Hediye Gülden Özgür
Egemen, otuz yıllık meslek hayatının son gününde içinde tuhaf bir boşluk hissediyordu. Hüzün değildi bu; sanki alıştığı hayatın ertesi gün artık aynı olmayacağını bilmenin getirdiği huzursuzluğu bir türlü üzerinden atamıyordu.
Bebek sırtlarında, Boğaz’ı gören muayenehanesine o gün herkesten önce geldi. Camları açtı. Şehrin üzerindeki hafif sisin kalkmasını izledi, Boğaz’dan geçen vapurların motor seslerini dinledi. Playlist’e her zamanki klasik müzik listesini değil, en sevdiği sakin caz parçalarını koydu.
Aşağıdan gelen tıkırtıları duyduğunda saate bakmasına gerek kalmadı. Aylin geldiyse saat dokuz olmuştu. Kahvesini almak için mutfağa indi. Aylin’le birkaç dakika sohbet ettiler.
“Bugün çok yoğunuz hocam, fazla yorucu değil mi?”
“Ben istedim Aylin.”
“On iki seans.”
Egemen kahvesinden bir yudum aldı. “Hepsiyle aynı gün vedalaşmak istedim.”
Muayene odasına geçti. Duvarları yıllar içinde topladığı birkaç resim ve küçük heykel dışında neredeyse boştu; geniş pencerenin önündeki iki koltuk Boğaz’a bakıyordu. Masasına yerleşti.
Kara kaplı defterini açıp boş sayfaya alt alta on iki çizgi çekti. Sonra arkasında duran en sevdiği esere baktı:
Bulutları andıran puslu bir zeminde, farklı yönlerden gelen kırmızı ipek iplikler tam merkezde birleşerek sıkı bir yumak oluşturuyor; yumaktan kurtulan tek uzun uç aşağı doğru sarkıyordu.
Kapı çalındı, Aylin başını uzattı. “İlk seansınız geldi.”
“Aylin, müziği değiştirme bugün. Aren gelsin.”
Aylin gülümseyerek kapıyı kapattı. Egemen bileğini kaşıdı. Sabah hafif bir kızarıklık fark etmiş, önemsemeyip bir antihistaminik almıştı.
10.00 — Aren
Aren, ödüllü bir savaş muhabiriydi. Etkileyici gür sesi ve yüksek enerjisiyle girdiği ortamın havasını bir anda değiştirirdi. Savaş bölgesinden birkaç gün önce dönmüştü.
“Hocam, Kanaldan aradılar. Toplantıyı erkene çekmişler. Bugün biraz erken çıkmam gerekecek.”
“Tamam Aren.”
“Yine aynı kâbusu görüp duruyorum hocam.”
“Musul’daki asker?”
“Evet. Bu sefer elimi yarasından hiç çekmedim. Yine de kurtaramadım.”
“Orada müdahale edebilecek bir doktor yok muydu?”
“Vardı. Herkes başka bir yaralıyla ilgileniyordu. Ben ilgilenmek zorundaydım.”
Egemen öne doğru eğildi. “İlk yardım biliyorsun ama sen doktor değilsin.”
“Biri orada ölürken durup sadece izleyemiyorum.” Aren’in sesi ilk kez düştü.
“Savaş insana çok şey öğretir Aren.”
“Durmak, bir şey yapamamak… Bana acizlik gibi geliyor.” Aren yutkundu. Bakışlarını pencereye çevirdi. “Savaş sinirlerimi bozdu artık hocam. Bugün fena dağıldım.”
Bir süre ikisi de konuşmadı.
“Bunu sonra konuşalım mı hocam?”
“Peki.”
Aren ayağa kalkıp saatine baktı. “Geç olmuş. Ben kaçtım hocam.”
Egemen gülümsedi. “Formdasın yine.”
“Siz de öyle hocam.”
“Kendine dikkat et Aren.”
11.00 — Tarık
Tarık hayatın tadını çıkarmayı bilen adamlardandı. Piyasa aniden düştüğünde bile soğukkanlılığını korur, riski iyi yönetirdi. Son zamanlarda ise piyasayı eskisi kadar iyi okuyamıyordu.
“Riskli portföyleri yönetmekten çok yoruldum hocam.”
“Risk ne demek sence?”
“Ölçemediğin belirsizlik…”
“Hesapladığın risk mi, göze aldığın risk mi?”
Tarık gözlüğünü düzeltti. “Bizim işte zamanlama çok önemli.”
“İki senedir zamanlamayı konuşmuyor muyuz? Senin lokanta ne oldu Tarık?”
“Bir piyasalar sakinleşsin diyorum.”
“Boşanma?”
“Bitişleri sevmiyorum ben. Artık eşim de vazgeçti. Bana hak veriyor galiba.”
“Ya başlangıçları seviyor musun Tarık?”
“Yeni bir spora başladım, doğa tırmanışı. Kilo vermem lazım zaten, ama sözünüzü dinledim hocam.”
“Sevindim. Nerede?”
“İyi bir rehber buldum. Kısa, bilinen, güvenli rotalar.”
Egemen elindeki kalemi çevirdi. “Yönetebildiğin şey hâlâ risk midir Tarık?”
“Beklediğim çok iyi bir kâğıt var. Yükselirse lokantayı belki hemen açarız.”
“Belki…”
“Açarım.”
12.00 — İzel
İzel uluslararası büyük bir şirketin pazarlama direktör yardımcısıydı. İstediği ülke değişikliği onaylanmış, kendisine üç ayrı ülkede iyi pozisyonlar sunulmuştu. Aylardır üç ofis arasında seçim yapamadığı için üzerinde baskı hissediyordu.
“Uzun zamandır görüşemedik hocam. Özlemişim sizi.”
“Nasılsın?”
“Yeni geldim Londra’dan. Eve de ancak taşınabildim. Ama ev çok güzel, kolay alıştım.”
“Yeni ülke ne oldu?”
“Henüz karar veremedim. Bilmiyorum.”
“Seçenekler kötü mü?”
“Hayır. Şehirleri, ofisleri tanıyorum. Zaten sürekli gittiğim yerler.”
“O zaman?”
İzel çantasının fermuarıyla oynadı. “Asya kıtasında düzenimi yeni kurdum. Ev de tam istediğim gibi oldu. Şimdi yeniden her şeyi taşımak…”
Egemen başını salladı.
“Hangisini seçtiğinden önce neyi kaybetmeye razı olduğuna bak.”
“Ne güzel ifade ettiniz. Sesinizi özleyeceğiz hocam.”
“Instagram’dan hikâye koyarım.”
İzel kahkaha attı.
“Yok artık. Siz?”
“Tuttuğum balıkları anlatırım. İzlenir mi kız sence?”
“Vallahi şimdi emekli olduğunuza inandım.”
13.00 — Cansu
Cansu, özel gereksinimli çocuklarla çalışan bir psikolojik danışmandı. İnsanların söylediklerinden çok, sustuklarında ne anlatmaya çalıştıklarını fark ederdi.
“Aile terapisi eğitimi almayı düşünüyorum.”
“Neden?”
“Faydası olmaz mı sizce?”
“Olur tabii.”
“Bilgi hürriyet değil mi hocam?”
“Neyi daha iyi anlarsan rahatlayacaksın Cansu?”
Cansu durdu. Anlamak kötü bir şey mi?”
“Senin her şeyi anlama kapasiten var zaten.”
Cansu’nun gözleri doldu. “Teşekkür ederim. Ama altında bir eleştiri de var gibi sezdim.”
“Sezgiyi bırak. İltifatı al önce.”
Cansu hemen gözlerini sildi. “İltifatın arkasında bir şey aramayacağım yani?”
“Deneyebilirsin.”
Cansu güldü. “Kolay değil.”
Egemen gülümsedi.
“Her zaman hemen anlayamıyorum” hocam.
“Her şeyi anlamak zorunda değilsin.”
Cansu güldü. “Ulus Baker?”
Egemen de güldü.
“Nasıl da hemen…”
⁂
Cansu çıktıktan sonra Aylin öğle yemeğini getirdi, boş kahve fincanını alıp çıktı.
14.00 — Aslıhan
Aslıhan, dizi oyunculuğunun yanı sıra milyonlarca kişinin takip ettiği bir sosyal medya yıldızıydı. Girdiği yerde fark edilmek için özel bir çaba göstermesine gerek kalmazdı. Odaya yine telaşla, telefonuyla konuşarak girdi.
“Hiç susmuyor bu telefon. Özür dilerim hocam. Ben olmasam nasıl yaşayacaklar bilmiyorum.”
“Kimse senden bir şey istemese ne yapardın Aslıhan? Annen aramıyor, menajerler işlerini halletmiş.”
Aslıhan düşünürken yine titreyen telefonuna baktı.
“Herhalde dinlenirim.”
“Rahatlar mısın?”
“Harika olurdu.”
Telefonunu gösterdi. “Erken kaçmam lazım bugün. Annemi doktora ben götüreceğim.”
“Yalnız gidemez mi?”
“Hiç yakışık alır mı hocam?”
“Sana yakışan ne Aslıhan?”
Aslıhan bir an durdu. “Bırakamam hocam kimseyi.”
Egemen cevap vermedi.
“Gerçekten acelem var. Annem bu sefer cidden hasta.”
“Geçmiş olsun.”
“Teşekkürler.”
15.00 — Başar
Başar, camianın saygı duyduğu orta yaşlı bir beyin cerrahıydı. Egemen’in iyi bir dostu sayesinde tanışmışlardı. Yeni tedavi yöntemlerini, ameliyat başarı oranlarını ve Amerika’da övgü alan son makalesini heyecanla anlattı.
“Çok gurur verici gerçekten,” dedi Egemen.
Başar’ın yüzü aydınlandı.
“Şu anlattıklarına bakılırsa Amerika’daki o çok zor ameliyat başarılı geçmiş o zaman?”
“Pes hocam, hatırlıyorsunuz.”
“Makale onunla ilgili değil miydi?”
“Az önce detaylı anlattım ya.”
Egemen yeni fark etmiş gibi kaşlarını kaldırdı.
“Aa, o ameliyat mıydı? Tüh, kaçırmışım.”
Başar’ın yüzü birden düştü. Saatine baktı.
“Süremiz dolmuş.”
“Dört dakika daha var.”
“Makaleni okumak isterim Başar. Paylaş lütfen.”
“Tabii hocam. Fikriniz önemli.”
“Vedalaşalım mı hocam?”
Egemen elini uzattı. “Veda bizde kırmızı çizgi.”
Başar gülümsedi.
“Aylin’e güzel bir İskoç viskisi bıraktım hocam. Keyifle için.”
“Benim teknede hep birlikte içelim.”
16.00 — Barış
Barış, sosyetenin gözdesi bir estetik cerrahtı. Güzel şeylere zaafı vardı; ama estetikte güzellikten çok oranla ilgilenir, bir yüzdeki en küçük uyumsuzluğu hemen fark ederdi.
Barış koltuğa otururken odanın girişindeki heykele baktı. “Yeni mi bu?”
“Simge sağ olsun. Güzel değil mi?”
Barış heykeli birkaç saniye süzdü. “Güzel. Şu çerçeve hâlâ eğri ama hocam.”
Egemen arkasına baktı.
“İki milim. Bugün siz yorgun görünüyorsunuz. Gözlerinizin altı kızarmış.”
“Öyle mi Barış? Fark etmedim.”
Barış güldü. “Benim işim bu hocam. Kaçmaz. Zanaat diyelim.”
Egemen kaşlarını kaldırdı.
“Hocam, bugünkü mevzuya gelelim. Benimki evlenmek istiyor. Kaçamıyorum artık.”
“Geçen seans aşk acısından ölüyordun.”
“Her sorunu hemen konuşup çözmek istiyor. Daralıyorum bazen. Hataya tahammülü yok sanki.”
“Tanıdık geldi mi?”
“Ooo hocam, yorgunluk değilmiş. Siz formunuzdasınız bugün.”
“Hem daha yeni barıştık hocam. Bir bakalım şikâyetleri devam ediyor mu.”
Egemen kahkahayı bastı. “Kadın, düzelmek istemediğin için seni terk etmemiş miydi?”
“Hocam, cidden sizin göz altlarınızdaki kızarıklık artmış.”
“Ben de ciddiyim. 2 mm.”
“Konuyu değiştirmiyorum hocam.”
“Kusurlarımı yüzüme vurma Barış.”
“Siz biraz mola verin. Benim de ameliyata yetişmem lazım zaten.”
17.00 — Korhan
Korhan, boşanma davalarında adı sık anılan bir avukattı. Her akşam başka bir davette, her boş anında çapkınlık peşindeydi. Yalnız kalabildiği anlar nadirdi.
“Artık düzenli bir hayat istiyorum.”
“Bu hafta sonu kiminleydin Korhan Bey?”
“Hocam, merak mı terapi mi bu?”
“İkisi de.”
“Gençlerleydik.”
“Çapkınlığa son vermiştin.”
“Düzgün kimse bulamıyoruz ki hocam.”
“Evlenmek seni fazla ele veriyor olabilir mi?”
“Seks değil hocam mesele. Düzenli bir hayat istiyorum. Hem yaşlanıyorum.”
“Yaşlanınca mı evlenmek lazım?”
“Ben öyle demedim. Gençliğimin kıymetini biliyorum.”
Bir süre sonra Korhan konuyu değiştirdi. “Bizim meşhur iş adamının davasında büyük sırlar çıktı.”
“Ooo, anlatacak mısın yoksa?”
“Kimsenin sırrını vermem, bilirsiniz.”
“Bilmez miyim?”
“Kitap yazmaya karar verdim Korhan, ne dersin? Mesleki sırlarımı ifşa edeceğim.”
Korhan sesli bir kahkaha attı. “Vallahi sizi dava ederim. Aldığınız paraları bana verirsiniz.”
“Bana güvenmiyor musun Korhan Bey?”
“Size inanıyorum ama güvenmiyorum.”
“İkisi başka mı?”
“Benim meslekte başka.”
Korhan ayağa kalkıp gömleğini düzeltti.
“Gömlek güzel.”
“Yeni terzim. Kimseye söylemiyorum ama Aylin’e ismini bırakırım.”
“Ooo, emeklilik hediyem mi Korhan Bey?”
“İyi günlerde olsun.”
18.00 — Yaren
Yaren felsefe doktorası yapıyordu. Bir fikri kabul etmeden önce onu tersine çevirmeyi, hatta önce hararetle reddetmeyi severdi. O gün affetmenin ahlaki bir zorunluluk olup olmadığını tartışıyordu.
“Siz babanızı affedebildiniz mi hocam?”
“Mevzu ben miyim?”
“Emeklilik sizi korkutuyor mu?”
“Hayır.”
“İnanmıyorum size.”
“Kimin kuşkularını dindiriyorsun? Benimkileri mi, kendininkileri mi?”
“Bence kuşku güvensizliktir. Sorgulamaksa hakikat arayışı.”
“İkisi aslında aynı yerden gelmez mi?”
Yaren sustu. “Ben babamı affetmedim. Ama özgürleşmek için artık yokmuş gibi kabul ettim.”
“İnsan nerede kaybolduğunu biliyorsa geri dönüş yolunu da bilir mi Yaren?”
“Peki siz nerede kaybolduğunuzu biliyor musunuz hocam?”
Egemen tebessüm etti. “Bilmiyorum.”
Yaren, Egemen’in arkasındaki resme baktı. “Bu resim beni içine hapsediyor sanki. Labirent gibi.”
Egemen de dönüp esere baktı. “Çok iyi…”
“Hocam, bu arada ben bilmediğinize hiç inanmadım.”
“Biliyorum deseydim inanacak mıydın?”
19.00 — Oğuz
Oğuz yıllardır siyasetin içindeydi. Sıfırdan büyük bir sanayi grubu kurmuş, partisinde dürüstlüğü ve kriz zamanlarındaki soğukkanlılığıyla saygınlık kazanmıştı. Pencereden dışarı, kararmaya başlayan gökyüzüne baktı.
“Üstat, farkında mısın ülke çok kötü. Elimizi kolumuzu iyice bağladılar.”
“Partin kapatılırsa ne olur?”
Oğuz bir an dondu. “Bu soru neden şimdi, bir şey mi duydun?”
“Yok. İnançların değişir mi?”
“İnandığın şey seni sen yapar diye öğrendik biz üstat.”
“Ya inandığımız şeyler değişirse?”
“Bazı şeyler değişmemeli.”
“Ya koşullar değişirse?”
Oğuz gözlerini kaçırdı.
Uzun süren sessizliği Egemen bozdu. “Tatil planı yapabildiniz mi?”
“İnan hiç vaktimiz olmadı.”
“Çalışmadığın gün var mı?”
Oğuz güldü. “İstikrar bu ara çok daha önemli üstadım.”
“Bu ekstra çaba neden, Oğuz?”
“Halimize bak üstat. Bari gelecek nesiller bizden daha özgür olsun.”
Egemen ona baktı. “Biz hiç özgür olamadık, değil mi?”
Oğuz sustu. “Dinleniriz sonra üstadım.”
“Ne zaman?”
20.00 — Devin
Devin, yapay zekâ, kod ve projeksiyonla çalışan genç bir dijital sanatçıydı. Tuvali sanatın vazgeçilmez koşulu sayanlarla dalga geçmekten hoşlanıyordu.
“Babam son sergime gelmedi yine.”
“Belki sen de pek istemedin gelmesini?”
“Dijital işi anlamaz zaten. Eleştirisini duymaya değmez.”
“Yine de fark etmişsin gelmediğini.”
Devin omuz silkti. “Fark etmemek zor.”
“Belli…”
“Öyle demeyin. Hem hâlâ o eski Freud numaraları kaldı mı?”
Egemen kalemiyle oynamaya başladı.
“Ben öyle herkes gibi onaya ihtiyaç duymuyorum.”
“Kimin?”
Devin cevap vermek yerine gözlerini kaçırdı. Egemen’in arkasındaki Scarlet’a dikkatlice baktı.
“Bu tablonun asimetrisini çok seviyorum. Ölçülerden kurtulmuş gibi.”
“Güzel yorum.”
“Emeklilikte sıkılacaksınız vallahi.”
“Muhtemelen.”
“Beni bile özlersiniz valla siz.”
“Rüyalarını mı?”
“Dalga geçmeyin ya.”
Bir an sustu. “Ben sizi özleyeceğim.”
⁂
Dışarıda hava tamamen kararmıştı. Egemen birkaç dakika hava almak için bahçeye çıktı. İçeri dönerken Aylin’i bekleme odasını toplarken gördü.
“Sen çık, ben kapatırım,” dedi.
Odasına dönüp ışıkları ayarladı.
21.00 — Simge
Simge, adından söz ettiren bir küratör ve sanat tarihçisiydi. Bir esere uzun uzun bakar; değerini anlamakla kalmaz, hayran olduğu eserle adeta bütünleşirdi.
“Dün yine aynı rüyayı gördüm.”
“Hangisini?”
“Monet tablosundayım sanki. Her şey soluk. Dünyayı tepeden, kuşbakışı izliyorum.”
“Kimse yok mu etrafta?”
“Yok, herkes var. O yok bu sefer.”
“Onu hâlâ seviyor musun?”
“Hayır.”
“Acıyı kabul etmekle yaşamak aynı şey mi sence Simge?”
Simge’nin gözleri doldu. “Ben artık acıyı bir çerçeveye sığdırıp ara sıra uzaktan bakıyorum.”
Egemen sustu.
Simge gözlerini sildi. “İçinde kaybolmamak için.”
Simge’nin bakışları Scarlet’e kaydı.
“Scarlet’ı ilk gördüğümde akai ito geldi aklıma. Hepimiz birbirimize bağlıyız hikayesi…”
Simge uzun süre eseri seyretti. Sonra birden Egemen’e döndü. “Eskiden bizi bağlayan şeyin kader olduğunu sanırdım hocam.”
“Ya şimdi?”
“Kendimiz hakkında anlatıp durduğumuz bir hikâye olabilir. İpin diğer ucunda sizce ne var?”
“Bilmiyorum.”
Simge eliyle eseri işaret etti. “Düğümleri çözmek sizin işiniz.”
Egemen bakışlarını Scarlet’a çevirdi. “Bizimki mesleki deformasyon.”
“Biraz da keyif diyelim mi?”
Egemen güldü. “Belki de.”
Simge gözlerini eserden ayırdı. “Bu bir veda mı hocam?”
“Galiba.”
“Size Paris’te yeni keşfettiğim harika bir Japon sanatçıyı atacağım.”
“Mutlaka. Sen dönünce görüşelim.”
⁂
Simge odadan çıktıktan sonra Egemen uzun süre yerinden kalkmadı.
Kara kaplı defterine çizdiği on iki çizgiye baktı, altlarına son bir tane daha çekti. Bir şey yazmadı.
Scarlet’e döndü. Farklı yönlerden gelen iplerin merkezde birbirine dolandığı düğüme uzun uzun baktı. Aşağı sarkan tek uç diğerlerinden daha serbest görünüyordu.
Bir an, günün henüz bitmediğini düşündü. Ayağa kalktı, eseri duvardan indirdi. Ağırlığı hep şaşırtırdı; çerçeve göründüğünden derindi.
Depodan çıkardığı eski ambalaj kâğıdını açarken tozla karışık, ağır kokulu koyu bir kalıntı parmaklarına bulaştı. Banyoya gidip ellerini uzun uzun yıkadı. Aynada kendine bakarken istemsizce Barış’a hak verdi: gözlerinin altı gerçekten kıpkırmızıydı.
Kaşıntı boynuna, oradan boğazına yürüdü. Bir antihistaminik daha içti. Geçer diye düşündü.
Pakete küçük bir not iliştirdi. SİMGE’YE yazdı, paketi depoya bıraktı.
Odasına döndüğünde nefesi daha da daralmıştı, başı dönüyordu. Koltuğuna oturdu. Bir süre sonra kalkmayı denedi.
Kalkamadı.
Aylin gece yarısına doğru unuttuğu ev anahtarlarını almak için ofise döndüğünde ışıkların hâlâ yandığını fark etti.
İçeri girdi. Egemen’i yere yığılmış hâlde buldu.
Ambulansı aradı.
Otopsi, ölüm nedeninin ağır bir alerjik reaksiyon olduğunu doğruladı.
Duvarda Scarlet’ın yerinde büyük, açık renkli bir dikdörtgen kalmıştı.
Eser, Egemen’in cenazesinden sonra depoda bulundu. Vasiyeti gereği koleksiyonun satışını Simge üstlenecek, gelir kimsesiz çocuklara bırakılacaktı. Scarlet ise listede yoktu; Egemen onu Simge’ye miras bırakmıştı.
Üzerinde hâlâ kendi el yazısı duruyordu: SİMGE’YE.
Simge paketi açtı. Çerçevenin arkasındaki eski kataloğu fark etti.
SCARLET Mixed media: silk thread, pigment 1981 For Ariadne.
Simge uzun süre son satıra baktı.
Çerçeveyi kaldırırken arkasından küçük bir kâğıt yere düştü.
İpin varlığı çıkışı göstermez.
Yalnızca dönüş ihtimalidir.

Hediye Gülden Özgür, tasarımın farklı alanlarında üretim yapan bir sanat tutkunu. Renklerden ve gökyüzündeki yıldızlardan aldığı ilhamı somutlaştırarak doğanın ve evrenin gizemini sanatın diliyle yaşamla buluşturmaya çalışıyor. İstanbul Üniversitesi İktisat Bölümü ve Palazzo Spinelli Design eğitiminin ardından reklamcılık, tekstil, saat ve takı tasarımı alanlarında çalıştı; uluslararası markalar için tasarımlar üretti. Uzun yıllardır Sembolizm, Astroloji, Sabian Sembolleri ve Astro-psikoloji üzerine çalışmalar yürütüyor. İlk öyküsü 2023 yılında Gecenin İçinden adlı kolektif kitapta yayımlandı. Halen Distopya Dergi ve Suare Dergi’de yazmaya devam ediyor. Aynı zamanda sanat ve semboller üzerine eğitimler ve atölyeler düzenlemeye devam ediyor.


