Mahinur Çenetoğlu
Bir bahar sabahının getirdiği tüm umutlara rağmen felaket bir şekilde uyanmıştım. Hayat beni o yatağa adeta yapıştırmıştı. Ört ki ölem diye bir düşünceyle karamsarlığımın yüz elli tonunu yaşıyordum. Bıraksalardı uyuyacaktım, Asya’nın anneme beni ispiyon etmeyeceğini bilsem uyurdum da.
Asya uyanmış, giyinmiş, yüzündeki gülümseme ve en parlak haliyle balkonda, kahvaltı masasında, Ayşe Hanım’ın karşısında yerini almıştı bile. Aslan ise gözünün çapağı yerli yerinde, saçları darmadağın, üzerinde şort, ayaklarını sürüyerek o masaya adeta çökmüştü. Ayşe Hanım ikisine de bakıp hayret nidaları attı.
“Pes vallahi, siz ikiz olduğunuza inanıyor musunuz? Yani ben doğurmasam vallahi de inanmam billahi de inanmam. Aslan oğlum, topu topu beş dakika önce doğdu Asya senden. Bir ona bak bir sana!” diyerek o sabahki rutin fırça darbelerini Aslan’ın üzerine atmıştı. ‘Bir tek sen mi ergensin oğlum? Bu ne hal?’ diye devam edecekti ki Asya en romantik halinde annesinin ellerini öpüp.
“Sakin olunuz anneciğim, bu kadar hiddet göstermeyiniz. Tansiyonunuz falan çıkar Alimallah, tövbe tövbe” diyerek ve o harika gözlerini Aslan’ın üzerine dikip en bilgiç, en seksist konuşmalarından birisini yapmıştı. “Aynı karında yatmış olsak da sonuçta o erkek.”
Ayşe Hanım tansiyon ilaçlarını almak için sofradan kalktığında iki kardeş arasındaki muhabbet hız kesmeden devam etmişti. Aslan beş dakika büyük ablasının suratına bakıp bir şeyler arıyordu.
“Abla anımsadın mı, seninle o yıl on sekiz yaşımıza girip tamamen özgür birer birey olma yolunda ilk adımlarımızı atacaktık. Herkes ikimizin pek çok noktada birleştiğini zannediyordu. Oysaki ben kendime tamamen başka bir yol çizmiştim. Aklım başıma geldikten sonra ilk yapacağım iş bu domestik aileden ve senden uzaklaşmak olacaktı. Hiçbir açıdan uyum sağlayamadığımız acı bir gerçekti.”
Ablası sinirle tek kaşını havaya kaldırarak konuştu.
“Sahi mi? Ay biz de ailecek sana bayılıyorduk, hele annem ve ben, gitme diye gözünün içine baktığımızı mı sandın?” Büyük bir kahkaha atınca sinirleri bozuldu Aslan’ın, gözleri doldu.
“Peki hiç mi iyi anımız yoktu yaaaa?”
“Var tabii olmaz mı,” dedi Asya. Düşündü, Aaaa bak dur şimdi anımsadım bir tanesini. Hani sekiz yaşımızda falandık hep birlikte sahile gitmiştik.”
Erkek kardeşin yüreği biraz umutla dolmuşçasına bakıyordu ablasının gözünün içine.
“Ayyy, sahi, di mi çok güzel bir gündü o gün.”
“Hiçbir şey hatırlamadığın nasıl da belli Aslan. Sen gelmem diye tutturmuştun da annem kızıp terliği kafana fırlatıvermişti. Hatırla bakalım sonra ne oldu?”
Aslan’ın suratı asıldı, annesi o gün terliği fırlatınca kaşı yarılmıştı, sahil kenarına değil hastaneye gitmişlerdi de annesi ona çok kızmıştı. ‘Terlik atılan ben, kaşı yarılan ben, kızılan yine ben’ elini kaşına götürdü iki dikiş atılan yerdeki izi parmağının altında hissetti. Hırsla konuştu.
“Gül, gül, senin en iyi yaptığın şey bu zaten. İzin verirsen ben güzel bir şeyler hatırlamaya çalışıyorum.”
“Tamam tamam hadi anlat bakalım anımsadığın iyi anı neymiş?”
“Hatırlamama bile izin vermiyorsun, sen ne bencil bir ablasın beş dakikalık ablasın işte o kadar.”
“Uzatma hadi anlat, geveze, boş boş konuşuyorsun yine. Hep böyleydin zaten sen.”
“Hııı sen de hep sinsi, hesapçı, hadi neyse sus da dinle, dinle de bak neler anımsıyorum. Senin tüm foyanın ortaya çıktığı anın belgesidir bu.”
Asya biraz şaşkın baktı, sonra hemen toparladı kendini.
“Ahhh çok kırıldım, hadi anlat bakalım neler yumurtlayacaksın yine.”
“Deniz kıyısında oturmuştuk, o durgun denize bakarken, bana geçmiş anılarından seni en çok etkileyen bir anını anlatır mısın demiştim.”
“Eeee!”
“Sen de annemin sana bir hayat sigortası yaptırdığını, bunun seni çok mutlu ettiğini, ileride okul yaşamında hiç sıkıntı çekmeyeceğini söylemiştin. “
“Eee ne var bunda!”
“Sekiz yaşındaydık, sen ne biçim bir kafadaydın da böyle maddi konuları düşünebiliyordun. Anormal bir tip olduğun taa o zamanlardan belliymiş. Hastasın biliyorsun değil mi? Sekiz yaşında bir kız çocuğu bunları düşünmezdi ki? O bebekleriyle oynamayı düşünür. Sense o yaşta bile para hesabı yapıyordun.”
“Sensin hasta, ben gayet normalim, bir düşün annem neden sana hayat sigortası yaptırmadı? Sonuçta ikizimsin benim.”
“Senin bir boka yaramayacağını düşündüğü içindir, bu salak tek başına bir halt edemez ben buna biraz destek olayım demiştir. Sana koyduğu isimden belli zaten Asya, neden Asya, neden? Bir de bunu düşün. Keşke Avrupa olsaydı. Bunu çok isterdin di mi?
“İyice saçmaladın sana da Aslan demişler şu haline bak, kuyruğun noksan, tüysüz Aslan.”
İkimiz de susmuştuk, otuz yaşında büyümemiş iki insan anne babasını kaybedince bu noktalara da gelebiliyormuş. O anıları yaşadığımız zamanlar çok gerilerde kalmıştı. Şimdi olgun iki insan gibi konuşabilirdik. Öyle sanıyordum. Geçen zaman ikimizi de belli noktalara getirmiştir diye düşündüm. Ben o zamanlarda uyuşmuş hissediyordum, çocukluğumun ergenliğimin tüm sınırları fazlasıyla zorluyordu. Sık sık kafam karışıyor kendimi her konuda yetersiz hissediyordum. Annemin anlayışsız tavırları, babamın beni erkek olarak görüp yine de yanımda olmaması. Aynı karında yattık diye benim de kız gibi davranmamı mı bekliyorlardı? Odamı toplamam, kendime özen göstermem mi gerekiyordu? Ben dağınık seviyordum, bunu anlayacak kapasite yoktu kimsede. İçimde kopan fırtınalarla okyanusun ortasında yüzme bilmeyen fakat karaya ulaşmaya çalışan bir insandım, Tek amacım bu kısır döngüden çıkıp varlığımı ispatlamak içen bir şeyler yapmaktı. Kimse beni görmüyordu, sevmiyordu. Ben de senin gibi kusursuz mu olmak istiyordum, bilmiyordum. Kim bilir belki de yapmak istemiyorum deyip esasında fazla mı istiyordum, bilmiyordum, kaybolmuştum. Kimsenin beni bulmaya niyeti yoktu. Birden okyanusun suları sakinleşti, o dalgalar duruldu, kara görünür gibi oldu. Su beni sakince sürüklerken karnımda bir yerlerden bir ses yükseliyordu. ‘Dağları deldim tek başıma, çölleri aştım, bir başıma, bir tek ben erkek başıma, ben de yıkılmam,’ burası esasında kız başınaydı da ben değiştirdim. Canım nasıl isterse öyle söyleyiverdim işte.
On beş yaşımın verdiği uçarılıkla doğum günümüzde ki ben artık hiç sevmiyorum o doğum günlerini sana alınan kız bisikletinin aynısını bana da almaları çok canımı sıkmıştı Ben, annemin yüzüne şaşkınlıkla bakarken, “Ayy mavisi yoktu, ne olcak canım, sonuçta ikizsiniz. Ha mavi ha pembe,” diyerek sırıtması, sonra pastanın tamamen kız konseptine uygun oluşu, travmalarımın en muhteşemlerinden birisiydi. Anneme bağırmıştım.
“E olmadı bana da pembe giydirseydiniz.” Kapıyı çarpıp çıkışım ve o günden sonra seninle yapılan hiçbir doğum gününe katılmayışım. Bunlarda mı beni anlamak için yeterli olmamıştı. Koşarak bodrum katına kilitlemiştim kendimi. Orada saatler geçirdim, gelen giden yoktu. Sonunda stresten ve açlıktan uyuya kalmışım. Rüyamda ıssız bir sahilde küçük bir kulübe içindeydim. Etrafta kimseler yoktu, edep yerleri derilerle örtülü, kafalarında tüyler bulunan iki esmer adam sığındığım küçük kulübede beni yalnız bulunca zaten derme çatma sazlardan olan kapımı kırdılar ve içeri girip yerleştiler. Koruyanım yoktu ki, herkes yukarıda senin doğum gününü kutluyordu. Benim yokluğumun farkında bile değildiniz. O yerlilerde beni görmüyordu, beni görselerdi bu kadar da rahat davranırlar mıydı? Bilmiyorum.”
”Sonunda beni bulduğunuzda yarı baygındım ama hatırlıyordum. O yerlilerin, beni az kalsın çiğ çiğ yiyecekmiş gibi üstüme saldırmalarını hiç unutmadım. Öyle bir şey olmadı mı? Haklısın, haklısın, ben Aslanım ve hayal dünyam çok geniş. Sen neler yaptın? Çok mu zengin oldun? Hadi canım! Tamam tamam, ben hala elimde mızrağımla yel değirmenlerine savaş açmakla meşgulüm. Neden mi? Bilmem, belki de bu adaletsiz dünyayı değiştirme arzusu içerisindeyim. Büyük yanılgı biliyorum, hayat bu kadar basit değil ama anıların gerçeği uymayan bir kurgusu var sevgili Asya, bu da beni ben yapıyor işte.”
Başını önüne eğmiş, dudaklarını ısırıyordu Asya, elini yavaşça kardeşine uzattı. “Korkma kardeşim, zaman geçti biliyorum, kimsemiz kalmadı ama cesaretimizi koruyacağız” dedi. Aslan, gözleri dolu dolu Asya’ya bakarken kafasına yediği minik bir şaplakla kendine geldi.
“Ayrıca beni dinlemek zorundasın, ben senin beş dakikalık farkla bile ablanım.” En hain sırıtışla fısıldadı. “yoksa kafanı kırarım…”

Mahinur Çenetoğlu, Ankara’da dünyaya geldi. Otuz beş yıl beyaz yakalı olarak Milletlerarası Ticaret Odası’nda çalıştı. Profesyonel yazım hayatına 2020 yılında başladı. 2021 yılında Yaşar Kemal Anısına Öykü Halk Bilim Araştırması ve Şiir Yarışması’nda Öykü dalında “Bezgin Demokrat” isimli öyküsüyle finalist oldu. Beş kollektif kitapta öyküleri yayımlandı. 2023 yılında Banliyö Kitap tarafından basılan ilk novellası “Aşkın Istırabı”, Ekim 2004’te Mahal Edebiyat tarafından basılan ilk öykü kitabı “Evlilik Fotoğrafını Kim Aldı” okurla buluştu. Distopya Dergi’de yazıları yayımlanıyor. Otuzdan fazla öyküsü çeşitli internet dergilerinde yer aldı.


