Hakan Akdoğan
Herhangi bir grubun sempatizanı değilim. Kan böcekleri hayranıyım. Elbette gökyüzü güzel ve asfalta yapışmış yavru kedilerden yanayım. Marvel’de dublör olamadım. Kazım Koyuncu’yla tanışamadım. Babamı döven adamı dövdükten sonra babama posta koyuşumdur en büyük başarım. Bana akıl verecek birisine şiddetle ihtiyacım olsa da her bulduğumda onu reddettim. Akıl verenlerden hep çekindim. Omurgamı dik tutarak iki ayak üzerinde kalabilmek için ödediğim bedel ağır geldi. Neyi, ne gerekçeyle yaptığımı bilmeden ölüp gitme duygusundan çok korktum.
İnsan doğası üzerine çok düşündüm. Bir başkasına benzeyerek yaşamanın en güvenli yol olduğunu gördüm. Bir başkasına benzememek için başkalarından uzak durdum. Durdum ben işte. Öylece.
Çürümeyi kabullendim durduğum yerde. Gövde kıpırdamazsa çürür. Çocukluğumda Simurg Apartmanı’nın merdivenlerinden itildikten sonra kırılan köprücük kemiğimin sızısıdır durmamı söyleyen her hareket edişimde. Beni itekleyen kim mi? Bence beni itekleyen bendim. O kemik kırılsın da hayat boyu sızlasın diye. Esas sorun sürekli kendimi itmemdi olmadık yerlerde, olmadık zamanlarda. İnsanların önlerine düşüveriyordum. Lisede en zengin babanın oğlunun önüne düştüm mesela. Epey tekmeledi. Üç gün okula gidemedim. Üniversitede rektörün önüne düştüm. Üç ay okuldan uzaklaştırıldım. Mezun olunca girdiğim o halkla ilişkiler işinde patronun önüne düştüm. Kovuldum. Kitap yazınca yayıncıların önüne düştüm. Sustum.
Kuşlar uçtu, padişahlarını bulamadılar, hayatın kısa olduğunu anlayıp aradıklarının kendileri olduğuna karar verdiler. Beyazlar kirlendi, madalya gerekliydi, birilerini şampiyon ilan ettiler. Ben ararken kirlendim. Durduğum yerde de sonuncu oldum. Cüzam ısırmış beni. Oblomov tutmuş elimden. Olric su dökmüş saksıma. Zebercet asmış beni kravatla. Dirmit masal anlatmış bana. Olmamışım. Olamamışım.
Kim olmak istediğimi bilemedim hiçbir zaman. Bu yüzden de istemediğim çok şey geldi başıma. İstemekten korktum. Ummaktan. Hezeyanlara kapılıp umut duymaktan. Korktum hep. Korktukça durdum. İyi dururum ben. Kıpırdamadan.
Ben koşulları oluşturmadım, koşullar beni oluşturdu. Konuşamadıklarım hakkında susmam gerektiğini söylemişti birisi bana bir gece. Her konuşmak istediğimde bu gelir aklıma. Susarım. Konuşamadığımdan değil. Korktuğumdan. Sizden korkuyorum.
“Seyret ve bekle,” dediniz hep. Seyrediyorum ve bekliyorum. Attığınız adımları, ziyafetlerinizi, gittikçe kabalaşan davranışlarınızı, arsızlıklarınızı… Birçok şeye sahipsiniz ve daha fazlasını istiyorsunuz. Hiçbir şeye sahip değilim ve bazı şeyler istiyorum. Sizin mutsuzluğunuz daha büyük benden. Anlayamıyorum. Kendimi hayatta tutacak temel ihtiyaçlar uğruna debelenirken sizlerin benden daha büyük bir hırsla daha güçlü bir araba, daha konforlu bir ev, daha lüks bir tekne için ölümüne mücadelenize şaşırıyorum. Cehennemimi sistemli bir biçimde inşa ediyorsunuz. Cehennem bir mekân değildir, cehennem sizin varlığınızdır. Modernizmin dayattığı hiyerarşiyi alaşağı edip kurduğunuz düzeni yeniden inşa etme zamanı geldi. Bana dayattığınız basamak atlama umudu bugüne kadar işe yaradı.
Umut hastalıktır, öğrendim. Umutla uyuştum. Adaletsiz özgürlükle avuttunuz beni. Bunun bir kandırmaca olduğunu anladım artık. Adaletli, eşitlikçi özgürlüğü inşa edeceğim. Sizin için de…
Çok ileri gittim değil mi? Benim için çok fazla. Söyler söylemez tedirgin oldum. Bir anlık heyheylenme işte. Kıpırdasam bir yaprak daha düşecek benden. Bir rüzgâr esecek, devrileceğim. Durayım ben. Durmazsam saldırmak zorundayım. Saldırdıkça da kendime yabancılaşacağım. Bir katarakt indi zihnime. Bir kuyu aktı içimden içine düşmem için. Dilimde fesleğenle, dudaklarımda iğneyle, tırnaklarımda penseyle yaşıyorum. Kendi kapanımda. Ayarsız bandolar geçiyor yanımdan. Kravatlar ve degajeler. Şah damarlarına saplı çocukluklar.
Söylemiş miydim; bir bitki öldüreceğimi? İtekleyeceğim onu. Saksısıyla yuvarlanacak. Huzura ihtiyacım var. Onu öldürünce rahatlayacağım. Onu öldürdükten sonrası için hayal kuruyorum. Gelecekte anılar inşa ederek tutunuyorum yaşama. Sırtlan umudu taşıyorum. Bana ne kalırsa başkalarından, hepsini dişleyeceğim, kemireceğim, emeceğim. Ben çürümedim ama çürümüşlerden beslendim. Duracağım ben işte öyle. Bekleyeceğim. Daha önce tanıdık olan her şey bir anda yabancı gelmeye başladı zira. Artık cesaretim var.

Hakan Akdoğan, Hacettepe Üniversitesi ‘İngiliz Dil Bilimi’ bölümünü bitirdikten sonra Anadolu Üniversitesi ‘Medya ve İletişim’ bölümünü tamamladı. Uludağ Üniversitesi’nde ‘İnsan, Toplum ve Felsefe’ programında yüksek lisans çalışması yaptı. Sanatla Terapi ve Adli Psikoloji Uzmanlığı eğitimleri aldı. International Dublin University’de Sosyal Psikoloji alanında Master derecesi yapmaktadır. 2003 yılından bu yana birçok üniversite ve kurumda ‘Yaratıcı Yazı’, ‘Derin Okuma’, ‘Sanatla Farkındalık’ gibi konularda eğitimler vermekte, çeşitli platformlarda konuşmacı olarak yer almaktadır. Halen bazı üniversitelerde ve çeşitli kurumlarda eğitimler vermekte, yayınevlerine yayın danışmanlığı yapmaktadır. Distopya Akademi’nin kurucusudur. Nü Peride, Gölge Yaşatan, Struma, İlişmek, Varlık ve Piçlik, Kirpi Mesafesi, Kenet adlı romanları yazdı. Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazandı. Eserleri birçok dilde ve ülkede, yabancı okurlarla da buluşmaktadır.


