RAĞMEN – AŞKIN TÜRLÜ HALLERİ
Suare Edebiyat Topluluğu, yeni ve farklı bir seri ile okurla buluşuyor. Milenyum Serisi’nin başarısının ardından birlikte proje üretme ve birlikte yazma çalışmalarına yoğunlaşan Suare Kitaplığı, bu kez Duygular Serisi’ni kitaplıklara eklemeye başladı. Duygular Serisi’nin ilk kitabı; Rağmen – Aşkın Türlü Halleri oldu.

Suare Dergi’nin uzun yıllardır sürdürdüğü paylaşımcı ve çok sesli edebiyat anlayışının bir ürünü olan Rağmen: Aşkın Her Hâli, yalnızca bir tema kitabı değil; farklı seslerin, farklı yaşam deneyimlerinin ve farklı bakışların bir araya gelerek oluşturduğu kolektif bir duygu haritası niteliği taşıyor. Bu kitapta aşk, yalnızca iki kişi arasındaki bağ değil; kendine, hayata, geçmişe, geleceğe, anılara, kayıplara ve yeniden kurulabilen umutlara yönelen çok katmanlı bir duygulanım alanı olarak karşımıza çıkıyor.
Dizinin ilk halkası olan Rağmen, aşkı yüceltmek ya da romantize etmek yerine, onu insan olmanın en karmaşık, en yaralayıcı ve aynı zamanda en dönüştürücü deneyimlerinden biri olarak ele alıyor. Bu çalışma, aşkı tek bir tanıma sığdırmak yerine onun çoğul doğasına, kırılganlığına, direncine ve dönüşümüne odaklanıyor. Karşılıksız aşktan geç kalmış sevdalara, kayıplardan yeniden başlamalara, ayrılığın sessizliğinden birlikte kalmanın cesaretine kadar aşkın birbirinden farklı yüzleri, farklı yazarların kalemlerinden ortak bir edebi belleğe dönüşüyor.
Duygular Serisi ise her kitapta insan ruhunun başka bir katmanına odaklanmayı amaçlıyor.
ÖNSÖZ: AŞK TÜM FELAKETLERE RAĞMEN FİLİZLENİR
Yazar Nilgün Karataş, Rağmen – Aşkın Türlü Halleri kitabının önsözünde, bu kitaba ilişkin şunları söylüyor:
İnsan, hayatı boyunca en çok kendine rağmen yaşar. Ama daha da mühimi; insan, bu dünyaya rağmen sever.
Sevginin sadece parıltılı anlardan ibaret olmadığını; hayata, zamana, mesafelere, sessizliğe ve hatta kolektif yıkımlara rağmen ayakta kalan inatçı bir öz olduğunu öğretiyor hayat. Tarih bize gösteriyor ki; gökyüzünden bombalar yağarken bile mektup yazan eller durmaz. Nazım Hikmet, memleket hasreti ve hapislik acısına rağmen Tahir ile Zühtü’yü; Gabriel García Márquez, kolera salgınının ortasında elli yıl beklenen o sabırlı aşkı yazarken bize tek bir şeyi anlatmıyorlar mı?
Aşk, dünyanın tüm felaketlerine rağmen filizlenecek bir yer bulur.
Edebiyat tarihi; savaşlara, sınıflara, düşmanlıklara ve her türlü engele rağmen vazgeçmeyenlerin tarihini yazar. Shakespeare’in, köklü nefretlere ve ölüme rağmen birbirini seçen Romeo ve Juliet’ini; Goethe’nin, toplumsal normlara rağmen duyulan o yakıcı arzuyu Genç Werther’in Acıları’nda ölümsüzleştirmesini ya da Kürk Mantolu Madonna’da Raif Efendi’nin; araya giren yıllara, mesafelere ve aslında karakterinin o pısırık kabuğuna rağmen Maria Puder’e duyduğu o devasa sadakati kim unutabilir ki?
Psikolojinin kabul görmüş sınıflandırmalarında aşk “sekiz temel duygu” arasında yer almamasına rağmen Suare Edebiyat Topluluğu olarak başladığımız “Duygular Serisi”nin ilk kitabının aşk olması tam da bu yüzden… Aşkı tüm duyguların üzerinde bir çatı, bir varoluş zemini olarak kabul ettik ve türlü halleriyle öykülerimizle anlatmaya çalıştık. Çünkü aşk, her coğrafyada ve her koşulda, form değiştirse de özünü koruyan, insanı en uç noktalara taşıyan yegâne pusula…
Sadece edebiyat değil diğer tüm disiplinler de aşkı işaret ediyor bize. Alain Badiou aşkı, “İki’nin sahneye çıkışı” olarak tanımlar. Dünyanın bireyselliği ve bencilliği dayatmasına rağmen, “biz” diyebilmenin politik bir eylem olduğunu savunmak ne anlamlı…
Ya Lacan “Eksiklik” derken… Aşkın, insanın kendi içindeki o bitmek bilmeyen eksikliğe rağmen bir başkasında tamamlanma çabası olduğunu söylemez mi?
Evrende her şey bozulmaya, dağılmaya ve soğumaya meyilli; Entropi Yasası öyle diyor. Aşk ise bu fizik yasasına rağmen bir merkezde toplanma, bütünleşme ve inşa etme çabası değil mi?
Sistemin bizi tek tipleştirmesine, dijital dünyanın her şeyi Baudrillard’ın bahsettiği o sahte görüntüler evreninde bir “simulakr”a dönüştürmesine rağmen aşk direniyor.
Kendi “rağmen”lerimize ve dünyanın tüm “rağmen”lerine rağmen; aşkın her koşulda, her iklimde, her felaketin orta yerinde yeniden ve daha güçlü filizleneceğine inananlar için hazırladık bu seçkiyi. Evet, Aragon’un dediği gibi, “Mutlu aşk yoktur” ama yine de aşk hep vardır.
Okurken her sayfada kendi direncinize rastlamanız dileğiyle. Çünkü aşk, her şeye rağmen, hâlâ insan olduğumuzun en görkemli kanıtı…
ARKA KAPAK: AŞK BEKLEMEKTİR, EKSİLMEKTİR, SUSMAKTIR
Kitabın editörleri arasında yer alan Tuba Ayşe Özgür ise arka kapak yazısında Rağmen – Aşkın Türlü Halleri kolektif öykü kitabını şöyle anlatıyor:
RAĞMEN Aşk’ın Türlü Halleri Her duygunun kapı aralığında bir yeri vardır. Kimi zaman sessiz kimi zaman çığlık çığlığa yaşanan… Aşk bazen bir kapının aralığında unutulan ayakkabı, bazen yıllarca açılmayan bir çekmecede saklanan mektup olur. Bazen de bir şehrin ortasında kaybolmuş iki yabancının birbirine benzeyen yalnızlığı. Bu kolektif kitapta yer alan öyküler, aşkı çeşitli bakışlardan konuşuyor tek bir yerden anlatmıyor. Çünkü aşk yalnızca kavuşmak değildir. Beklemektir, eksilmektir, susmaktır. Bazen bir bakışta çoğalan dünya, bazen aynı evin içinde birbirine ulaşamayan iki sessizliktir. Her şeye RAĞMEN yaşanan… Her yazar kendi düşününden bakıyor. Kimi geçmişin küllerinden sesleniyor, kimi unutamadığı bir dokunuştan, kimi hiç yaşanmamış bir ihtimalden. Bu yüzden bu kitapta yalnızca aşk yok; özlem, kayıp, tutku, kırgınlık, hafıza ve insanın kendine duyduğu yabancılık da var. Bir öykü bittiğinde diğerinin içine sızan duygular, kitabı bir kalbin farklı atışları hâline getiriyor. Çünkü bazı insanlar birbirini sever. Bazıları birbirinde kaybolur. Bazılarıysa yalnızca birbirinin yokluğunu taşır. Ve aşk, belki de en çok geride bıraktığı izdir.
RAĞMEN – AŞKIN TÜRLÜ HALLERİ’NDE YER ALAN ÖYKÜLER VE YAZARLAR
- İlk Aşk, İlk Heyecan – Alev Toparlı
- Hep Seni Aradım – Arzu Kurt
- Sevmek Zamanı – Ayşe Kocabağ
- Nar Lekesi – Habibe Şenol İnan
- Aşk Kapıda Atiye Gözde Sıdar
- Aşkı Anlayanlar Kulübü’ne Davet – Elif Burcu Yılmaz
- 1001. Sokak – Emel Altuntaş
- Biz İhtimali – Fatma Özalp
- Yüzleşme – Güzin Arar
- Nar Lekesi – Habibe Şenol İnan
- Çiçek Fırtınası – Henize Nilgün Karataş
- Kök – Melike Erdoğan
- Hayal Ve Ötesi – N. Talha Karaboğa
- Görülmeyen – Nevin Sel
- Kıyıda Kalanlar – Özlem Ural
- Terlik Tıpırtısı – Selcen Gezgin
- Okuma Aşkı – Serpil Günday
- Aşıklar Günü – Sonnur Özban Karapınar
- Bir Hadise Var – Şirin Öz
- Büyü – Şükran Kaba
- Bir Ayrılığın Anatomisi – Ümit Ahmet Duman
SUARE KİTAPLIĞI



