Buğra Kaleli
Bilseler garip bulurlardı. Başkalarının kabullenebileceği bir şey yaşamıyordum. Gerçi kabullenmeleri de umurumda olmazdı. İnsanlar, nehri oluşturan birbirinin aynı damlacıklar gibiler. Çarptığı taşları umursamayan, yavaş ya da hızlı fark etmeksizin sadece akışta olmak isteyen varlıklar. Böyle olmadığım için mutluyum. Ben hissedebilmenin yolunu buldum en derin duyguyla…
Her gün işten olabildiğince geç çıkıyorum. Muhtemelen mesai yapmamın sebebinin maddiyat olduğunu düşünüyordur ofistekiler. Bu kadar çalışmamı garipsemişlerdi başlarda. Sonradan işlerine geldi tabii. Öğleye kadar kendi sorumluluklarımı bitiriyorum. Saat 14:00 oldu mu yanaşmaya başlıyorlar masama. Biriktirdikleri işler, aciliyeti olan evraklar ya da kaçındıkları yükler… Hepsi bana geliyor. Reddetmeyeceğimi biliyorlar. Ben de hallediyorum. Bazı çalışanlar sanki gözümü açma derdine girmiş gibi kullanıldığımı ve buna izin vermemem gerektiğini fısıldadılar kulağıma. Bu konuşmayı aslında diğerleri ile yapmaları gerektiğinden habersizlerdi. Ben kullanıyordum onları. Geceme giden her adımı doldurmalıydım. Bu sayede zamanın farkında olmuyordum. Bir bakmışım turuncuya bulanmış gökyüzü. Akşam gecenin kapı ziliydi ve ben koştur koştur kapıyı açmaya gidiyordum.
Gün boyu içtiğim kahve sayılmayacak kadar çoktu. Bir noktadan sonra ofisteki kahve köşesini masama yakın bir yere konumlandırdılar. Bu da çalışma dinamiğimin bir ödülüydü. Sigara kullansam da iş yerinde içmiyorum. Birkaç nefeslik keyif yüzünden dumanlı hava sahası sohbetlerine dahil olmak istemiyordum. Beni yalnızca işini yapan bir makine olarak görsün herkes. Fotokopi makinesi ile konuşmazsınız ya hani. İşte tam da rol modelim bu alet. Tek amacım gündüzü bir an önce aşmak. Paylaşacakları alelade duygularla zamanımı yavaşlatamazlar.
İş çıkışı eve varmadan önce markete uğrarım. Doldurduğum poşetler mutfağımda ziyafete dönüşür. Yağ oranı yüksek gıdalar, asitli içecekler, glikoz şuruplu tatlılar. Şanslıyım ki metabolizmam çok hızlı çalışıyor. Başka türlü her akşam yediğim bunca şeyle tek adresim mezarlık olurdu. Saat 22:00’de otururum sofraya. Bir saat boyunca doyasıya yerim, içerim. Üzerine de gündüz uzak kaldığım sigaramla bol bol hasret gideririm.
Yemek biter, ortalık toplanır, uykuya hazırlanılır. Yatak odamın penceresi daima kapalıdır. Sıcaklık mümkün olduğu kadar fazla olmalı. Bazen ağustosun ılık gecelerinde kalorifer yaktığım bile oluyor. Rahatsız bir yastık, ağır ve kalın yorgan, loştan daha aydınlık oda… Zihnim gün boyu maruz kaldığı fazlaca işten karmakarışık. Artık ona kavuşmam için her şey hazır; kabuslarıma…
44 yaşımdayım. Yalnızım. Evlenmedim. Çocuğum yok. Arkadaşım yok. Yakınlarım yok. Denesem de hobilerim olmadı hiç. Sosyal hayata uyum sağlayamadım bir türlü. Toplumun mutlu/mesut! simülasyonu bana hitap etmedi. Dahil olamadım nedense onların arasına. Hissetmeyi çok denedim. Aşkı itici bir bencillik, bağlılığı tutsaklık, heyecanı geçici bir heves, idealistliği kalıcı olmaya özentilik olarak tanımladı içimdeki sözlük. Daha nice duygular anlam bulmadı bende.
Sonra aramayı bıraktım. Kendimi en yücesine teslim ettim; korku bütün duyguları mağlup etti. Kimseye ihtiyaç duymayacağım şekilde onu elde etmeyi öğrendim. Hem de şahsi gerçekliğimi kurarak… Kabuslar yaşamı hissedebildiğim tek yer oldu. Artık tüm çabamı geceye hazır olmaya vermeye başladım. Gün boyu zihnimi dolduruşum, beslenme düzenim, evim, odam… Hepsi tek amaca hizmet ediyordu; yaşamayı tadabildiğim anda olabilmek.
Şanslıyım ki sıradan insanlar gibi sürekli aynı şekillerde gelmiyor bana korku. Kabuslarımda sayısız karakter, sayısız nesne, sayısız mekanlar yaşıyorum. Hepsiyle ayrı deneyimlere doyuyor zihnim. Güzel bir rüya görmeyi garanti edemezsiniz uykunuzda. Ancak uygun şartlarda kabus görmek çoğu zaman mümkün oluyordu. İşte tam da bunu kontrol edebilmeyi seviyorum. İnsanlara katlanılmaz gelen bu anlar, benim duygu çölümdeki tek su damlası gibi… Ona sarılıyorum. Çünkü elimde sadece korkabilmek kaldı var oluşuma dair…

Ankara’da doğdu. İlk ve ortaöğrenimi Ankara’da tamamladı, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği Ana Bilim Dalı’ndan mezun oldu. MEB bünyesinde Sınıf Öğretmeni olarak atandıktan sonra sırasıyla Şırnak, Mardin, İstanbul ve Konya’da görev yaptı. 2022 yılında Selçuk Üniversitesi Çizgi Film ve Animasyon bölümünü kazanıp örgün eğitime başladı. 2025 yılında Pötikare Yayınları’ndan ‘Bir Dileğe Yolculuk’ ve MSE Yayınları’ndan ‘Pampas’ isimli kitapları basıldı. Öyküleri çeşitli dergilerde yayımlanıyor. Halen Konya Karatay Yavuz Selim İlkokulu’nda Sınıf Öğretmeni olarak görev yapıyor. Evli ve bir çocuk babası.

