olacağı bu. Yıkarlar evini damını. Ne edep bilirler ne adap”

    Nereye gittiğimi bilmeden ilk trene attım kendimi. Sirkeci’de inip Mahmutpaşa’ya oradan da Kapalıçarşı’ya kadar yürüdüm. Kapalıçarşı’da kuyumcu, Ermeni bir arkadaşım vardı. Selam vereyim diye daldım dükkâna. Görünce sevindi, iki kahve söyledi. Hoşbeş sohbet derken durumu ona da anlattım, o da sinirlendi. Başladık karşılıklı sinirlenmeye. 

    “Bunların hepsi böyle! Dünya umurlarında değil. Varsa yoksa zevk sefa. Vah bu memleketin haline!”

    “Vah ki vah!”

    Atışmanın sonlarına doğru, ancak kızdığımız yaşlarda gösteren kara kuru genç bir erkek girdi dükkâna. Kılık kıyafeti öylesine, rastgele geçirilmiş gibiydi üstüne. Sanki arkadaşından ya da abisinden emanet alınmış gibiydiler. Utana sıkıla tek taş baktığını anlattı. Arkadaş bütçesini sordu, genç, sanki ayıp şeyler söylüyormuş gibi kesik kesik cebindeki rakamı söyledi. Arkadaş güldü. O paraya imitasyon bile bulunmayacağını anlatıp çocuğu dışarı çıkardı. 

    “Paran yoksa evlenme kardeşim! Hadi evlendin tek taş da almayıver, değil mi!”

    “Hiç!” 

    “Bu işler hep o telefonlar, televizyonlar yüzünden oluyor. Dünyanın çivisi çıktı.”

    Dükkândan çıktığımda acıkmıştım. İlk bulduğum dürümcüye geçip oturdum. Yan masada genç bir çiftin konuşması geldi kulağıma.

    “Ama hayatım o süt parasını ben geri getireceğim. O para annemde kalmayacak.”

    “Vermiyorum dese ne yapacaksın? Yere batsın böyle adet. Bildiğin başlık parası bu.”

    Kadın sinirlendi.

    “Benimle evleneceksen vereceksin bedelini. Ben kendime mi istiyorum bu paraları. Bizim için. Hem bilmiyor muydun bu işin böyle olacağını? Madem kabul etmeyecektin ne demeye geldin beni istemeye. Bulaydın baldırı çıplak birini götüreydin ananın babanın karşısına. Süt parası da istemezdi, mis gibi geçinirdiniz.”

    Adam panikle onu yatıştırmaya çalışırken kalktım yürüdüm. Nereye gideceğimi bilmeden Eminönü’ne, yüksek kaldırıma, oradan da usul usul Taksim’e çıktım. 

    Taksim sirke dönmüş gibiydi. Yüzleri gözleri çirkin çirkin boyanmış, boynuzlu kulaklı, acayip kıyafetli çokça genç vardı etrafta. Akranım veya büyüğüm çokça insan da onları durdurup fotoğraf çektiriyordu. Yaşlı bir teyzenin  kırmızı başlıklı kıza sorduğu soru geldi kulağıma.

    “Nedir, ne oluyor kızım? Nereye gidiyorsunuz?”

    Kız güldü.  “Cadılar Bayramı teyze! Nineme kurabiye götürüyorum.”

    Yanında kurt kılığında bekleyen erkek atladı. “Ben de onu yemeye.”

    Kızın da kadının da erkeğin de kahkahaları tüm o Cadde-i Kebir’i çınlattı. 

    “Her işi hallettik bu kaldı,” dedim kendimce. Yan taraftan daha yaşlı bir ses fısıldadı. 

    “Bayramda ninelerinin ellerini öpmezler, burda şov yapıyorlar.”

    Ona da kızdım. 

    “Yetiştiren sizlersiniz. Sizin çocuklarınız, torunlarınız bunlar. Adam akıllı yetiştirseydiniz dünyayı başımıza yıkmazlardı.”

    Kaçarcasına Tophane’ye inip bulduğum ilk belediye tesisine attım kendimi. Dedim bari çay içeyim boğazı seyredeyim, belki de biraz kitap okurum. Beş dakika geçmeden önümdeki masaya seksenlerinde, iki çift oturdu. 

    “Efendim o zamanlar Nuh nebi zamanlarıydı. Şimdiki gibi değildi. Buralar bataklıktı ama her şeyin değeri vardı.”

    “Doğru efendim doğru. İhtiyara emekliye saygı vardı. Şimdiki gibi kambur görünmezdiler.”

    “Yakında bizim maaşımızı da veremeyeceklermiş.”

    “Vay be! Sen o kadar yıl hizmet et, diyar diyar gez, hakimlik et emekli ol. Maaşını vermesinler.”

    “Şimdi bile fazla para basıp veriyorlar maaşımızı. Darphane boyna çalışıyormuş. Hazineden emekli Nazan Hanım söyledi.”

    “Geçen gün çocukların yanına gidecektim. Sağ olsunlar uçak bileti almışlar. Daha kapıda elimden suyu aldılar. Neyse, içeriden alayım dedim, istedikleri paraya koli koli su alırsın. Soygun var, diye bağırasım geldi efendim.”

    “Bağırsanız ne olacak? Alacaklar içeri. Kimse de arkanda durmayacak. Olmaz bu milletle efendim olmaz.”

    “Bana ne, gençler düşünsün.”

    Sağımdaki masada oturan gençlerin konuşmasını duydum.

    “Bence yapabiliriz.”

    “İyi de nasıl? Cebimizdeki para belli.”

    “Beş kişiyiz. Beş ev arkadaşı ikinci el fırın da alamayacak mıyız? Haftalık sigara paramız.”

    Kalktım tramvaya geçtim. Eve dönecektim. İki durak sonra yanıma, meczup olduğu her halinden belli biri oturdu. Durdu duramadı, kendi kendine konuşmaya başladı.

    “Ben kırk dokuz yaşındaydım… Senelerce çalıştım… Hâlâ gencim… Hâlâ gençlerden çok çalışıyorum… Patron diyor ki… Se… senin… senin gibi on adamım daha olsun, paraya para demem.”

    Seslenmedim. Dönüp bakmadım bile. Koluma dürttü. 

    “Saat kaç?”

    “Bak orda yazıyor,” dedim karşıdaki dijital ekranı göstererek. 

    “O yanlış… Yanlıştır… Sen saatine bakıver, ne olacak.”

    “Baktım, aynı ikisi de,” dedim kok saatime bakmadan.

    “İyi… Ben kırk dokuz yaşındayım… Hâlâ gencim…”

    “Maşallah hiç göstermiyorsun.”

    “Tabii… Ama açım… Öğleden beri yemek… yemek yemedim… Şimdi sıcak bir simit olsa yerdim…”

    …

    “Simit… simit paran var mı?”

    Çıkardım verdim. Ayağa kalktı kapıya yürüdü. 

    “Haydi Abbas vakit tamam,” dedi ilk durakta inerken. İnince saate baktım. Hakikaten de yanlıştı. Tramvayın saati geç kalmış gibi telaşlı adımlarla önden önden gidiyordu. Benim saatim ise tam aksine her şey çok hızlanmış gibi ağırdan alıyordu.

    “Akıllısı beni bulmaz delisi ardımdan ayrılmaz.”

    Söylene söylene girdim eve. Yıkıntı döküntü hâlâ duruyordu orta yerde. Ellerimi belime koyup, ne yapacağımı bilemez halde etrafa bakındım. Sanki çaresizlik denen canavar tüm ağırlığıyla omuzlarıma oturmuş gibiydi. Dayanamayıp koltuğuma çöktüm. Az sonra da uyumuşum. Ertesi sabah uyandığımda duvar da yıkıntı da yok olmuştu. 


    Kadir Horzum, Uşak doğumlu. Eğitimini Balıkesir Astsubay MYO, Anadolu Üniversitesi AÖF İşletme ve Sosyoloji bölümlerinde tamamladı. Halen Aile Danışmanlığı ve Yaşam Koçluğu yapıyor. “Kafamdaki Kalabalık” ve “Kalabalıktan Kalanlar” isimli iki adet kitabı Banliyö Yayınevi tarafından yayımlanan Horzum, yazmaya devam ediyor.

    YAZARIN DİĞER YAZILARI
    kadir Horzum suaremag yazar

    Related Posts

    MUHTAÇ DEĞİLİM, GİTME

    Kasım 1, 2026 Hakan Akdoğan

    ARZUNUN YARASI, UTANCIN İNTİKAMI 

    Kasım 1, 2026 Nilgün Karataş - SuareMag

    BAŞKASININ ARZUSU

    Kasım 1, 2026 Arzu Kurt

    SEVGİNİN UTANCI

    Kasım 1, 2026 SUAREMAG
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

    Kasım 3, 2026 Festival

    SAYIM ÇINAR’DAN FESTİVAL İZLENİMLERİ Bu yıl 63’üncüsü düzenlenen Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, “Daima” sloganıyla…

    Sıradan Hayatların Sessiz Çığlığı: Kelebek Çalısı

    Kasım 3, 2026

    Uyanmak: Uyuyan Kadın ve Kaybolan İnsan

    Kasım 2, 2026

    MUHTAÇ DEĞİLİM, GİTME

    Kasım 1, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Dostoyevski romanı “Öteki”, Emin Alper’in yönetmenliğinde sahnede

    Ağustos 7, 2024 Tiyatro

    Tülbent: Yazar Mahinur Çenetoğlu’ndan yeni öykü kitabı

    Ekim 21, 2025 Kitap

    SANDIKLARIM

    Ocak 1, 2026 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

    Kasım 3, 2026

    Sıradan Hayatların Sessiz Çığlığı: Kelebek Çalısı

    Kasım 3, 2026

    Uyanmak: Uyuyan Kadın ve Kaybolan İnsan

    Kasım 2, 2026

    Haber Bülteni

    Haber Bültenimize Abone Olun

    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.