Close Menu
    Son Eklenenler

    Önay Yılmaz’dan yeni bir polisiye: Pinokyo Kapanı

    Eylül 11, 2026

    2026 Nobel Edebiyat Ödülü için geri sayım: Bu yıl kimlerin adı konuşuluyor?

    Eylül 9, 2026

    ‘Mitolojiden anlamam’ diyenlerin kesin bilgili 10 mitolojik miras

    Eylül 8, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Cumartesi, Eylül 12
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      KOPENHAG: GÜVENİN VE HAFİFLİĞİN KONFORU

      Eylül 1, 2026

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      2026 Nobel Edebiyat Ödülü için geri sayım: Bu yıl kimlerin adı konuşuluyor?

      Eylül 9, 2026

      ‘Mitolojiden anlamam’ diyenlerin kesin bilgili 10 mitolojik miras

      Eylül 8, 2026

      ‘Eskişehir festivaller şehri olacak!’

      Eylül 6, 2026

      KOPENHAG: GÜVENİN VE HAFİFLİĞİN KONFORU

      Eylül 1, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Önay Yılmaz’dan yeni bir polisiye: Pinokyo Kapanı

      Eylül 11, 2026

      Napolyon’un yenilgisi modern dünya sistemini nasıl doğurdu?

      Eylül 1, 2026

      İstanbul’un unutulmuş mimarlarının izinde

      Ağustos 31, 2026

      ‘Yazmak ömür boyu sığınağım oldu’

      Ağustos 29, 2026

      Klasik Müziğin çağdaş yorumcularından Janoska Ensemble Bodrum’da

      Ağustos 7, 2026

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Şarkıları: HAZİRAN AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Haziran 2, 2026

      İsmi olmayan hikâyeler – VIII

      Ağustos 30, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – VII

      Temmuz 25, 2026

      AH BAVULUM VAH BAVULUM

      Temmuz 15, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

      Ağustos 17, 2026

      İBB Beyoğlu Sineması’nda Ağustos Boyunca Ücretsiz Film Şöleni

      Ağustos 4, 2026

      Obsession: Bir Dileğin Etik Bedeli

      Temmuz 27, 2026

      THE ODYSSEY ÜZERİNE DÜŞÜNCELER: EN FAZLA TANRILAR KADAR KUSURLU

      Temmuz 26, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Sait Faik ile Orhan Kemal “Düş Payı”nda buluşuyor

      Eylül 1, 2026

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Önay Yılmaz’dan yeni bir polisiye: Pinokyo Kapanı

      Eylül 11, 2026

      2026 Nobel Edebiyat Ödülü için geri sayım: Bu yıl kimlerin adı konuşuluyor?

      Eylül 9, 2026

      ‘Mitolojiden anlamam’ diyenlerin kesin bilgili 10 mitolojik miras

      Eylül 8, 2026

      Talât Sait Halman Çeviri Ödülü için başvurular başladı

      Eylül 1, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      ‘Yazmak ömür boyu sığınağım oldu’

      Ağustos 29, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Nilgün Karataş: ‘Tanrıçalar ölmedi, sadece kostüm değiştirdi’

      Ağustos 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      FARE MASALI

      Eylül 1, 2026

      DÖVÜŞ KULÜBÜ: SAHİP MİYİZ? KÖLE MİYİZ?

      Eylül 1, 2026

      ‘Yazmak ömür boyu sığınağım oldu’

      Ağustos 29, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » BU YAZI BURAYA GELENE KADAR
    Gönül Yasemin Ölmez

    BU YAZI BURAYA GELENE KADAR

    Eylül 1, 2026Yorum yapılmamış13 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Gönül Yasemin Ölmez

    Banka kuyruğunda, ensesine yapışık gibi duran adamın, “of çok sıcak” demesiyle, burnunu tuttu. “Allah’ım dayanılır bir koku değil bu sıcakta.”

    Önündeki adama, yanda duran bankı işaret edip, “Rica etsem sıramı koruyabilir misiniz, bir sigara içip hemen dönerim.”

    “Tabii ki rahat olun,” geri dönüşüyle banka geçip oturdu.

    Başını dizlerinin üzerine eğip sigarasını yakmaya çalışırken yüzüne vuran güneşle şapkasını eğdi önüne. O an, yerde oluşmuş pus içindeki koyu lekeden fark etti yanı başında oturanı. Çantasından küçük bir not defteriyle, bir kalem çıkardı kadın. Başını yerden kaldırmadan boşluğa bakıyordu. Yazmak istediği konuda zorlanır gibiydi. Anneannem cinlerin şerrinden korumak için, çok okuyup üflerdi beni. Üstelik el vermiş, öyle dediler. Bu nedenle hislerimde pek yanılmam. Yakın gözlüğümü boynumdan alıp takınca, bulunduğum mesafeden kolayca okuyabildim tek satırlık yazıyı.

    “Soyunsam rahatsız olur musunuz?”

    Öncesinde gülümsememe neden olsa da uzun uzun düşündüm. Bunu kolaylıkla ben de yazamazdım. Ne zaman bir gölgeye sığınıp uzun uzun düşünsem, (sorduğum soruların esrikliğinden ve dağınık oturmamdan olsa gerek), kafama yediğim taraktan beri, saçım hep kısa, eteğim uzun. Soyunmak için, sıkı sıkı giyimli olmak gerekir. Bu sıcakta üstünde kazak, ayaklarında botla gezen birini muhtemelen kimse aklı başında bulmaz. Bir de gelip “soyunsam rahatsız olur musunuz?” dese, benim ilk aklıma gelenler, Asklepion’dan kaçmış bir firari ya da ülkesindeki soğuk savaştan, üzerindekilerle ayrılabilmiş, barınacak yeri olmadığından, kuytu bulduğu ilk merdiven altına sığınmış bir mülteci olurdu.

    Sıranın en önünden gelen bağırmayla irkildim.

    “No madam, no. Olmaz ki canım, böyle de bankaya girilmez ki.”

    Güvenlik görevlisinin, (dil yoksunluğundan olsa gerek!) dolaysız temas halindeki bakışları da, ip askılı janjanlı bikinisi içindeki kadının yasak kapsamı içerisindeydi aslında. Çantasından bir kazak çıkarıp hızla üzerine giyerken, eş zamanlı terliklerini de fırlatıp Harley botlarını geçiriverdi ayaklarına.

    Kadının bu davranışını, bilinen rollerin dışında, (tatile geldiği ülkede yapıyor olması ayrı bir değerlendirme konusu) tuhaf bulsam da, içimden kimseye duyurmadığım kahkahalar yükseldi. Diğer yanda bekleyen üstü çıplak, meme ucu bulmak ister gibi kıllı göğsünü okşayıp duran adamı gören olmaması apayrı bir konu. Bu olay, yanı başımda oturan yazmakta zorlanan kadın için iyi bir konu olabilirdi. Ama ruh hali, başka şeyler yazmak istiyor gibiydi. Çevirdiği sayfada Nazım’ın şiirinden dizeler de vardı. Arasına kuru bir yaprak koyup kapattı defterini. Sesler onu da de huzursuz etmişti belli ki.

    Yine de firariler için, içim daima rahattır. Biraz güneş, kendi normalinin dışındakilerin davranışlarına bakıp, gülüp, eğlenmek, “tebdili mekanda ferahlık vardır,” düsturuyla onlara iyi gelebilir.

    Bizim köyün iki firarisi Emine ile Baki, ne zaman köy meydanında karşılaşsalar, kargılı kahvenin müdavimi, akşamcı, Drakula Halil, (köyde lakabı olmayan köksüzdür), dayanamaz hemen onlara sataşırdı.

    “Kız, Emine, gel yanıma. Baki’yle everelim seni. Düğün, dernek, beşibiryerde, hepsi benden. Çocukta yaparsınız kız.”

    Baki, öğretilen küfrü söyleyebilmek için çok çabalar. Yaz kış üzerinden çıkarmadığı kazağını, göğsünden tutup çekiştirir iki eliyle.  Söyleyebilir ise herkes güler, herkes gülünce Baki çok mutlu olur. Emine ise, bir metre önce önüne kim geldiyse, ondan aldığı sigarasını yakıp, cımbız değmemiş kaşlarının üzerine düştüğü zeytin karası gözlerini Drakula Halil’e diker.

    Çehov’un “duvara bir tüfek asılıysa ikinci ya da üçüncü paragrafta mutlaka patlamalıdır” kuralında, erken anlatıcı olur.

    “Doğanın tüfeği var hı… Vursun, öldürsün seni.”

    Bilmezden gelir Drakula. Etrafındaki gülüşmelere bakar hızlı hızlı kasketinin altından.

    “Doğan kim kız? Altına işemiş Allah’ın delisi. Git donunu değiştir sen önce.”

    Emine, ayağına bol gelmiş ayakkabısına sokup çıkarır ayaklarını.                                                                                                                                

    “Doğanın tüfeği var hı…Vursun, öldürsün seni.”

    Annemi kaybettiğim günün sabahında, (bir önceki gün alelade günlerden biriydi, gece de düğündeydi), gasilhaneye döndürülmüş arabanın arkasına dayanmış merdiven den, aşağıya inmek için ilk adımı attığımda, (ıslak ellerimi siyah pantolonumda kuruluyordum) Emine’nin zeytin karası gözleri düşüverdi önüme. Annemin giymeye kıyamadığı, benim ise kapının dışına bırakmaya içimin el vermediği siyah ayakkabılar vardı elinde.

    Başını iki yana sallayıp, ayakkabıları gösterdi Emine. Küçük.”                                                                                                                                   

    Tekrar başını salladı, ayaklarını gösterdi. “Büyük.”

    Emine ölü kadın bekleyici.

    Yanıma alıp, annemin evine yürüdük birlikte. İçeri girmekte zorlanmadım. Bir gece öncesi taktığı mor karanfil oyalı yemenisi boynumdaydı. Yatak odasına geçtik birlikte. Dolabını açtım. Buram, buram naftalin kokuyordu. Çekmece köşelerine, çamaşır aralarına bırakırdı peçeteye sarıp. Annesinden kendisine geçmiş, bırakmadığı alışkanlıklardan biriydi. (Ben de yılda bir kez havalandırdığım halıların arasına mutlaka koyarım.) Giyilmemiş ne kadar iç çamaşırı, çorap, elbise, askılıkta bizim için özel olan birkaç parça dışında, hepsini bir çantaya doldurup verdim. 

    Başını salladı, ayakkabıları gösterdi. “Küçük.”

    Bir ayakkabı sözü verdim Emine’ye.

    Haber geldi köyden. Emine ölmüş. Aradan geçen zaman dün gibi. Oysa annem gideli beş yıl olmuş. Köye gittim apar topar defnine yetişebilmek için. Gasilhane arabası caminin alt duvarına yanaşmış. Emine’nin ayağına bol gelen ayakkabılar, araca dayanan merdivenin önüne bırakılmış. Kadın yıkayıcı hoca kapı aralığından başını uzatıp, sesinin en gür haliyle ahaliye seslendi.

    “Helallik isteyip, su dökmek isteyen varsa, geçsin içeri.”  

     Drakula Halil’le göz göze geldik. Başımı çevirdim, etrafa bakındım. Doğan’ı gördüm. Az ötedeki incir ağacının arkasından, başını arada bir gösterip, çekiyordu. Kadın hocadan müsaade isteyip girdim içeri.

    “Abdestli misin kızım?

    “Temizim.”                                                                                                                    

    Emine’nin çıplak bedenine bir tas suyu yavaş yavaş döktüm. Cımbız değmemiş kaşlarını elimle düzeltip, kulağına fısıldadım. “Hakkını helal et.”

    Defin sonrası mezarlığın önündeki durakta eve gitmekten vazgeçip, yolun karşısına geçtim. Çağırmışım gibi ardı ardına gelen taksi ve dolmuştan, taksiye binmeyi tercih edip, sahile gitmek istediğimi söyledim şoförün gözlerine bakmadan.

    Deniz hiçbir zaman, benim için sadece yüzdüğüm yer olmadı. Oteller ve kumsalı ayırmak için açtıkları taş döşenmiş yola taksi girebiliyordu hala. Kumsala bitişik asırlık Ilgın ağacını gösterip, önünde durmasını istedim. Ücreti çarçabuk ödeyip indim.

    Öğle saati oluşundan tüm şezlonglar doluydu. Güneşlenenler, denizde top oynayanlar, suyun içinde ters takla atanlar. Etrafın meraklı bakışlarına aldırmadan, (kavurucu sıcakta siyah bir pantolon ve gömlekleydim) Ilgın ağacına yönelip, gölgesine oturdum. Ayakkabılarımı çıkardım. Çıplak ayaklarımı kumun içine gömdüm. Elimde, içinde iki yudum kalmış, küçük pet şişedeki suyu içtim. Ilgın ağacının her yere saçılmış, çuvaldıza benzeyen ince uzun, kuru yapraklarına baktım. Etrafımda olanlarından toplayıp yanı başıma koydum. Çantamdan, küçük telli not defterimi, kalemimi çıkardım. Sıcağa daha ne kadar dayanabileceğini bilemediğim kumda görünmeyen ayaklarıma baktım.

    “Neden gelmiştim ki şimdi buraya?”

    Biraz uzağımda bir kız çocuğu ve annesi, soğuk dursun diye denizden çıkardıkları karpuzu, ince dilimler yapıp, bacaklarına dökülen sularına aldırmadan, ısırarak yediler birlikte. Denizin kokusuna karpuz, kapuz kokusuna naftalin, naftalin kokusuna terimin kokusu karıştı. Karpuzdan birer ısırık daha aldılar. 

    Nasihat verir gibiydi kızına. “Bahtın benzemesin.”

    Belki bu yüzden, sırf o haklı çıksın diye, sıradan olması için çabaladığım hayatın, aslında ne çok şey barındırdığının da farkına vardım.                                                                                    

    Ilgın ağacının yapraklarının arasından süzülen güneşin, kumdaki yansımasından fark ettim, küçük kızın yanıma gelip oturduğunu. Topladığım ince uzun yaprakları aldı eline. Yan yana dizip, örgü yapmaya başladı. Adını sordum. Omuzlarını silkti. Yabancılarla konuşmaması gerektiği, sıkı sıkı tembih edilmişti belli ki. Tek örgü saç haline getirdiği yaprakları yanıma bıraktı. Çevik adımlarla yürüdü kumda. Oyununa dönüp, dalgaların yarısını yıktığı kumdan kalesinin duvarlarını örmeye başladı yeniden.                                                   

    O, dalları örgü yapmaya çalışırken, banka kuyruğunda yanı başımda oturan kadının not defterine yazdığı Nazım’ın şiirinin dizeleri vardı aklımda.

    Hiroşima’da öleli,
    Oluyor bir on yıl kadar.
    Yedi yaşında bir kızım,
    Büyümez ölü çocuklar.

    Kalemden kağıda, sözleri Emine’ye ait olan dizeler düştü.                                                                                                         “Doğanın tüfeği var hı.. Vursun, öldürsün seni.”

    Kağıdı, tellerinden kolayca koparıp katladım. Boş şişenin içine yerleştirip, küçük kızın örgü yaptığı yapraklarla, not defterimin arasındaki kuru yaprağı da koyup ağzını sıkıca kapattım. Az ilerideki iskelenin ucuna kadar yürüyüp, şişeyi olabildiğince uzağa, Emine’yi sonsuzluğa bıraktım. Balıkların bilinenin aksine zeki ve sese aşırı duyarlı olduklarını okumuştum bir makalede.

    O gün eve nasıl geri döndüğümü hatırlamıyorum. Ama akşam olduğunda yaşananları, bankta yanı başımda oturan kadına anlatsam, kesin yazardı.

    Dostlarım bahçede oturmuş votka, meyve, çerez, yaz akşamı sohbetinde. Ben de modern dans Avrupa Şampiyonası’na hazırlanan kızımla antreman dönüşündeyiz.

    Saat 23:00

    “Bahçendeki merdivenin altında bir adam yatıyor. Karşıdan resmini çekip attık sana. WhatsApp’a bakmadın mı hiç?” dedi, komşulardan biri.

    Judith Hermann’ın, travma ve iyileşme kitabı elimde, nefes almak için durup tutunduğum bahçe kapısının demirine yapışıp kaldım.

    “Sakın yanına gitme, polisi ara. Ölü gibiydi! Karşıdan baktık iki defa,” diye uyardı, diğer komşu.

    Fotoğraf bir hayli uzaktan çekilmiş, daha sonra baktığımda fark ettim. Kurgu, sahne hazır, biz de gelince oyun başladı. Ölüyle diri arasındaki farkı anlayabilmek için, ön kol bileğe ya da boyundaki atardamar üzerine, işaret ve orta parmak uçlarıyla ritmi hissedinceye kadar bastırmak yeterli diye bilirim. Dokunup, hissedebilen herkesin anlayabileceği bir durum. Bu günlerde en çok kaygı düzeylerimizin nedenlerini araştırıyordum.

    Yalnız ve yanımda iki küçük kızım olması nedeniyle, (bu ayrıntı önemliydi, üstelik kocamın yanımda olmadığını da hatırlatmışlardı) çaresiz polisi aradım. Beş dakika geçmedi sanırım, motosikletli iki polis geldi. Hızla gelmeleri benim şansım, onun şanssızlığıydı.

    Söze gerek duymadan, polislerden biri, önce ayağıyla dürttü yerde yatan genç adamı. Karanlığa bir çift göz açıldı. Diğeri feneri önce gözlerine tutup sonra etrafında daire çizdirdi. O doğrulmaya çalışırken, ben yakınlaşmak istedim. El işaretiyle durdurdu polis beni. Sorular sordular ona, dürüstçe cevaplamasını istediler. Tümüne cevap verdi, kendi diliyle harmanladığı bizim dilimizde. Polis yere eğilip iki düğüm atılmış siyah naylon poşeti aldı eline.

    “Ne var bunun içinde?”                                                           

    Poşeti çoktan açmıştı. Bir çorap, üstündekinin aynısı olan yeşil bir kazak, yarım paket sarmalık tütün, bir de kitap. Yakın olamadığımdan ne okuduğunu göremedim. Polis poşeti geri uzattı. Diğer polis görüşme yaptığı telefonu kapatıp yanıma geldi. 

    “GBT temiz hanımefendi. Yeni vatandaşlık verilenlerden. Şikayetçi değilseniz bırakalım gitsin. Uzaklaşın siz şöyle iyice. Göz teması kurmayın. Kindar olur bunlar, kim olduğunuzu anlamasın.”                                                   

    Adı Aland.

    Polis söylerken duydum. Anlamı adil imiş. Kitapları da seviyormuş, konuşup aramızda halledebilirdik, dost bile olabilirdik belki. Aland gitti. Ben evde kaldım. Şüphesiz ki bu benim için yeterli bir özgürlük alanıydı.

    Komşularımdan biri yanıma gelmişti. Diğer ikisi üst duvarın üzerinden bakıyorlardı. Koluma girdi yanımdaki.

    “Hadi gel, çok stres olsun sen. Bir kadeh votka koyarız sana da. Dünya halleri işte. Bin bir çeşit insan var.”                                          

    Gitmekse eğer gittim. Sohbet hemen değiştirildi. Bu senenin trend mayoları, bikiniler, hangi ünlü hangi koyda, yılda bir kez mavi tur için bakımı gelen marinada zincirli yatın çekme masrafları. Ben de fazla sustuğumu fark edip banka kuyruğundaki janjanlı bikinili kadını anlattım. Bankta yanı başımda oturan kadını anlatsam, şüphesiz deli derlerdi. 

    Bankta oturan kadını düşünüp bir yudum daha aldım bol buzlu votkadan. Şehrin en karanlık sokaklarına girip (okuyup, üfleyerek cinlerden korumuştu çünkü anneannem beni) bin bir çeşit insanlık hali yeni bir kadere kavuşur mu diye düşünürken… Baki için, Emine için, Aland için, kumdan kalesine masum gözlerle bakarken, derinden yaralanan çocuk için ve yazamayan kadın için… Bir metin değeri bile taşıyıp taşımadığını bilemediğim yazıyı karalarken (ödemelerden sonra kalan sıfır haneli banka cüzdanım gibi) askılıkları boşaltıp, kılıktan kılığa giydiğim tüm elbiseleri, üzerimdekiler dahil çıkarıp attım. 

    Şüphesiz ki benden başka kimse okumayacaktı bu yazıyı.


    Gönül Yasemin Ölmez, Bodrum’da doğdu. Lise mezunu. Yirmi üç yıllık çalışma hayatında özel sektörde satış danışmanlığı ve mağaza müdürlüğü yaptı. Derin okuma ile başlayan kendini geliştirme eğitim yolculuğunu, mitoloji ve yaratıcı yazarlıkla halen devam ettiriyor. Bu süreçte iki kollektif kitapta öyküleri de yer alan Gönül Yasemin Ölmez, yazı yolculuğunu sürdüyor.

    YAZARIN DİĞER YAZILARI
    gönül yasemin ölmez suaremag yazar

    Related Posts

    Ayın Müzikleri: Eylül Ayı Seçkisi

    Eylül 1, 2026 Ayın Şarkıları

    Ayın Kitapları: Eylül Ayı Seçkisi

    Eylül 1, 2026 Ayın Kitapları

    Ayın Filmleri: Eylül ayı seçkisi

    Eylül 1, 2026 Ayın Filmleri

    SuareMag Eylül 2026

    Eylül 1, 2026 Manşet
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Önay Yılmaz’dan yeni bir polisiye: Pinokyo Kapanı

    Eylül 11, 2026 Kitap

    Gazeteci ve polisiye yazarı Önay Yılmaz, yeni romanı Pinokyo Kapanı – Yalan Yazarsan Ölürsün ile…

    2026 Nobel Edebiyat Ödülü için geri sayım: Bu yıl kimlerin adı konuşuluyor?

    Eylül 9, 2026

    ‘Mitolojiden anlamam’ diyenlerin kesin bilgili 10 mitolojik miras

    Eylül 8, 2026

    ‘Eskişehir festivaller şehri olacak!’

    Eylül 6, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    İspanyol sineması üzerine kapsamlı inceleme “İspanyol Ulusal Sineması” okurla buluştu

    Ocak 19, 2026 Kitap

    71. Sait Faik Hikâye Armağanı Burçe Bahadır’ın oldu 

    Mayıs 12, 2025 Kitap

    ‘Türk ve Avusturyalı Besteciler Konseri’ ile asırlık geçmiş kutlaması

    Ekim 9, 2023 Haber
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Önay Yılmaz’dan yeni bir polisiye: Pinokyo Kapanı

    Eylül 11, 2026

    2026 Nobel Edebiyat Ödülü için geri sayım: Bu yıl kimlerin adı konuşuluyor?

    Eylül 9, 2026

    ‘Mitolojiden anlamam’ diyenlerin kesin bilgili 10 mitolojik miras

    Eylül 8, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.