Şebnem Özbay
“Hemen değiştirmeliyim, şimdi hemen.”
“Yok, olduğu gibi kalsın her şey.”
İnsan, ömrünün en uzun zamanını bazen bu iki cümlenin arasına sıkışarak geçirir. Ne gidebilirsin, ne de kalabilir. Düşünür, tartar, karar verir; sonra vazgeçersin. Vazgeçtiğine pişman olur sonra en başa dönersin.
Hayatın içinde pek çok alanda kendimizi oraya ait hissetmememize rağmen ayrılmayı göze alamadığımız yerler vardır. Bazen alışkanlıklarımız bizi orada tutar, bazen bağımlılıklarımız, bazen de sadece mecburiyet.
“İşimden hiç memnun değilim.”
“Bu evlilik boğuyor beni artık.”
“Ailemin yanından ayrılmalı, kendi başıma yaşamalıyım.”
“Bu şehir bana dar geliyor.”
Şikâyet önce sessizce başlar. Sonra içeride bir alarm çalmaya koyulur.
İstifa et.
Git.
Boşan.
Hayat senin, kendini seç.
Tam o sırada başka bir ses yükselir. Toplumsal ezberlerin, korkuların ve sorumlulukların sesi.
“Ya sonra?”
“Ya pişman olursan?”
“Çocuk ne olacak?”
“Yeni bir iş bulabilecek misin?”
“Ya daha kötüsü olursa?”
Yaşama korkusu ilginçtir, kendini hiçbir zaman korku olarak tanıtmaz. Çoğu zaman mantık kılığında arz-ı endam eder. Önümüze en kötü senaryoları sererek bizi koruyup kolladığına ikna eder. Bu yüzden sıklıkla ona inanırız.
Cesaret ise gürültücü değildir. Masaya yumruğunu vurmaz. “Bir dene,” der yalnızca. “Olmazsa her şeye yeniden başlarsın.”
Belki de hayatımızın yönünü belirleyen şey, korkunun hiç olmaması değildir. Korkuya rağmen hangi sesi takip edeceğimize karar verebilmektir.
Sonrası biraz mizacımıza bağlı. Kimimiz korkusunu da yanına alıp yürür. Kimimiz bekler. Biraz daha bekler. Sonra biraz daha… Derken beklemek, hayatın kendisine dönüşür.
Şanslıysak zaman gerçekleştiremediklerimizin üzerini örter. Unuturuz.
Ya unutamazsak?
İşte o zaman yıllar geçer, omzumuza tek bir kelime yerleşir.
Keşke.
Keşke gitseydim.
Keşke deneseydim.
Keşke cesaret etseydim.
Keşke biraz daha şansımı zorlasaydım.
İnsanın en ağır yükü yanlış karar vermek değildir. Asıl yük, karar verememektir. Çünkü yanlış alınan kararın telafisi olabilir, yaşanmamış ihtimallerin ise sadece hayaleti kalır.
Dilerim herkes –ama bilirim pek azı- hayatının sonunda ardına baktığında “Keşke cesaret etseydim.” Demek yerine, “Korkmama rağmen iyi ki o yolu yürümüşüm.” Diyebilir.
Çünkü cesaret, korkunun yokluğuyla değil; korkularına rağmen attığın ilk adımınla başlar.

İstanbul’da dünyaya geldi. Üniversiteyi, İşletme Bölümü’nde bitirdikten sonra finans alanında bir süre çalıştı. Çocukluğundan beri yazar olmayı hayal ederdi. Okuma tutkusunun yanına yıllar içinde yazma tutkusunu ekledi. Yayınlanmış bir romanı, dört öyküsü, değişik dergilerde yayınlanan şiirleri ve deneme yazıları vardır. Halen, Suaremag dergisinde yazmakta ve yeni romanını yayına hazırlamakta.

