Hacer Kök
İnsan bazı soruların neden akılda kaldığını yıllar sonra anlıyormuş.
Babam bazen çay içerken, bazen haberleri izlerken, bazen de hiç ilgisiz bir anda anneme döner ve sorardı:
“Bizim kahverengi bavullar nerede?”
Annem gülümserdi.
“Gardırobun üstündeler.”
Sonra hayat kaldığı yerden devam ederdi.
Masalar silinir, çamaşırlar asılır, misafirler gelir gider, bayramlar olur, mevsimler geçerdi.
O bavullar ise hiçbir yere gitmezdi.
Ben büyüdüm.
Babam yaşlandı.
Annem gitti.
Annemin eşyalarını toplarken, bir kitabın arasında gençliğine ait bir fotoğraf buldum.
Saçlarını rüzgâr dağıtmış, yüzünde hüzünlü bir ifade vardı.
Sanki önünde koskoca bir dünya duruyor ve o dünyanın kendisine vereceklerini hayal ediyor. Fotoğrafın arkasında tek bir cümle yazıyordu.
“Bir gün mutlaka gideceğim.”
Uzun süre elimde tuttum fotoğrafı.
Oysa ki annem gitmemişti. Daha acısı, gitmek için hiçbir şey de yapmamıştı.
Sevmişti.
Emek vermişti.
Fedakârlık etmişti.
Ama kendine doğru tek bir adım bile atmamıştı.
İşte o gün babamın sorusunu anladım.
“Bizim kahverengi bavullar nerede?”
Aslında bavulları sormuyormuş.
İnsanın içinde yıllarca bekleyen cesareti soruyormuş.
Gitmediği şehirleri.
Açmadığı yelkenleri.
Aramadığı insanları.
Söylemediği cümleleri.
Hiç çıkılmayan yolları.
Yaşanmamış hayatları.
Ben denizi hep bu yüzden sevdim galiba.
Deniz kimseye “geç kaldın” demez.
Elli yaşında da açılsan aynı rüzgâr eser.
Altmışında da ilk kez yüzsen su seni aynı sakinlikle taşır.
Yetmişinde de yelken açsan ufuk aynı mavilikle bekler.
Hayat da biraz deniz gibi.
Kıyıda ne kadar uzun beklersen bekle, tekne kendiliğinden hareket etmiyor.
Bir halatı çözmek gerekiyor.
Bir düğümü açmak.
Bir adım atmak.
Geçen gün dolabın en üst rafında duran kahverengi bavulu indirdim.
Köşelerindeki deri hafif aşınmıştı. Metal kilitleri zamanın bıraktığı küçük izleri taşıyordu.
İçine hiçbir şey koymadım.
Çünkü anladım ki mesele eşya hazırlamak değilmiş.
İnsan önce içinde yer açıyormuş.
Korkularını biraz kenara koyuyor, başkalarının beklentilerini katlayıp bir rafa kaldırıyor, sonra kendine küçücük bir yer bırakıyormuş.
Belki bir deniz kasabasına taşınmak için.
Belki yeniden okumak için.
Belki âşık olmak için.
Belki sadece sabahları acele etmeden kahve içebilmek için.
O gün bavulu tekrar kapatmadım.
Bana her baktığında aynı şeyi hatırlatsın diye.
Hayat, bekleyenlere değil, ilk adımı atanlara yol veriyor.
Asıl yolculuk gittiğin yerde değil, kendine geç kalmamayı seçtiğin anda başlıyormuş…
Ve biliyorum ki bu satırları okuyan birinin de evinde görünmeyen bir kahverengi bavul var.
Belki yıllardır aynı yerde duruyor.
Belki tozlandı.
Hiç önemli değil.
Toz silinir.
Yollar bekler.
Deniz hep oradadır.


