Close Menu
    Son Eklenenler

    Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

    Kasım 3, 2026

    Sıradan Hayatların Sessiz Çığlığı: Kelebek Çalısı

    Kasım 3, 2026

    Uyanmak: Uyuyan Kadın ve Kaybolan İnsan

    Kasım 2, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Çarşamba, Kasım 4
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      KOPENHAG: GÜVENİN VE HAFİFLİĞİN KONFORU

      Eylül 1, 2026

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

      Kasım 3, 2026

      63. Altın Portakal Ödülleri Sahiplerini Buldu: Gecenin Kazananı “Taş ve Tüy”

      Kasım 1, 2026

      Beyoğlu Caz Festivali 13 Kasım’da Başlıyor: Cazın Yeni Sesleri Şehre Yayılıyor

      Ekim 28, 2026

      SAYIM ÇINAR İLE KÜLTÜR SANAT TURU

      Ekim 20, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Sıradan Hayatların Sessiz Çığlığı: Kelebek Çalısı

      Kasım 3, 2026

      Ayın Kitapları: KASIM AYINDA NE OKUYALIM?

      Kasım 1, 2026

      Metis Yayınları’ndan iki yeni kitap: Sinema hafızasından Aydınlanma eleştirisine

      Ekim 27, 2026

      Kahire’nin sözde modernleşmesiyle değişen Doğu’nun çehresi

      Ekim 26, 2026

      Ayın Şarkıları: KASIM AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Kasım 1, 2026

      Beyoğlu Caz Festivali 13 Kasım’da Başlıyor: Cazın Yeni Sesleri Şehre Yayılıyor

      Ekim 28, 2026

      Yağmur Ender’den “Gece Nöbeti”

      Ekim 23, 2026

      Tutu Aydınoğlu’ndan Mirzayev’e yeni bir yorum: “Hafızanın Kontrpuanı” albümü çıktı

      Eylül 29, 2026

      ÖMRÜMÜN MEVSİMLERİ

      Ekim 15, 2026

      İsmi Olmayan Hikâyeler – IX

      Ekim 14, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      İsmi olmayan hikâyeler – VIII

      Ağustos 30, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Guido Casaretto’nun “The Sea Peoples” sergisi SANATORIUM’da açılıyor

      Ekim 27, 2026

      Doğum Gününde Âşık Veysel’i Anmak

      Ekim 26, 2026

      Bursa’da Zaman: Çağdaş sanata açılan yeni bir kapı

      Ekim 16, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

      Kasım 3, 2026

      Uyanmak: Uyuyan Kadın ve Kaybolan İnsan

      Kasım 2, 2026

      En Sevdiğim: Kırılan Kalplerin Tekrar Çekimi Var mı?

      Ekim 29, 2026

      Zaaflar Statü Tanımaz: Primetime’da Kim Av, Kim Avcı?”

      Ekim 24, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Abbas: Masalla Gerçek Arasında

      Ekim 31, 2026

      Güneşin Oğlu, İkinci Sezonuyla Zorlu PSM Sahnesinde

      Ekim 31, 2026

      “Terzi Fikri” 1 Kasım’da Kozzy’de sahnelenecek

      Ekim 27, 2026

      30. İstanbul Tiyatro Festivali Lacrima ile başlıyor

      Ekim 15, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

      Kasım 3, 2026

      Sıradan Hayatların Sessiz Çığlığı: Kelebek Çalısı

      Kasım 3, 2026

      Uyanmak: Uyuyan Kadın ve Kaybolan İnsan

      Kasım 2, 2026

      AŞK YALANMIŞ

      Kasım 1, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Küçük bir kâğıtta koca bir hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

      Eylül 25, 2026

      ÖZLEM GÜLLER ÜNAL RÖPORTAJLARI

      Eylül 13, 2026

      ‘Yazmak ömür boyu sığınağım oldu’

      Ağustos 29, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      İlk gotik roman: Otranto Şatosu

      Ekim 27, 2026

      Karanlığın değişen yüzü: Gotik edebiyatın tarihsel gelişimi

      Eylül 15, 2026

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      SEMA VE HALİT

      Kasım 1, 2026

      BAŞKALARININ GÖZÜ VE UTANÇ: THE SUBSTANCE

      Kasım 1, 2026

      İlk gotik roman: Otranto Şatosu

      Ekim 27, 2026

      Polat Özlüoğlu ile “Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar” romanı üzerine

      Ekim 13, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » KAPI HENÜZ KAPANMADI
    Eda Büyükçapar

    KAPI HENÜZ KAPANMADI

    Eylül 1, 2026Yorum yapılmamış8 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Eda Büyükçapar

    Bir aşığın gözyaşları, sanki gecenin bütün sessizliğini yararak cam bilyeler gibi dökülüyor, parkelerin üzerine saçılıp kendi küçük yörüngelerinde yuvarlanırken üzerlerindeki ışığı kırıyor; kırılan ışık gökkuşağının bütün renkleriyle evin duvarlarına vuruyor, duvarlar bir anlığına başka bir âlemin yüzeyine dönüşüyor, mekânın bütün poetikası yerinden oynayıp kendinden geçiyor, ev dediğimiz o tanıdık yer aşkın ve acının görünmez titreşimiyle sarsılıyordu. Zaman fısıldadı: “ Kapı henüz kapanmadı…” 

    Bazen insanın hayatındaki en büyük kırılma, kapının çarpılarak kapanmasıyla değil, kapının hiç açılmamasıyla başlar; çünkü bazı esaretlerin demirden değil, aile albümlerinden, çocukluğun duvarlarına sinmiş yemek kokularından, “el âlem ne der” cümlesinin yıllar içinde cilalanmış anahtarından yapıldığını ancak büyüdüğümüzde anlarız. Babaevinin penceresinden geceye bakarken Galata Kulesi’nin karanlığın içinden siyah pelerinini savurarak çıkıp mavi gömleğinin düğmelerini ay ışığıyla iliklediğini gördüğüm o eski gecelerde, şehir bana hep aynı şeyi fısıldardı: “Kapı henüz kapanmadı.” Sanki hayat, bütün hükümlerini vermeden önce sigarasını yakıp kenara çekiliyor, insanlara kendileriyle baş başa kalabilecekleri küçücük bir merhamet payı bırakıyordu. Galata, Haliç’in üzerine eğilip bir ihtiyar gibi gülümsüyor; Kızkulesi, kıskançlığını denize bırakıyor; Emirgan’ın laleleri henüz açılmamış yaraların kırmızısını taşıyor, Hidiv Kasrı’nın sümbül kokusu gecenin cebinden çıkarılmış eski bir mektup gibi havaya dağılıyordu. Bir zamanlar tüm baba evlerinin oldukça güvenli olduğunu sanmıştım; sonra güvenin de bazen kadife kaplı bir hücre olabileceğini öğrendim. İçeride üşümezsiniz, aç kalmazsınız, hatta size düzenli aralıklarla “iyi misin?” bile denir; fakat pencerenin açılıp açılmayacağına başkası karar veriyorsa, insanın konforu yalnızca esaretin iyi döşenmiş hâlidir. Anneler bunu bilirdi. Bilmek istemediği şeyleri de bilirdi. “İnsan,” derdi, “bazen alıştığı zinciri bile aile yadigârı sanıyor.” Sonra susardı. O suskunlukta yıllarca söylenmemiş kadın cümlelerinin uğultusu vardı. Bir kadının yalnızlığını, yalnızca kadınların birbirlerine uzaktan bakıp sessizce başlarını eğdikleri o anlaşılmaz koridorda anlayabilirdiniz. Melike bir gece bana, “Erkekler kadınların korkularını gerçekten anlayabilseydi,” dedi, “dünya daha az gürültülü bir yer olurdu.” Çayından küçük bir yudum aldı; yüzünde kekremsi bir gölge belirdi. “Belki de mesele erkek olmak ya da kadın olmak değil,” dedim. “Mesele, bir başkasının hayatının duvarlarını kendi güvenliğimiz sanmak.” Gülümsedi. “O zaman,” dedi, “bize kapının henüz kapanmadığını hatırlatan biri lazım.” O cümlenin o kadar masum bir tarafı vardı ki, içinde bir devrim saklandığını ancak yıllar sonra anlayabildim.

    Kapı henüz kapanmadı: İnsan bazen bütün ömrünü yanlış yerde yaşadığını anlamak için yalnızca bir anlık açıklığa ihtiyaç duyar. Bir an; bir evliliği terk etmeye yetmez belki ama insanın neden kalmak istediğini sorgulamasına yeter. Bir bavul hazırlamaz, fakat bavulun neden hiç hazırlanmadığını gösterir. Bir kadını evinden çıkarmaz; fakat evin neden onun üzerinde kapandığını görünür kılar. Bir adamı ailesinden koparmaz; fakat ailesinin sevgisiyle itaati birbirine karıştırdığı o eski denklemin sonucunu önüne koyar. Melike’nin rüyasında gördüğü piramitler de böyleydi: Gecenin içinde, tavanı olmayan bir mezarın ortasında yürürken saçları tavus kuşu tüylerine dönüşüyor, hiyerogliflerin altında başka metinler beliriyor, her yazının altında daha eski bir korku, her korkunun altında daha eski bir itaat yatıyordu. Bir ses ona, “Sen İsis’sin,” dedi. “Hayır,” diye cevap verdi, “ben yalnızca kendim olmak istiyorum.” Ses güldü. “Bunun için bile önce sana verilmiş bütün isimlerden kurtulman gerekecek.” O anda piramitlerin taşları birer birer eridi ve ortaya bir apartman dairesinin salonu çıktı. Ne tuhaf: İnsanlığın en eski mezarlarından birinin içinden çıkıp en modern hapishanesine gelmişti. Buzdolabının uğultusu, üst komşunun matkabı, kapı aralığından süzülen televizyon ışığı, merdiven boşluğunda biriken yemek kokuları… Medeniyet dediğimiz şey bazen yalnızca daha sofistike seslerle çalışan bir hapishane düzeniydi. Bir sanatçı efkârlı ifadesini takınarak oturuyor, bir yerlerde insanlar birbirlerinin hayatını denetliyor, bir yerlerde de bir kadın, yalnızca yalnız kalmak istediği için kendisini suçlu hissediyordu. Kapı henüz kapanmadı; geçmişin bütün ağırlığına rağmen insanın önünde hâlâ kendi hayatına doğru açılan bir eşik vardır.

    Sonra ilkbahar geldi; fakat ilkbahar her zaman çiçeklerle gelmez, bazen insanın içinde yıllardır kapalı duran bir pencerenin mandalını kaldırarak gelir. Bir sabah, yağmurdan sonra kaldırım taşlarının arasından çıkan incecik otlara baktım; dünya sanki bütün kış boyunca kendisini tutmuş da nihayet nefes vermişti. Dostluğun ne olduğunu da galiba böyle zamanlarda anlıyoruz: İnsan hayatının en güzel kıyılarından biri, başkasının seni kurtarmaya çalışmadan yanında durmasıdır. Arayıp “Nasılsın?” demesi; cevabını beklemesi; sana küçük bir hediye bırakması; kilometrelerce öteden aynı sessizliğe bakabilmesi… Dostluk, insanın kendi hapishanesinin duvarlarını görünmez kılan değil, o duvarların aslında hiçbir zaman sandığımız kadar yüksek olmadığını gösteren bir şeydir. Bir insan bir insana bazen bahardır, bazen masal, bazen pastel renklerle boyanmış bir pencere; bazen de yalnızca çayın yanında duran ikinci bir bardaktır. Melike, “Biliyor musun,” dedi, “insan yaşlandıkça konuşmayı değil, susmayı öğreniyor.” “Susmak bilgelik midir?” diye sordum. “Her zaman değil,” dedi. “Bazen sadece yorgunluktur.” Sonra güldü. O gülüşte hayatın bütün ciddi cümlelerine karşı küçük bir kara mizah vardı. Çünkü insan gençken zekâsını silah sanıyor; yaşlandığında ise bazı tartışmaların kazanılmasının, bir cenazeye giderken ayakkabının rengini seçmek kadar anlamsız olduğunu fark ediyor. Bir zamanlar parlak cümlelerle insanları ikna etmeye çalışanlar, yıllar sonra tek bir bakışın bütün retoriklerden daha dürüst olduğunu görüyor. İtiraf edemediğimiz her şey bedenimizde başka bir kapı açıyor; söylenmeyen sözler omuzlara, çene kemiklerine, mideye, uykulara yerleşiyor. İnsan sustukça konuşuyor; yalnızca diliyle değil, yürüyüşüyle, bekleyişiyle, kimse aramadığında telefona bakma biçimiyle. Sonra bir gün telefon gerçekten susuyor. Kapı zili çalmıyor. Fırtına diniyor. Ev, insanın üzerine çöken büyük bir sessizliğe dönüşüyor. İşte o zaman kapı henüz kapanmadı cümlesi yalnızlığın başka bir adını alıyor: “Beni hâlâ hatırlayan biri var mı?” Ve cevap bazen kilometrelerce öteden gelir. Bir mesaj, küçük bir hediye, anlamsız görünen bir fotoğraf, “Bugün seni düşündüm,” cümlesi… İnsan o anda anlar ki bazı insanlar fiziksel olarak hayatımızdan çıkmış olsa bile frekansımızda kalırlar; bazıları ise yanımızda otururken bile çoktan başka bir dünyaya göç etmişlerdir. Belki ayrılığın en gerçek ölçüsü mesafe değil, aynı düzlemde titreşememektir.

    Sevgilim, gözlerinin çöl sıcağındaki o tuhaf konforunu hiçbir esarete değişmem; çünkü insanın özgürlüğü bazen tek başına kalmak değil, yanında kendisi olmaktan korkmadığı birinin bulunmasıdır. Seni sevme cesaretinin, bana konfor alanlarının bütün güvenlik vaatlerinden daha büyük geldiğini söylemek isterim; çünkü sevgi, güvenli bir liman olmaktan önce denize çıkma riskidir. İnsan bir başkasını severken kendi hapishanesinin kapısını da açar. O kapının ardında korkular, geçmişler, ailelerden miras alınmış suskunluklar, “el âlem” diye başlayan cümleler, çocuklukta öğrenilmiş itaatler ve yıllarca “böyle gelmiş böyle gider” diyerek üzerimize örttüğümüz battaniyeler vardır. Fakat insanın en büyük ihaneti bazen kendisine yaptığı ihanettir: Kendisini kaybetmemek adına kendi hayatından vazgeçmesi. Melike’nin rüyasında Sfenks’in önünde duran o kadın işte bunu fark etti. Bir helikopterin gövdesine dönüşen semboller gökyüzüne yükselirken Zümrüdüanka onu Kafdağı’nın üzerine bıraktı; orada dağların arasında dantelden dumanlar, yeşilin içinde unutulmuş masallar, eski dünyanın içten yansımalı aynaları vardı. “Burası gerçek mi?” diye sordu. Cevap gelmedi. Çünkü bazı yerlerin gerçek olup olmadığını sormak, insanın kendisinin gerçek olup olmadığını sorması kadar gereksizdir. Belki bütün masallar, eski insanların kendi korkularını anlatabilmek için icat ettiği daha zarif hapishanelerdi. Belki bütün distopyalar, insanın kendi evinde hissettiği küçük bir sıkışmanın büyütülmüş hâliydi. Ve belki özgürlük, sandığımız gibi zincirlerin kırılması değildi; zincirin boynumuzda olmadığını fark etmekti. O gece pencerenin önünde uzun süre oturdum. Şehir, uzaktan bakıldığında dev bir organizma gibi nefes alıyor, ışıkları bir açılıp bir kapanıyor, vapurlar karanlık suyun üzerinde ağır ağır ilerliyordu. Bir yerlerde bir kadın kendi hayatının kararını vermeye çalışıyor, bir adam babasının gölgesinden çıkmaya uğraşıyor, yaşlı biri geçmişte bıraktığı bir kapının anahtarını hâlâ cebinde taşıyor, bir çocuk ilkbaharın kokusunu ilk kez duyuyordu. Hepimiz aynı dünyanın içinde ayrı hücrelerde yaşıyorduk. Sonra saatime baktım. Gece yarısına yaklaşıyordu. Gülümsedim. Hayat yine sigarasını yakmış, bir köşede bizi seyrediyordu. Kapı henüz kapanmadı, dedim içimden; ne kaçmak için ne kalmak için. Sadece karar vermeden önce kendimi ilk kez gerçekten duymak için.

    Belki de insanın bütün ömrü, kendisine ayrılmış o eşiği aramaktır: çocukluğun kapısından çıkıp kendi sesine varacağı, ailesinin miras bıraktığı korkuları sevgiyle ayıracağı, konfor ile huzurun aynı şey olmadığını, yalnızlık ile özgürlüğün de birbirine düşman olmadığını anlayacağı o kısa ve sonsuz aralık. Bahar her yıl geri gelir ama insan her yıl aynı insan olarak karşılamaz onu; bazı yıllar çiçek açarız, bazı yıllar yalnızca toprağın altında kökleniriz. Bazen dostlarımız bizi bahara çıkarır, bazen bir sevgilinin bakışı içimizde yıllardır kapalı duran bir odayı aydınlatır, bazen bir rüya bizi piramitlerin içinden geçirip kendi Sfenks’imizin önüne bırakır. Orada sorulan soru hiçbir zaman “Ne istiyorsun?” değildir. Daha acımasız, daha zarif bir sorudur: “Korkmasaydın kim olurdun?” Belki bütün esaretlerimizin ortak adı korkudur; bütün özgürlüklerimizin başlangıcı ise ona rağmen atılmış ilk adımdır. Bu yüzden artık bazı vedaların ardından uzun yaslar tutmuyorum. Biliyorum, frekanslar değişiyor; insanlar hayatımıza giriyor, çıkıyor, bazıları aynı kıyıda kalıyor, bazıları başka bir mevsime sürükleniyor. Dinmeyen fırtınalar da oluyor, çalmayan telefonlar da, kapı zillerinin unuttuğu evler de. Fakat bütün bunların arasında bir arkadaşın “Buradayım,” demesi, sevgilinin elini hayalen uzatması, bir ağacın nisan rüzgârında yapraklarını çevirmesi, uzak bir şehirden gelen küçücük bir hatırlanma, hayatın bize hâlâ borçlu gibş davrandığı merhametin işaretleri gibi. Ve belki insan nihayet büyüdüğünde şunu öğreniyor: Konfor, üzerine kapanan kapının yumuşaklığı; esaret, o kapının ardında güvende olduğuna inanmak; özgürlük ise anahtarı çevirmeden önce, kapının gerçekten kilitli olup olmadığını sormaktır. Çünkü kapı henüz kapanmadı; insanın hayatındaki en büyük cesaret, bazen dışarı çıkmak değil, yıllardır ev sandığı yerin aslında diğer zihinlerle bağlantılı bir alan olduğunu fark edip eşiğe ilk adımı atmaktır.

    Hayatın en güzel tarafı, bize her sabah yeniden başlamayı teklif etmesi. Ve belki bütün mesele şudur: Kapı henüz kapanmadı.


    Eda Büyükçapar, Yedi Güzel Adam’ın memleketi Kahramanmaraş’ta doğdu. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. Birçok dergi ve kolektif kitapta yazıları yayımlandı. Edebiyatı heyecan verici bir serüven olarak görüyor ve aynı heyecanla yazı yolculuğunu sürdürüyor.

    YAZARIN DİĞER YAZILARI
    eda büyükçapar suaremag yazar

    Related Posts

    MUHTAÇ DEĞİLİM, GİTME

    Kasım 1, 2026 Hakan Akdoğan

    ARZUNUN YARASI, UTANCIN İNTİKAMI 

    Kasım 1, 2026 Nilgün Karataş - SuareMag

    BAŞKASININ ARZUSU

    Kasım 1, 2026 Arzu Kurt

    SEVGİNİN UTANCI

    Kasım 1, 2026 SUAREMAG
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

    Kasım 3, 2026 Festival

    SAYIM ÇINAR’DAN FESTİVAL İZLENİMLERİ Bu yıl 63’üncüsü düzenlenen Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, “Daima” sloganıyla…

    Sıradan Hayatların Sessiz Çığlığı: Kelebek Çalısı

    Kasım 3, 2026

    Uyanmak: Uyuyan Kadın ve Kaybolan İnsan

    Kasım 2, 2026

    MUHTAÇ DEĞİLİM, GİTME

    Kasım 1, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    “Martı mıyım?” 11 Şubat’ta Alan Kadıköy’de

    Ocak 30, 2025 Tiyatro

    “Aristoteles’in Düşüncesi Nasıl Dönüştürüldü” ilk Kez Türkçede

    Ekim 25, 2023 Kitap

    Cem Yavuz’dan şiir kitabı: Solukdönüm

    Mart 5, 2023 Kitap
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

    Kasım 3, 2026

    Sıradan Hayatların Sessiz Çığlığı: Kelebek Çalısı

    Kasım 3, 2026

    Uyanmak: Uyuyan Kadın ve Kaybolan İnsan

    Kasım 2, 2026

    Haber Bülteni

    Haber Bültenimize Abone Olun

    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.