Close Menu
    Son Eklenenler

    EDİTÖR’DEN

    Temmuz 15, 2026

    SUARE ÖYKÜ DERGİSİ 5. SAYI

    Temmuz 15, 2026

    BABAMIN BAVULU

    Temmuz 15, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Perşembe, Temmuz 16
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Narcissus – Benlik, İmaj ve Modern Ego

      Ocak 7, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Odyssey: Eve Dönüşün Hiç Bitmeyen Destanı

      Temmuz 14, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Suare Kitaplığı ve Suare Yazarları Sarıyer Edebiyat Günleri’nde Okurlarla Buluşuyor

      Haziran 15, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      ‘Sonsuzluk’ labirenti

      Temmuz 14, 2026

      Kortların Şairi Roger Federer’in Hikâyesi Türkçede

      Temmuz 6, 2026

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026

      Kendi ‘araf’ının çıkmaz sokağındaki insan

      Haziran 30, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Şarkıları: HAZİRAN AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Haziran 2, 2026

      Ayın Filmleri: MAYIS AYINDA NE İZLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      Ayın Şarkıları: MAYIS AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      AH BAVULUM VAH BAVULUM

      Temmuz 15, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Mayıs 9, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      Odyssey: Eve Dönüşün Hiç Bitmeyen Destanı

      Temmuz 14, 2026

      İfşa Günü: Yeni Başlayanlar İçin ‘Yeni Gerçeklik’

      Haziran 13, 2026

      Altın Palmiye Cristian Mungiu’nun oldu

      Mayıs 26, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      AH BAVULUM VAH BAVULUM

      Temmuz 15, 2026

      Odyssey: Eve Dönüşün Hiç Bitmeyen Destanı

      Temmuz 14, 2026

      ‘Sonsuzluk’ labirenti

      Temmuz 14, 2026

      Neden Yeniden Gotik?

      Temmuz 8, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Bir Yansımanın İçinden Dünyaya Bakmak

      Haziran 22, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      SEANS VE SONRASI

      Temmuz 1, 2026

      IL TEMPO SOSPESO.            

      Temmuz 1, 2026

      GATTACA: SEÇİMLERİMİZ GERÇEKTEN BİZE Mİ AİT? 

      Temmuz 1, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » KIRMIZI BAVUL
    SUARE ÖYKÜ DERGİSİ

    KIRMIZI BAVUL

    Temmuz 15, 2026Yorum yapılmamış8 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Şükran Kaba

    Uçağın tekerlekleri İstanbul Havalimanı’nın pistiyle kavuştuğunda uçakta bir alkış koptu. Yolcular, kazasız belasız karaya inmiş olmanın mutluluğunu saniyelerde yaşayıp her zaman olduğu gibi hostesin tüm uyarılarına karşın bir an önce uçağı terk etmek için ayaklanıp büyük bir telaş içinde kabin bagajlarını almaya başladılar.

    İpek, bu yolculuğun sonsuza kadar sürmesini dilerdi. Miami Havaalanı on saat uzaklıkta bir düş gibiydi. Hayal ile gerçek, rüya ile gerçek arasında bocalarken uçağın penceresinden tam beş yıldır uzak kaldığı şehir, matem elbisesi giymiş gibi siyaha bürünmüştü.  Zaman ve mekânın izafiliği karşısında aklı karışıyordu. Daha dün gibiydi oysa…

    Aynı mekânda ailesi, onu ve sevdiği adamı Miami’ye yolcu etmişti. Hayatı öylesine hızlı rota değiştirmişti ki bundan en çok annesi Güneş Hanım mutsuz olmuştu. Başarıyla mezun olduğu üniversite sonrası mimarlık bürosu açıp yaşamın akışı içinde evlenip çoluk çocuk sahibi olmak isterken, sevdiği adamın yörüngesine girmiş ve o güne kadar yaptığı tüm planları bir kenara atıp onunla bambaşka bir ülkeye doğru uçmuştu.

    Yaşadıkları film şeridi gibi gözünden hızla geçti.

    Annesi Güneş Hanım bu kararına önceleri ihtimal vermemişti. Güneş hanım kızını bu kararından vazgeçirmek için tüm silahlarını kullanmıştı. İki aydır tanıdığı aslında tanımadığı adamın peşine takılıp binlerce kilometre uzağa gitmek, ona göre delilikti. Kızı için hayal ettiği hayat bu değildi. Çocuklarına tıpkı kartal gibi kol kanat geren, onların kariyer sahibi olması için didinen annesinin gözlerinde korkuyu, hayal kırıklığını, kızgınlığı görebiliyordu. İpek, tıpkı uçan balon gibi annesinin elinden kurtulup özgürlüğünü ilan etmişti.

    Emekli memur olan babası Yakup Bey ise suskundu. Ne söylese karşılık bulmayacağının farkındaydı. Kızı, kapakları açılan baraj suları gibi öylesine coşkun öylesine coşkundu ki her şeyi yıkıp, geçip gitmeye hazırdı. Ancak yılların tecrübesi ile kızının yaptığı tercihi içine sindiremiyor, içine kuşkunun yılanı çörekleniyordu. Damat adayını birkaç kez dışarıda yemeğe davet edip sohbet etmek istemişti. Sorduğu sorular havada asılı kalmış, belirsizliği daha da artmıştı. Bu çocuğun orada ne iş yaptığını bir türlü anlamamış, ailesinin nerede olduğu konusunda da net bir bilgi edinememişti. Damat köksüzüm demişti. Devlet korumasında büyüdüm. Ailem devlet… Nasıl pazardan aldığınız çiçeği evde bir saksıya dikersiniz. Beni de otoparkta bir bavulun içinde terk edilmiş halde bulmuşlar, karakola teslim etmişler. İşte bu kadar! Yani sizin anladığınız anlamda anne, baba, dede, anane, babaanne, dayı, amca yok! Sonuçta benim dünyaya gelebilmem için var olması gereken kişiler bir çocuğa sahip çıkmamış, bavula koyup öylece terk etmişler. Ama ayrıntı vereyim, kırmızı bir bavul! Belki de kırmızının fark edileceğini düşündüler. Yüzünde acı bir tebessümle Yakup’a baktı. Serdar, sanki küçük bir çocuğa dönüşmüş, Yakup’un şefkatine sığınmıştı,

    Serdar, gözlerindeki buğuyu saklamak için güneş gözlüğünü taktı. İçindeki hikâyenin yumağı söküldükçe bugüne kadar hiç kimseye sözünü etmediği anları tekrar yaşıyordu sanki. Yemyeşil gözleriyle kendine bakan bu Yakup babayı çok sevdiğini hissetti. İpek’in yüreğinin güzelliğini babasından aldığını düşündü. Güneş Hanımın mesafeli, soğuk duruşu karşısında aralarında görünmez camdan bir duvar oluşmuştu. Serdar, çocukluğuna dair ne varsa anlatmayı sürdürdü.

    Bavul deyip geçmeyin… O bavulu evim gibi hissederdim. Bana göre annemden kalan tek miras, annemin tanığıydı. Ona ait bir şeydi, ellerinin izleri vardı. Bakıcı Necla teyze, yani yuvadaki annemiz o bavulu saklamıştı. Niçin sakladığını bilmiyorum. Büyük kırmızı bir bavul. Beni terk ederken içine epey eşya da koymuşlar. Vicdanlarını rahatlatmak için…Ancak bu konuda da kuşkularım var. Necla teyzemin koyduğunu düşünüyorum. Necla teyze beni teselli etmek için ”Çaresiz kalmıştır oğlum, yoksa insan canını bırakır mı,” derdi. Necla teyze hayatımda hep kaldı. Beni terk etmeyen tek kişi oydu. O ölünce dünya ile bağım zayıfladı sanki. Alıp başımı gitmek istedim, bir yük gemisinde iş bulup kendimi Amerika’da buldum.

    Devlet beni toprağında büyütmüş, kanatlandırmış, sonra kafesin kapağını açıp bırakmış. Hiçbir aile de beni evlatlık almamış. Sıska ve kara bir çocukmuşum. İyi ki hiçbir aile almamış. Necla teyzemden ayrılırdım o zaman… Elini cebine götürüp cüzdanını çıkardı. Fotoğraf gösterdi. Necla teyzemin tek fotoğrafı bu. Saklı saklı bana vermişti. Çünkü akşamları nöbetçi olmadığı zamanlar evine giderken gitmemesi için çok ağlıyordum. O da beni teselli etmek için evinden sürekli bir şey getirirdi. Plastikten küçük bir gemi getirmişti. Bir de bu fotoğrafı vermişti. O fotoğrafı yastığımın altını koyup uyurdum. Çocukluk işte… Yapayalnız kaldığın dünyada bir bağ istiyorsun. En çok da anne bağını… Koşulsuz seven, seni içinde yaratan o gücü…

    Yakup, Serdar’ın hikayesini dinlerken on çocuklu annesi Emine, madende çalışan babası Mehmet aklına geldi. Çocuklarını kurda kuşa yedirmemek için kaplan gibi yuvalarını korumuşlardı. Anadolu kadınının çocuğunu terk etmesi için çok önemli bir gerekçesinin olması gerektiğini söyledi. Serdar, aniden hiddetlenerek, “Hiçbir gerekçeyi kabul edemem” diyerek yerinden kalktı. “Kedi yavrusu bile bırakılmaz,” diyebildi.

    O anda yanlarına gelen İpek, babasının yüzünde Serdar’ın hikayesini öğrendiğini anladı. Babasına sessizce annesine söylememesini rica etti. Sessizlik içinde yemeğe geçtiler.

    Bu evliliğe sonuna kadar direnen Güneş Hanım ise gönülsüz de olsa gelenekleri yerine getirmekten vazgeçmedi. Damat adayının bir ailesi olsa geleneklere göre öncelikle kız tarafı erkek evinde ağırlanır, erkeğin evi yeri, ailesi görülürdü. Nasıl insanlar olduğu konusunda ilk izlenim bu yemekte edinilirdi. Sonra kız tarafı erkek tarafını evinde ağırlardı. Erkek tarafı da kızın evini, çevresini, düzenini görür, ailesine uygun olup olmadığı konusunda bir izlenim edinirdi. İki aile böylece birbirini tanıma kaynaşma fırsatı bulurdu. Güneş hanım Serdar’ın ailesinin öldüğünü sanıyordu. İpek geçiştirivermişti. Annesinin ayrıntılarında boğulmak istemiyordu. Güneş, kızım çöpsüz üzüm iyi derler de bu kadar da olur mu? Kardeşi yok diyelim, bu çocuk uzaydan mı geldi? Bir tek akrabası da mı yok ayol, diye yakındı, İpek’e… İpek de ne güzel ne kayınvalide ne görümce ne başka akraba kaprisi çekeceğim, diye şakaya vurdu.

    O gün sessizlik içinde yemeklerini yediler. Bir hafta içinde Serdar ile İpek, yıldırım nikahı kıydılar ve ABD’ye uçtular. Serdar’ın elinde epey eskimiş büyük kırmızı bavulu vardı. Güneş hanım İpek’e kırmızı bavul için epey söylendi. Serdar’ın cimri bir adam olduğu için bavul dahi almadığından mevzuya girip Nuh Nebi’den kalma bu bavulu atıp yepyeni tekerlekli bavul almalarını önerdi. Hatta evdeki bavulu almasını teklif etti. Serdar, lütfen Güneş anne ısrarcı olmayın, bu bavul işimi görüyor, diye nazikçe geri çevirdi.

    İpek, Serdar’a anne şefkatiyle baktı. Kırmızı bavul ile tanışmasını hatırladı.

    Birgün babasının arabasıyla okula giderken yakışıklı bir adamın elinde kırmızı bavuluyla otostop yaptığını gördü. Nedense gözüne ilk kırmızı bavul ilişti. Nostaljik bir bavul ve modern çok yakışıklı bir adam çelişkisini komik buldu. Hatta çevreye şöyle göz gezdirip kamera şakası olabileceğini bile düşündü. İnternette birçok kişi çeşitli kamera şakalarıyla tıklanma peşine düştüğünden her an her şey olabiliyordu. İpek bilmediği bir nedenle arabasını durdurup, “ Nereye gitmek istiyorsunuz” diye sordu. Serdar, “ Siz nereye gidiyorsunuz” diye karşılık verdi. İpek biraz gerildi, otostop yapan nereye gideceğini bilir diye düşündü, sakinliğini koruyarak, “Yolumuz farklı olabilir, hem yeni ehliyet aldım çok kalabalıklara girmeden biraz dolambaçlı yollardan gidiyorum” diye açıklama getirdi. Serdar, İpek’in gözlerindeki sevecenliği, sesindeki sabrı fark etmişti. “Tamam şimdi bineyim, uygun bir yerde inerim, çünkü nereye gideceğimi bilmiyorum” dedi. İpek, tedirgin “Niye?” diyebildi. Arkadan bir araba klakson çalarak İpek’in hareket etmesi için uyardığında, İpek panikle “Atlayın hemen” der demez, Serdar kırmızı bavulu arka koltuğa koyup İpek’in yanına oturdu. Bir süre sessiz gittiler. Arabanın radyosunda Türk Sanat Müziği, “Mademki gidiyorsun bırakıp burada beni, bir daha seyredeyim ne olur dur da seni” çalıyordu. Serdar, “ Araba babanın olmalı” diye espri yapmak istedi. İpek, “Evet, babam her zaman radyoyu bu frekansa ayarlar, ben de değiştirmiyorum, zaten arabasını çok nadir verir,” Serdar, “Eski şarkılar güzelmiş, damıtılmış duygularla yazılıyormuş.” Necla teyzem de çok dinlerdi. İpek üstünde durmadı, Serdarla oradan buradan sohbet etmeye başlamışlardı.

    Ve o günden sonra hiç ayrılmadılar. Serdar gemilerde çalışıyordu ve İstanbul’a yeni dönmüştü. İpek bir arkadaşının evinde oda ayarladı, okul dışında Serdar ile zaman geçirmek harikaydı. Serdar, gemi anılarını anlatıyor, Afrika’dan Uzak Doğu’ya kadar gittiği ülkelerden söz ediyordu. Arkadaşlıkları hızla ilerledi ve evlenmeye karar verdiler. İpek’in de okulu bitmek üzereydi. Serdar, ABD’ye gitme teklifinde bulununca hiç düşünmeden onunla dünyanın bir ucuna gideceğini anlamıştı.

    ABD Serdar için kaçış, İpek için yepyeni bir hayat demekti. Serdar, rotasız gemi gibi oradan oraya savururken kendini, bir yere ait olamama duygusunu unutmak istiyor, hiçbir yere kök salamıyordu. İpek ise sevdiği adamın rüzgârı ile buraya gelirken aklında hayata dair ne bir plan ne kaygı vardı. Ona göre sevdiği adamla birlikte her şeyin üstesinden gelebilirlerdi. Hayat onu derin yoksullukla sınamamıştı ya da bolluk içerisinde büyümemişti. Güneş Hanım ile Yakup Beyin güvenli toprağında çiçek açmış, sevgiyle büyütülmüştü. Burada elinde mimarlık gibi çok geçerli bir mesleği vardı. Her şeyin yolunda gitmemesi için bir neden yoktu.

    Ancak, ABD’de Serdar ile omuza omuza hayat kurma hayali gerçeklerle pek örtüşmedi. İpek, evliliğin sorumluluğunu taşıyabilen bir adamla evlendiğini sanırken yaralı küçük bir çocukla yüzleşiyordu. Altı ay geçmeden İpek, Serdar’ın annesi gibi hissetmeye başlamıştı kendini… İstikrarsız iş hayatı, içkiye düşkünlüğü, gerçeklerle örtüşmeyen hedefleri ile Serdar, İpek’i şimdiden yormaya başlamıştı. İpek, şefkatli, bağışlayıcı kişiliği ile Serdar’a garip bir bağ oluşturmuştu. Sevdiği adamın yaralarını iyileştiren kahraman olmak gibi bir hataya düşse de Serdar’ın ona çocuksu bağlılığı garip bir teslimiyet getirmişti. İpek, kendini çalışmaya adayıp kısa sürede iyi bir kariyer yolunda ilerlemeye başlarken Serdar’ın denizlere özgürce açılacağı yat hayalini gerçekleştirmek için imkân bile bulmuştu. Serdar, yaşayamadığı çocukluğunun, gençliğinin acısını çıkarırcasına sorumsuz bir hayatın içine dalmıştı. Taa ki İpek’in sabrının sınandığı o güne kadar…

    İpek, hostesin sesiyle irkildi. Biran nerede olduğunu hatırlayamamış gibi boş gözlerle hostese baktı.  Hostes “Efendim cenazenizi 6 numaralı kapıdan alacaksınız, size bir arkadaşımız refakat edecek,” dedi. İpek, “Bir de kırmızı bavulumuz vardı, kaybolmaz değil mi? Onu nasıl alacağım?” diye telaşla sordu. Hostes “Merak etmeyin hepsi size teslim edilecektir,” diye rahatlatıcı cevap verdi.

    Serdar, soğuk bir İstanbul sabahında İpek ve babasının katıldığı cenaze töreniyle kırmızı bavulu ile birlikte toprağa emanet edildi. Güneş anne, kızına hiçbir zaman layık görmediği bu adamın cenazesine gelmeyi reddetti. Kırmızı bavulun sırrını da hiçbir zaman bilmedi.

    Mezar taşına, “Her hayatın bavulunda ne taşıdığını hiç kimse bilemez, yargılama!” yazıldı.


    bavul öykü suare öykü şükran kaba

    Related Posts

    EDİTÖR’DEN

    Temmuz 15, 2026 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ

    SUARE ÖYKÜ DERGİSİ 5. SAYI

    Temmuz 15, 2026 Manşet

    OĞLUM EVLENİYOR

    Temmuz 15, 2026 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ

    KAYBOLAN

    Temmuz 15, 2026 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    EDİTÖR’DEN

    Temmuz 15, 2026 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ

    H. Nilgün Karataş Bavul, yalnızca bir yolculuk nesnesi değildir; birinin vedası, diğerinin başlangıç noktasıdır. Kiminin…

    SUARE ÖYKÜ DERGİSİ 5. SAYI

    Temmuz 15, 2026

    BABAMIN BAVULU

    Temmuz 15, 2026

    KAYBOLAN

    Temmuz 15, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Sahilde Kafka: Kader, kimlik ve bireysel yolculuğumuz

    Temmuz 12, 2025 Edebiyat

    Miras

    Şubat 21, 2025 Belgin Ulutay

    Alman yapımı bilim kurgu Cennete Yakın Netflix’te

    Ağustos 7, 2023 Film
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    EDİTÖR’DEN

    Temmuz 15, 2026

    SUARE ÖYKÜ DERGİSİ 5. SAYI

    Temmuz 15, 2026

    BABAMIN BAVULU

    Temmuz 15, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.