Elif Burcu Yılmaz
Derin bir nefes alarak bavulu kapattı. Hızlıca evden çıktı. Yol boyu bavula baktı. Eskice olmasına rağmen işini görmüştü. Tramvaydan indi, koşa koşa yolun karşısındaki vapura yetişti. Vapurun üst katına çıktı bavulla birlikte. Rüzgârın en sert estiği köşeye geçti. Trençkotuna ve şalına sarılıp oturdu. Üşümekten hem çok korkardı hem de deli gibi haz alırdı. Bavulu ayaklarının dibinde, içindeki gizemle nereye gittiğini bilmeksizin sakince duruyordu. Yakın arkadaşı Feride’yle aşk hakkında konuşuyorlardı. Belki de her şey büyümemiz içindi demişti Feride bilge bir edayla. Ne de olsa o bir öğretmendi. En sevdiği roman Çalıkuşu’ndaki Feride gibi. Aşkın acı veren bir şey olduğunu anlamıştı. Ama biz hiç büyümek istemeyen çocuklardık diye cevap vermişti Feride’ye. Feride, ama büyümek zorunda kaldık demişti. Aşk yüzünden. Her şey aşk yüzündendi.
Bu yolculuğun sebebi de Aşk’tı. Dalgınca göğü seyrederken aniden vapurun önüne konan iki kargayla irkildi. Çantasından bir parça kek çıkarıp ağzına attı ve kargaları izlemeye başladı. İki karga birbirine bağırarak dalaşırken sevgilisiyle yaptıkları son kavgalar aklına düştü. Kargalara da bir parça kek vereceği sırada biri aniden uçup gitti. Diğeri de bir süre durup onu seyrettikten sonra uçup gitti. Bavuluna baktı. İçindekileri bir an önce boşaltmanın onu ne kadar rahatlatacağını biliyordu. Neden sonra fark etti ki vapur boşalmak üzereydi. Hızlıca vapurdan inip karaya çıktı.
***
Ada vapurundan son inen bavullu kadına bir süre baktım. Bugün hava aşırı sıcaktı ama genç kadın üşüyormuş gibi büzülmüş üstündekilere sarınarak yürüyordu. Kadın bir süre durdu soluklandı, ellerini ısıtır gibi ovuşturdu ve ormanlık alana doğru yürümeye başladı. Nedense garip bir ölüm havası vardı kadının üstünde. Daha yeni birini gömmüştü veya gömmek üzereydi. Elindeki bavulu zorla taşıyordu ve narin ellerinin acıdığı çok belli oluyordu. Uzun süre arkasından seyrettikten sonra onu bir süre izlemeye karar verdim. Bir ara çok yaklaştığımda beni fark ettiğini sandım ama yanılmışım. Benim tarafıma baktı ama sanki görmüyor gibiydi. Bakan ama görmeyen hüzünlü gözleri vardı. Buğulu gibi bakıyordu,galiba ağlamıştı da çünkü gözleri kızarıktı. Birden yolun kenarına çöktü, elindeki bavul da ayaklarının dibine çöktü onun gibi. Bavul da onun kadar hüzünlü ve acınası görünüyordu.
“Ah, daha fazla taşıyamayacağım bu bavulu. Aah çok ağır geliyor, çok ağır. Ellerim acıyor, kalbim… Kalbim acıyor.”
Ağlamak istiyordu ama boğazına büyük bir taş oturmuş gibi düğüm düğüm halde acıdan konuşamıyordu bile. Gözyaşları akmamakta direnirken son bir gayretle yeniden ayağa kalktı. Bu işi bir an önce halletmeliyim diye mırıldandı. Bavulunu aldı ve ormanlık alanın içine kimsenin onu göremeyeceği kadar derine gitti. Büyük bir ağacın yanına çöktü ve sırtını ağaca dayadı. Ağaca döndü.
Kalbi küt küt çarpar gibi bir sesle; “Senin gibi sağlam ve güçlü olmayı diliyorum. Bana yardım eder misin sevgili ağaç?” dedi.
Ağaçla konuştu bir süre. Benim ağaç onunkine ciddi bir yardıma ihtiyacı var dedi. Kadının ağacı da elimden geleni yapacağım diye cevap verdi. Bavulunu açtı ve içinden çıkardığı kâğıtları kenara koydu. Küçük bir kutu çıkardı sonra. İçini açtı. İçinde küçük parlak bir sürü ne olduğunu anlamadığı şey vardı. Bavuldan minik bir kürek çıkardı. Yavaşça toprağı kazmaya başladı. Kazdı, kazdı. Önce kutuyu koydu açtığı çukura sonra birkaç parça kumaş sonra da kâğıtları. Bir an durdu. Sonra kâğıtları geri aldı. Katlanmış bir kâğıdı açtı ve bakmaya başladı. Kâğıda baktıkça gözlerinden yaşlar dökülüyordu.
Benim ağaç kadına çok üzüldü. Birisini kaybetmiş dedi kadının ağacı. Bir daha onu göremeyeceği için ağlıyor olmalı. Benim ağaç “belki de görür kimbilir hayatta her şey mümkün”dedi.
Kadın katlanmış birkaç kâğıda daha baktı sonra onları çukura koydu. Üstlerini toprakla örttü ve orayı güzelce düzeltti. Etraftan birkaç taş ve kozalak bulup etrafına dizdi. Derin bir nefes aldı ve bir süre ağaca dayalı gözleri kapalı orada oturdu. Vakit akşamüstüne gelmekteydi. Gün batımı en iyi sahilden izlenirdi buralarda. Kadının da bunu bilmesini umdu. Kadın birden sanki beni duymuş gibi kalktı. Heyecanlandım. Aynı yoldan onunla beraber sahile döndüm.
Sahilde gün batımını izlerken belki de aşk yüzünden değildir diye düşündü belki Aşk’a rağmendir. Saatine baktı. Vapur saatinin yaklaştığını görünce yavaşça kalkıp iskeleye yürümeye başladı. İskelenin orada garip bakışlı bir kargayla göz göze geldi. İçinden bir his karganın onu izlediğini söylüyordu. Kendi kendine güldü. Karganın da hiç işi yok benim gibi deliyi izleyecek diye söylendi. Yanaşan vapura bindi. Hafiflemişti.
Kadının arkasından uzun süre baktım. Hoşça kal bavullu hüzünlü kadın dedim ona. Belki bir gün yeniden karşılaşırız. Hayatta her şey mümkün. Ağaçlar her zaman bilirdi böyle şeyleri.


