Duygu Görücü
Sabah arabaya bindiğinde akşam gelen mesajı düşünüyordu. Uzun zamandır beklediği bu anın gelmiş olması tuhaf hissettiriyordu. Nasıl olacaktı? Ne söyleyecekti? Cevap verecek miydi? Bu sorular aklına gelince sırtından geçen ürpertiye engel olamadı. Derin bir soluk alıp anahtarı çevirdi. Yol eskisinden de uzun geldi. En son ne zaman karşılaşmışlardı? Düşündü, en az beş yıl olmuştu belki de daha fazla. Değişmiş miydiler? İllâ ki, sonuçta o da aynı kalmamıştı. Eskiden olsa kırk tane bahane bulur, gitmemek için uğraşırdı. Mesaj tam yatacağı sırada gelmişti okuduktan sonra da uyku falan kalmamıştı. Kavşağa yaklaştığında direksiyonu tutan ellerinin terlediğini fark etti. Buluşma yerini gördüğünde sırtından geçen ürperti avuç içlerini kurutmaya yetmişti. Park etti. Saate baktığında biraz erken geldiğini görünce beklemeye karar verdi. Arabanın camını açtığında gelen serinlik iyi geldi. Buluşacakları binanın önüne park eden arabayı, içinden inenleri gördü.
Saçları güneşte parlıyordu. Her zaman neşeliydi. Aralarında yaşlanmayacağını düşündüğü tek kişiydi. Her zaman kendi modasını yaratır ve ne giyse beğenmezdi. Onun istediği gibi giyinmediğinden her zaman görmezden gelirdi. Hep birlikte olduklarında konuşmasına bile fırsat vermez, ola ki bir şey dese de duymaz kendi lafına devam ederdi. Herkesi dinlerdi ama o bir şey söylediğinde “Saçmalama, ne bileceksin sen?” diyerek sustururdu.
Her zamanki güveni üzerindeydi. Lilâ rengi elbisenin etek uçları uçuşuyordu. Eşi etrafında pervaneydi. Attığı kahkahayı ve o sesin etrafına yaydığı neşeyi buradan bile görüyordu. Çocuklarını da kendi beğenisine göre giydirmişti. Çok severdi uyumlu olmayı ama sadece kıyafetlerde olduğunu kimse bilmezdi, ondan başka… Arkalarına yanaşan arabadan da tanıdık başka bir yüz inmişti. Evin büyüğü olan abisini görünce nefes alış verişi hızlandı. Gözlerini kapatıp sakinleşmeye çalıştı.
Aralarında yaş farkı aylarla ölçülse de her zaman büyüklük taslar, kendince ağabeylik yapardı. Terazisi hep tek taraflı olsa da adaletli olmasıyla övünürdü. Yanlış yapan kız kardeşleri olsa da suçlu belliydi. Bahanesi de hep hazırdı, “O daha küçük, nereden bilecek böyle şeyleri,” suçlayacağı zamanların dışında yaşını hatırlamazdı. Neredeyse yaşıt olmalarına rağmen her yere yaşının tutmadığını söyleyerek götürmez ama küçük kardeşleri istediğinde hemen tamam derdi. Tüm derslerini o yapsa da başarısını göğsünü gererek ortalarda sergilerdi. Haksız da sayılmazdı çünkü bu başarıyı görmeyen sadece abisi değildi, anne babası da aynıydı. Evin en tembeli, işe yaramazı, mızmızı oydu.
Eşinin kapısını açtı. Ortalıkta gezen centilmen bey rolünü oynamayı çok severdi. Adalet sistemi dışarıda da görünürdü ama evde eşini görmezden gelip, dinlemediğini, kölesi gibi davrandığını kimse bilmezdi. O kadın da neden hâlâ duruyordu bununla çözemiyordu. Çocuklarının olmamasını da kadına yüklemişti. Belki de suçluluk duyuyordu kadın, ondan gitmiyordu. Evin başarı timsali üniversiteyi zar zor bitirmiş, güç bela babamın yardımıyla iş bulmuştu. Sorsan, babam dahil, herkes hâlâ ona toz kondurmaz, tırnaklarıyla geldiğini söylerdi.
Annemin cenazesinden sonra haykırıp, her şeyi söylemeye niyetlenmiştim. Yapılan haksızlıkları, onların sahteliklerini, yıllarca beni görmediklerini her şeyi söyleyecektim. Babam engel oldu. Şimdi hatırlamadığım bir sebepten dolayı ortalığı kasıp kavurup kabağı benim başımda patlatmıştı. O gün son görüşümdü hepsini, bugüne kadar. Babamın doktoru çağırmıştı, son veda demişti. Telefon numaramı biliyor olmalarına şaşırmıştım. İçeri girdiğimde sahteliklerini görmek, babamın yanında üzüntülü tavırlar takınacak olmaları ve benden sessizce kabullenmemi beklemeleri. Evin başarısızı olarak gördükleri benim aslında hepsinden daha başarılı olduğumu kabullenmeleri olası mıydı? Sanmam.
İkisi de eşleriyle beraber binadan içeri girdi. İzledim. Saate baktım, vakit gelmişti. Derin bir soluk aldım ve anahtarı çevirdim. Binayı geride bırakırken aynadaki görüntüsü de küçülüp, yok oluyordu.

Duygu Görücü, Balıkesir’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Balıkesir’de, liseyi yatılı olarak İzmir’de Maliye Okulu’nda okudu. 1996 yılında başladığı memuriyet hayatı devam ederken, öğrendiği günden bu yana okumayı, ortaokuldan bu yana da yazmayı seviyor. İki kolektif kitapta öyküleriyle yer aldı. Halen kızı ve kedisiyle Balıkesir’de yaşıyor ve yazmaya devam ediyor.

