Serpil Günday
Hayatım boyunca bir sürü bavulum oldu. Neden mi? Anlatmak istiyorum size.
Babam askerdi. Birkaç senede bir tayini çıkar ve şehir değiştirirdik. Canım annem, bana pembe, çekilebilen, boyuma uygun, küçük bir bavul almıştı. Her yolculuk başlarken bavulumu ben doldururdum. Özellikle resim defterlerimi ve kalemlerimi yerleştirirdim. Sonra da fotoğraflarımı…
Her şehirde yeni arkadaşlar edinirdim ama maalesef ‘gözden uzak olan gönülden de ırak olurmuş,’ öğrendim. Ancak biri var ki, adı Şiraze. Taa Şırnak’tan arkadaşım. Hiç kopmadık onunla, yıllardır görüşürüz.
Bir süre sonra küçük geldiği için bavulumu değiştirmek zorunda kaldım. Çünkü ortaokula geçmiştim, büyümüştüm ve eşyalarım çoğalmıştı. Lacivert bavulumu kullanıyordum artık.
En sonunda Ankara’da demir attık. Hem okula gidiyorum hem de elimden asla bırakmadığım resim malzemelerim ile kursa gidiyorum. Berna’yı orada tanıdım. Hemen kaynaştık. Güzel anlaşıyoruz.
Ancak, bir süre sonra annemde bir takım rahatsızlıklar baş gösterdi. Zayıflamaya başladı, halsizleşti. Hastaneye yatırdı doktorlar. Hiç hatırlamak bile istemediğim bir sürece girdik. Kansermiş. Bavuluma, anneme gerekebilecek eşyaları koyup ziyarete gidiyorum. Ama uzun sürmedi. Canım annemi kaybettik. Yıkıldım, hayata küstüm ama oldu işte. Babam da çaresiz, bitik halde kalakaldı. Ama beni hiç ihmal etmedi. Beni teselli etmeyi kendi acısının önüne koydu hiç düşünmeden.
Tekrar bavulumu hazırladım. Kırıkkale’de yaşayan halamın yanına taşınıyorum. Liseyi orada okuyacağım. Babamın, ayrılırken ki gözyaşı dolu ama saklamaya çalıştığı ıslak gözleri hep gözümün önünde. Ancak iş seyahatleri var bir sürü, beni yalnız bırakmak istemedi.
Halam çok tatlıdır. Kuzenlerim ve halamla çok güzel günler geçirirken lise üçüncü sınıfta Öğrenci Değişim Programı olan Erasmus sınavını kazandım. İtalya’da bir yıl kalacağım. Bu sefer bayağı büyük bir bavul edindim. Eşyalarımı da ancak sığdırdım. Genç kız oldum artık, eşyalarım daha da çoğaldı. Bir sene de az bir süre değil, doldurdum bavulumu ne aldıysa.
Hızlıca bitti İtalya günlerim. Hasret hariç epeyce de güzel geçti. İtalyanca öğrendim. Bu arada, yaşasın, babam da emekli oldu. Eve dönüyorum, tekrar bavuluma müracaat. Ankara’ya döndüm. Babamın gözleri yine yaşlıydı ama bu sefer sevinçten.
Derken, üniversite sınavı geldi. İstanbul Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim bölümünü kazanmaz mıyım? Haydi, gene bavulum ve ben yoldayız. Okul bitene kadar, babamı özleyip kaç defa bavulum ve ben Ankara’ya geldik, inanın sayısını unuttum.
Başarılı bir öğrenciydim. Okulun son sınıfında sınava girdim, kazandım. Master için Amerika’ya gidiyorum. Son bavulum maalesef kırıldığı için yenisini almak zorunda kaldım. Yine büyük boy bir bavul tabi, rengi de beyaz gibi. Kolay fark edilsin diye açık renk aldım bu sefer. Bavul alma sırasında çok işime yaradı bu fikir.
Babamı çok özledim. Amerika’da kaldığım iki yıl içinde hiç görüşemedik. Nihayet okul bitti, dönüyorum. Onun da beni dört gözle beklediğini biliyorum.
Canım babam annemden sonra evlenmedi. En takdir ettiğim yanı da, “ben yalnızım” diye düşünüp benim hayatımı da hiç kısıtlamadı.
Havaalanında bavulumu kaptığım gibi çıkışa adeta koşuyorum. Gördüm babamı, atladım kollarına. Allahım nasıl özlemişim, öyle bir sarıldık ki zor kopabildik.
Bu arada, bana öyle güzel bir sürpriz yapmış ki anlatamam. Arabaya gelince bir de ne göreyim, Berna ve taa Şırnak’tan arkadaşım Şiraze arabanın yanında duruyorlar. Sarmaş dolaş başlayan hasret gidermemiz tam bir hafta sürdü.
Derken, bir üniversiteden iş müracaatıma dönüş oldu. İşe başlayacağım, resim dersleri vereceğim. Yine bavulum önümde çünkü okul başka şehirde. Yola düştüm hem mutlu, hem de yine babamdan uzakta olacağım için buruk bir şekilde.
Bir senedir öğretim görevlisi olarak çalışmaya devam ediyorum. Bu arada size anlatmam gereken bir durum oluştu. Ahmet’i tanıdım okulda, o da öğretim üyesi olarak altı ay önce başladı çalışmaya. Hoşlanıyorum Ahmet’ten, laf aramızda o da bana karşı boş değil bence.
Tahmin edebileceğiniz gibi arkadaşlığımız ilerledi ve sonunda evlenmeye karar verdik. Şimdi iki seyahatimiz var. Bavulum ve ben, önce İzmir’e Ahmet’in ailesi ile tanışmaya sonra da Ankara’ya babamın yanına gideceğiz. Oradan da Şırnak’a Şiraze’nin yanına gitmeyi planlıyorum.
Evleneli üç sene oldu. Hamileyim, kızımız olacak. Hani benim lacivert bavulum vardı ya onu hastane için hazırladım, ama bu sefer çoğunlukla bebek eşyası dolu. Heyecanla hazırlanıyoruz doğuma.
Bavul benim hayatımın vazgeçilmez eşyası oldu yıllardır. Ama en önemlisi küçüklükten kalan pembe bavulumdur. Onun içinde, annemin babamın çocukken benim için yaptıkları, aldıkları küçük hediyeler ve benzeri şeyler var. Ölene kadar saklayacağım, kimi hüzünlü kimi mutlu anları hatırlatan şeyler.
Ahmet de seyahati seviyor, ben de. Geçirdiğimiz yıllar içinde pek çok yurt içi, yurt dışı seyahat yaptık. Hepsi de çok keyifliydi. Hatta bu seyahatlerin bazılarında babam da bizimle geldi. Ne güzel oldu bilemezsiniz. Kaç tane bavul eskittim belli değil.
Kızım da büyüyor tabi. Biliyor musunuz, o da benim ilk bavulum gibi pembe bir bavul kullandı senelerce. Şimdi, üniversite öğrencisi. Aynen benim gibi Güzel Sanatlar Fakültesinde okuyor. Ama o oyuncu olmak istiyor. Onun da artık daha büyük bir bavulu var. Okuldaki provalarda kullanacağı bir sürü eşyayı bavulu ile taşıyıp duruyor okulla ev arasında.
Ben yaşlanıyorum çaktırmadan. Bugünlerde kızıma bırakacağım ne varsa bir bavula topluyorum. Çok güzel anılar edindim hayatım boyunca ve bu anıları hatırlatan nesneleri de toplamayı seviyorum. Bazıları hüzünlü olsa da ara sıra çıkarıp bakmayı da seviyorum. Sanki kızım da severmiş gibi geliyor bana, bu yüzden biriktiriyorum.
Benimkiler bavulda duruyor ama sizin de anı kutularınız vardır belki.
Ne dersiniz, anılar bizi biz yapan hayat olayları değil mi? Hep güzel anılar biriktirebilmeniz dileğiyle sevgiler…


