Zeynep Tezel
Topladım tüm cesaretimi, yazıyorum. Aslında hepsi kendime düşünceler, kendime notlar.
Son Söz:
Yaşadığımız dönemde, esaretin, konforlu zihnimizin içine, artık iyice yerleştiğine kanaat getirdim. Rahatsızım. Nasıl değişir bu durum? Belki de yapı söküm yapmak lâzım; cesaretle. Kolay değil. Konforlu esareti delebilecek gerçek cesaret, belki de güvenilir insanların ilkeli, onurlu duruşlarında olabilir. Sorguluyorum da günümüzde maalesef çok az insanda bulunan dürüstlük, belki de sahip olunan en güçlü silah.
Terkip V- Hadi Türkçesi olsun. Bileşim V
Kazıyarak topladım tüm cesaretimi, hepsi tek tek ve kartopu gibiydi. Elime alınca eriyorlardı. Farkında değildim; avucum aslında bir mengeneymiş. Kartopunu sıkıştırınca anladım. Çoğaltarak ezdim. Ezdikçe, buzlaşıyor. Buzlaştıkça güçleniyor. Cesaret gibi. Hepsini parça parça bütünleştirdim. Şimdi topladım tüm cesaretimi ve yazıyorum. Hızlı davranmazsam, eriyip gidecek.
Her evin, her kişinin hikâyesi ayrı; yaşanmışlığı farklı. Bilemeyiz kimin ne derdi var, konforu yerinde mi? “Daha ne istiyor?” diye düşündüğünüz an yanılabilirsiniz. Maslow’un piramidi, günümüzde göründüğü gibi olmayabilir. O evde yaşananları anlarım sanırsınız, durumu çözdüm duygusuna kapılırsınız. Yanılırsınız. Anlayamazsınız. Görüntü farklı, yaşanan farklıdır. “Yetmedi mi?” diye irdeleyenler, kendilerini farkında olmadan kendi zihinlerinin esareti içine yerleştirebilir. Gördüğünü sandığıyla, yanlış algı arasında sıkıştığını neden sonra anlayabilir.
Tabii bilemeyiz, türlü türlü de bakış açısı, kişilik farkı var; fikrini beyan eden belki de bu durumu bilerek algı yönetimi için söylemiştir. Esareti, konforun içinde var etmeye çalışmak, bazıları için bir kaçış söylemi ya da kaçış yöntemi de olabilir. Dikkati başka yere çekmek.
Konforun içindeki esareti farklı biçimde algılıyorum. Esaret, en çok insanın zihninin içinde var oluyor. Doğru bildiğini sandığıyla yanlış kararlar arasındaki kara boşlukta. Esaretin esareti.
Bileşim IV
Bence, esaret, benliğimizin azmettirilmiş tercihidir. Nasıl ki Byung Chul Han’a göre artık kimse bizi zorlamıyor ve gönüllü dijital köleler olduk! Nasıl ki pozitiflik yapış yapış üzerimize bulandı, arıtamıyoruz! İşte esaret de psikopolitika ile benliğimizi yoğuruyor da yoğuruyor. Kendi kendimizi sömürüp duruyoruz. Esareti, konforun içinde sanıyoruz ya, hayır, yanılıyoruz. Zaten konforsuzuz. Konforlu konforsuzluk bizimkisi. Parmaksız kafesin içindeyiz ve esiriz. Hepimiz.
Farklı düşünebilirsiniz. İtiraz edebilirsiniz. Konfor güvenlidir, iyidir; modern insan baskıyla değil konforun konforuyla yönetiliyor, eğitiliyor, böyle ilerliyoruz, diyebilirsiniz. Siz de haklısınız. Sürekli konfor satın alıyoruz. Daha gelişmiş cep telefonu, daha teknolojik otomobil, daha yeni ev, daha çok eğlence. Doğru, çoğumuz sisteme uyum sağlayarak, hiç sorgulamadan sunuları takip ediyoruz; konforu da böylelikle satın alıyoruz. Hep daha iyisi, daha çok para, daha çok kandırmaca. Zincirin halkaları uzayıp gidiyor. Herbert Marcuse dediği gibi bu durumda hepimiz tek boyutlu insan oluyoruz.
Peki, böyle düşünmeyenler de var. Onlar, ne zaman ve nasıl ayrışıyorlar bu esir topluluktan? Bu kişiler, daha iyi yaşamı satın almak için borçlananlardan, eksiklikleri tamamlamak için kredi kartlarının kölesi olanlardan veya ‘her işin bir püf noktası var; bu kandırmacayı bilmek uygulamak lazım,’ diyen müraîlerden, gerçekten ayrışıyorlar mı? Ayrışma cesaretleri var mı? Kanımca zor; çok azı kısmen başarabiliyor olabilir. Zincirden tamamen kopmak olası değil. Ancak, çabalayarak zaman zaman uzak durmak işe yarayabilir. Esaretin c’esareti.
İşte, tam da bu çabayla bir şeyler değişmeye başlıyor. Çok az da olsa birileri denge kurmayı başarabiliyor. “Hayır,” diyebilenleri dikkatle dinlemek lâzım. Israrla dengede kalanları, direnenleri, doğrudan şaşmayanları, yeterli diyebilenleri, söylediğinin arkasında duranları, dürüst davrananları fark etmeyi ve onlara değer vermeyi önemli buluyorum. Duyuyorum konuştuklarınızı. Elbette var böyle ilkeli kişiler. Onlardan kopmak istemiyorum.
“Sistem içinde istemeden de olsa ya da mecbur kalarak insan her zaman dürüst olamayabilir,” dediğinizi işitebiliyorum. Haklısınız. Her daim insan aynı kalamıyor. Ben de kalamıyorum. Yine de kişinin genel duruş ve üslubu önemli diye düşünüyorum.
Bileşim III
Bu günlerde, sanki birileri Maslow’un piramidini, camdan bir kar küresi gibi ters çevirip sallamış. Dışarıdakiler içeridekileri seyrediyor. İhtiyaçlar hiyerarşisi birbirinin içinde, karmakarışık. Kişi entelektüel ama yaşamaya yetişemiyor. Kimisinin içi tamtakır, dışı silikon ama cebi de boş; olmuş gösteri peygamberi. Büyük bir kesim yoğun emek veriyor, yaşama yetişmeye çalışıyor. Sonuçta, kime sorsan geçinemiyor; çalışsa da parasız, mevkii sahibi olsa da parasız. Piramitte, en üstte gösterilen ‘kendini gerçekleştirme’, en alttaki ‘temel ihtiyaçlar’ bölümü ile karışmış. Bazı kişiler farkında ancak çaresizce debeleniyor. Birileri ise, yükselen boş balonların içinde süzülüyor ve mutlular. En alttaki bölüm sallantıyla birden en üste çıkmış müraîlerden oluşmuş. Esaret, camdan kar küresi. Esaret, çalkalanmış piramidin içindekiler. Esaret, sistemin ta kendisi. Sistemin sisteme esareti.
Yine de ümitliyim, adaletin olduğuna inanıyorum. Bahsettiğim o değerli birilerini kaybetmemek lazım. Esaretin c’esareti.
Nasıl ki Tanrıça İsis, bencillikten uzak, mütevazı ve ciddi bir biçimde kendini çevreleyen evrenin gizemlerini anlamak için gayret eden doğru ve bilge insanlar için kırmızı peçesini açıp yüzünü gösteriyorsa, adalet de güvenilir olanların ekseninde mutlaka tecelli edecektir, diye umut ediyorum. Ütopik bir düşünce dediğinizi duyar gibiyim. Belki de siz haklısınız. Ancak, ben de bu düşünceyle varlığımı devam ettirmeye çabalıyorum.
Victor Frankl’ın anlatımına değer veririm. “İnsanın en temel ihtiyacı, anlamdır,” der. Şu dönemde, tüm farkında olanlar mutsuz, farkında olup da umursamayanlar kusursuz yaşadığını sanıyor. Birçoğu da öğrenilmiş çaresizliği kabullenmiş ve riskten kaçarak yaşayıp gidiyor. Konforsuz konforun tüm kurallarına uyum sağlayarak. Dürüst, ilkeli kişiysen yandın. Hükmün yok. Ya değişeceksin ya uyum sağlayacaksın, diyor sistem ve dürüst çalışanları yavaş, yetersiz, iş bilmez olarak kabul görüyor. Olay, hep zincirsiz kalmaktan korkmayanların başına patlıyor. Erich Fromm’un dediği gibi insanlar, güvenli esareti, rahat ve anlamsız yaşamı tercih ediyorlar. Oysa, esaretin dişlileri dik duran, sorgulayan, güvenilir olanı çiğneyip yutamaz. Zaman ve sabır önemli.
Bileşim II
Zincirden tamamen kopmak mümkün değil. Dengede kalmak önemli. İlkeli ve güvenilir insanların yanında olmayı önemsiyorum. Benim hayatımın anlamı da bu durum. Dünyanın her neresinde olursanız olun, etrafınızda birçok ilkesiz insan var. Sistem o kadar zorlayıcı ki, çevremizdekiler, hâttâ bazen en yakınlarımız öyle acımasız ki; çivi çakar gibi fırlatıyorlar sözcükleri, davranışları. Yaralanıyoruz. Oysa, bu maskara düzen içinde tek istediğim “güvenebilmek.” Bu çağda kullanılmayan, eski saçmalık diye kenara fırlatılan o hassas duygu.
Güven: “Duygusal ve bilişsel temelli olan bir ilişki hâli.”
Benim nazarımda, güvenilirlik, gelinebilecek en büyük mertebe. Esaretin c’esareti.
Esaretin cesaretinin ne olduğunu sorguladıkça çevremdeki kişilerin eksildiklerini de fark ediyorum. Pürüzsüz bir zemine kaynar su dökülmüş de yürümek zorundasın gibi bir durum. Ayakların altına sivri uçlu, çakılı taşlar batarken, insanın acıdan seke seke yol alması gibi bir şey anlatmak istediğim. Kimse pürüzsüz de olsa, kaynar zeminde yürümek istemiyor. Seçici oldukça, su daha çok kaynıyor.
Neredeyse herkes, konforlu yürüyüş olsun istiyorlar. Pürüzsüz sözler, pürüzsüz davranışlar, hep pozitif, sıkıntısız sorgulamalar… Liste uzayıp giderken, onlar mı eksilip gidiyor, ben mi eksiltiyorum; çelişkideyim. Artık biriktirmiyorum o kişileri. Tek aradığım onurlu, ilkeli, güvenilir dostluklar. Esaretin c’esareti.
Bileşim I
Yaşam hızla tükeniyor. Sayılı günlerde, bu sistemde bize kalan sadece değerli kitaplar ve ilkeli dostlar. Düşünüyorum da sistemin ve bizi esir alan konforun içindeki oynak oyuncuların en büyük düşmanı ve rakibi, onurlu, ilkeli, güvenilir insanlar olabilir. Eh marka bile öyle demiyor mu? “Az olan değerlidir.” Eh dürüst kişiler de parmakla gösterilecek kadar az.
Bu aralar en çok düşündüğüm bu konu, ‘güvenilir olma durumu.’ Bu durum, hiyerarşik düzenin zincirlerini kırabilir. Hoop işte yine yok oldu etrafımdakiler; yeni bir eksilme durumu daha. Güvenilirliğin olduğu yerde özgür sorgulama da yerini alabilir. Hiç sorgulamayanlar var. Hoop birileri daha eksildi. Konforlu esarete sığınanlar, hepsi bir anda yok oldu. Benim için, esareti parçalayan gerçek cesaret, insanların onurlu duruşlarındadır. Esaretin c’esareti.
Kişiler güç bakımından eşit değil, yetenek bakımından eşit değil, zenginlik ya da varlık bakımından da eşit değil, bilgi bakımından hiç eşit değil. Daha çok madde sayabilirim. Eşit oldukları tek mecra; ölüm durumu. Kişinin yaşamı devam ediyor ise o güzel Anadolu insanının asırlardır sunduğu bakış açısını da dikkate alıp unutmamak lâzım. “İnsan onuru eşittir,” derdi büyüklerimiz. Tabii ki bu durum, onuru olan kişiler için söylenmiş bir söz. İlkesiz ve müraîlerden bahsetmiyorum. Modern felsefedeki “insan onuru” (human dignity) veya tasavvuftaki “eşit haysiyet”; adına her ne derseniz deyin, konforun esaretini, içinde onur barındıran güvenilir, dürüst insanların ilkeli duruşları yıkabilir diye düşünüyorum. Esaretin c’esareti.
Topladım tüm cesaretimi yazdım. Ütopik diye düşünseniz de şimdilik söylemeyin bir şey, kırmayın umudumu. Aslında hepsi kendime düşünceler, kendime notlardı.
Son söz, yazının ilk cümlesindedir. Hadi, iyi okumalar.

Zeynep Tezel, Fransız Dili ve Edebiyatı mezunu. Tahsin Yücel, Berke Vardar gibi değerli hocalarıyla geçen üniversite yıllarından çok sonra 2022 senesinde yeniden edebiyat dünyasına döndü. Varlık Yayınları, Hikâyeci gibi dergilerde, İshak Edebiyat gibi dijital platformlarda, Eylül, Dışarıda Kalanlar, Ayna Meselesi, Anne Gölgesi, İstanbullu Öyküler gibi çeşitli kolektif kitaplarda öyküleri yayımlandı. Distopya Dergisi’nin yazarları arasında yer alan Tezel, 2023 Edebiyatist Kristal Kalem Öykü Yarışması’nda kısa listeye kaldı ve seçki kitabında öyküsü yayımlandı. Yazı yazabilen kişi olmak için çabalıyor.


