Arzu Kurt
Korkuyorum.
Kendi başıma öğrendim korkmayı ben. Öyle süperego baskısı, hegemonik güçler, aile ya da Tanrı’dan değil. İnce ince sızdı içime. Beni beğensinler isteği, yalnız kalırsam korkusu, sevdiklerimin başına bir şey gelir kaygısı… İlmek ilmek ördüm ben korkumu.
Halbuki bir sıkımlık canım var. Uyuduk uyanamadık olacak.
Evdeki eşyalar bir bir karşıma dikiliyor. Ne yana gitsem gözleri üzerimde. Yatağım tükürüp atacakmış gibi beni, sandalyem uzamış bacaklarıyla peşimden koşacak. En çok kalemlerimden korkuyorum galiba kalbime ve beynime batan… Yine de çıkıp gidemiyorum evden. Bir kaplumbağa misali mezarımı taşıyorum üstümde.
Hiçbir köpek evime kadar takip etmedi beni. Bu yüzden “Köpekler yüzünden kendime karşı küçüldüm” diyemeyeceğim ama “Yalnız kalmaktan korktukça yalnızlığım artıyor” tam bana göre afili bir cümle. Ben de mi “Demek ki diyemeyeceğim bir yerlere gelmiştim.”
Yetmiş iki doğumluyum, yaştaşım sayılır; o ‘henüz eşyasının özelliklerini koruduğunu’düşünüyor. Yetmiş beşli adsız dostum, benden önce varmış yine de eşyanın tabiatına. “Ya eşyalar delirirse” sorusu aklımda bir yerlerde kalmış olmalı.
O benden dirayetli çıktı. “Yüksek sesle de düşünürdüm; istediğim kadar korkar, istediğim kadar ölürdüm diyordu, Ubor-Metenga’dan korkmadan.
Ben, benim ben olmamamdan korkuyordum en çok. Ben, ben miyim?
Değildim.
Ya korkaksındır ya cesur. Bedenin “savaş ya da kaç” diye emreder sana. Ben ikisini de yapamıyordum. Medusa bakışıyla yakalamıştı beni. Aynada düşmanıma bakıyordum.
Munch’ın ‘Çığlık’ tablosu dalgalanıyordu zihnimde, her şey bir salınımın içine sıkışık.
Savaşıyorum. Zihnim, içinde kendisine dolaşık. İçimdeki ses korkmuyor kelimelerden; gürültücü, cesur.
Korku öğrenilebilir, koşullanabilir. Cesaret öyle değil ya hani. İçimizdedir en başından beri. Ya vardır ya yoktur. Korkmamak değil; korkuya rağmen, doğru olanı yapabilmek, sonuçlarına katlanabilmektir. Cesur olmayı denemek istiyorum.
Bedeller ödüyorum.
İnsan özgürlüğe mahkumdur. Seçimler yapıyorum.
Korkunun kaynağının ölüm olmasıyla; insanın “ölüme doğru varlık” olmasının, yaşamına anlam katması ne yaman çelişki. ‘Ölmeye Yatmak’ istiyorum.
Ölmek üzere olan insanların, tüm toplumsal baskılardan, kurallardan, sonuçlardan azade istediğini yapma cesareti ne kadar güçlü. Peki bizi engelleyen ne? Ölümden korkarken, öleceğini bilmenin seni cesur yapması ne garip.
Ölümü inkâr ediyorum.
Unutkan yapımız bunu kolaylaştırır. Sonsuza kadar yaşamak isteriz. Öleceğimizi biliriz oysa. Bu çelişki dayanılmazdır. ‘Ölümsüzlük projeleri’ geliştiririz. Ben çocuklarımı ve sanatı seçiyorum. Hayatımıza verebileceğimiz anlam, ölümü yenebilecektir. Cesaretimi topladım.
Yazıyorum.

Arzu Kurt, Karabük doğumlu, evli, iki çocuk annesi. İstanbul’da yaşıyor. Denize ve kitaplara aşık. Uludağ Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü mezunu. Bir kamu bankasında şube müdürü olarak rakamlarla geçen yılların ardından emekli olup kelimelere yöneldi. Yaratıcı yazarlık atölyelerinde başladığı ikinci kariyerinde kolektif kitaplarda altı öyküsü ve iki dergi yazısı yayımlandı. Yazı yolculuğuna Suaremag’da devam ediyor.

