Alev Toparlı
İçimde tarifi zor bir sızı var. Kimselere anlatamıyorum. Korkuyorum anlatırsam bana deli derler diye ama size anlatacağım. Hani bir şarkı vardı ya… Nükhet Duru’dan Büyüme Çocuk diye… İşte içimde bir yerlerde o şarkının sözleri yankılanıyor.
Hiç büyümeye özenme çocuk
Bir büyürsen, bir daha küçülemezsin
Benimkiler de büyüdüler, şimdi içimde bir yerlerde gizlice yaşadığım bir yas var. Siz bu satırları okurken güleceksiniz belki bana “Kadın ne güzel büyütmüşsün, sen kafayı mı yedin? Neden yas içindesin? Şımarıklık bu!” diyeceksiniz. Ama beni bazılarınız anlar, bazılarınızsa alay ederler, şaşırırlar yaşadıklarıma belki de “Bir psikoloğa falan gitmeliyim diyorum bazen,” bilemiyorum. Belki siz bana başka şeyler de önerirsiniz her fikre açığım ben.
Her şey şöyle başladı aslında; tatilden yeni dönmüştük ve eve adım attığımız andan itibaren bavullarımızdan çıkardığım kıyafetleri kirli sepetine atıp acıkan midelerimizi doyurma telaşesine girmiştim. Aslında oğlum istemişti, “Domatesli makarna yapsana anne canım çekti!” demişti. Ben mutfakta yemek yaparken oğlum yanıma gelip “Anne bu seneki tatilin tadı damağımda kaldı, ne kadar güzelmiş Ayvalık. Seneye yine kuzey ege kıyılarına gidelim,” diyerek önümüzdeki senenin planlarını yapıyordu. Ben de hızlıca domatesli makarnayı hazırladım. Sofrayı birlikte kurduk. Eşim haber programının tekrarını izliyordu. O da gelince mutfağa, başladık yemeklerimizi yemeye. Ben her zamanki gibi aklımda ev işlerinin planlarını yaparken baba oğulun günlük konuşmalarını dinliyordum. “O günlere geri mi gitsem şimdi ne güzel olurdu. Işınlanma diye bir şeyi icat etselerdi, zaman içinde yolculuk ışınlanıverirdim o ana!” Yemek bitip herkes bir yerlere çekilince ben de bulaşıklara giriştim, zaten yorgunum ama içimde gizli bir haz var. Çamaşır makinesini çalıştırdım, onlar yıkanırken ufak tefek alışveriş yapmıştık, onları dolaplara yerleştirdim. Çamaşırları serdim, balkonları yıkadım yani anlayacağınız bütün işlerimi yaptım. Gece yatağıma yatmadan önce oğlumun odasını kontrol ettim, pikesini yine savurmuş, “Ah be çocuğum! Uyuyanın üzerine kar yağar derler.” Yerden alıp üzerine örttüm, sevgiyle baktım masum yüzüne, sessizce çıktım odama gidip yattım.
Kızımı dört sene önce evlendirdim, şimdi çok uzaklarda eşiyle birlikte Amerika’da yaşıyorlar. Saat farkı yüzünden çok konuşamıyoruz. O meşgul işleriyle, ben ne zaman arasam bana dönüyor ama öyle her zamanki gibi konuşamıyoruz artık. Eşi var, işi var o ne yapsın hayat telaşesi, zaman hızla geçiyor. Çok şükür iyiler, mutlular. Ben henüz evlerine gidemedim malum Amerika vize vermiyor kolaylıkla. Bu sene bir kez daha deneyeceğim. Yaşadığı ülkeyi, evini görmek istiyorum özellikle de kültürü merak ediyorum. Lafı çok uzattım yine, anlayacağınız bir tek oğlum kaldı evde. Benim yakışıklı prensim, çok iyi çocuktur, saygılı, kültürlü, kıymetli bir mücevher anlayacağınız. Biz tatilden geldikten sonra bir garip oldu. Her zaman bana türlü şaklabanlık yapan çocuğum içine kapandı. Elinde telefon devamlı mesajlaşıyor, balkona çıkıp gizlice konuşuyor. Gece evden çıkmayan çocuk geç gelmeye başladı, merak edip sorsam bahane üstüne bahane üretiyor “Ay vallahi çıldıracağım ne oldu bu çocuğa?”
Bir gün ütülerini yapıp odasına götürdüm, dolabının içine yerleştiriyorum çamaşırlarını, her zamanki gibi odasını ben topluyorum, baktım çalışma masasında kadife bir kutu var acaba nedir diye aldım elime bir taraftan da düşünüyorum, “Doğum günüm de yaklaştı, oğulcuğum bana hediyemi aldı? Elimde evirip çeviriyorum kutuyu, ay sürprizi kaçacak ama dayanamayacağım vallahi, heyecanla açtım kutuyu, a ne göreyim! Tek taş pırlanta yüzük, aman hayırdır kime aldı bu yüzüğü!” İşte o an gerçekler yüzüme tokat gibi indi benim. Benim oğlum büyüdü, âşık oldu evden ayrılma sırası ona geldi. İşte benim yasım o zaman başladı. Kızım evlendi ta dünyanın bir ucuna gitti, oğlum da evlenecek o da gidecek bana ihtiyacı kalmayacak kimsenin. Keşke zamanında bir tane daha doğursaydım, kocam emekli olunca, “Hanım bir emeklilik çocuğu yapalım mı?” demişti adam delirdi herhâlde diye yüzüne tuhaf tuhaf bakmış, istememiştim. “Doğursaydım şimdi lise çağında olur o kalırdı elime. Ah Hayri Bey sen ne büyük adammışsın ben dinlemedim sözünü bak ne oldu!” Ben böyle düşünceler içerisinde bocalarken oğlum geldi odaya, benim elimdeki yüzüğü gördü önce bir kızardı sonra hışımla yürüyüp elimden aldı kutuyu. “Anne konuşalım mı salonda size söyleyeceklerim var.” “Tamam çocuğum da bu nedir ki? Bir de ağzından duymam lazım ya!” Birlikte salona geçtik. Hayri Bey de koltukta uzanmış, haberleri dinlerken uyukluyor. “Kalk Bey, oğlanın söyleyecekleri varmış!” dedim. Oturduk koltuğa başladı anlatmaya; “Aynı meslekteniz, Ayvalık’ta oturuyorlar, birlikte iş yapınca birbirimizi tanıdık ve âşık olduk. Sizinle tanıştırmak için getireceğim, ben onun ailesiyle yazın tanıştım, beni çok sevdiler.” Oğlum karşımda konuşurken içimden, “Demek bize en son haber verdin ha? Sevinsem mi üzülsem mi? Bunca sene emek verdiğim, karnımda dokuz ay taşıdığım oğlum ancak bana haber verme gereği duymuş. Vay anasını ne yapsam kafasına terlik mi fırlatsam? Eşek sıpasına bak hele!” O hâlâ konuşuyor, ben olayın şokunda bakıyorum yüzüne, sonunda ağzının oynamasını izlerken son söylediklerini duydum, “Yarın getireceğim sizle tanıştıracağım, eminim sen de çok seveceksin anne!” Bana yönelttiği bakışlarına boşluğa bakar gibi bakıyorum, kafamı sallıyorum, Hayri Bey, “Hayırlısı olsun oğlum!” derken kalkıyorum oturduğum yerden, mutfağa gidiyorum.
İşte anlattım size benim yasım o zaman başladı galiba, o kadar hızlı gelişti ki süreç, düşünmeye bile fırsat bulamadım. Kız tanışmaya gelecek diye sabahtan başladım işlere, temizlik, yemekler, mezeler, mükellef bir sofra kurdum, oğlumu küçük düşürür müyüm hiç? Gelin kızım tanışmaya geldi, kibar kız çiçeklerle gelmiş, tanıştık. Kız işveli, cilveli bir şey içimden “oğlanın aklı neden kıza kaydığı belli” diyorum. Oğlum Kız Kulesi önünde evlenme teklifi yaptı, sonra aileler tanıştı, kız isteme faslı derken düğün, oğlanı hızla evlendirdik. En büyük sürprizleri de Ayvalık’a yerleşmeleri oldu. Meğerse benim oğlan kıza öyle söz vermiş, “Ben yanına gelirim, sen ailenden ayrılamazsın şimdi,” demiş. Orada yeni bir mimarlık bürosu kurdular, tevekkeli yazın “Ayvalık’ı çok sevdim,” demişti, ondanmış. Ben oğlumun odasında bavullara kıyafetlerini yerleştirip düzenlerken o odasındaki değerli gördüğü eşyalarını kolilere yerleştirdi. Bir de bana dönüp “Oo! Hanım Sultan artık rahat edersin, ben de evden gittim, hayat size güzel bundan sonra,” demesin mi? “Sen de uzağa gidiyorsun be oğlum ben şimdi kalbimdeki bu boşlukla, işe yaramayacağım hissiyle ne yapacağım!” diyemedim. Bavullara baktım, “Bunca seneyi nasıl sığdıracağım iki bavula?” Galiba bu hayatta en çok sevdiğim şey evlatlarımdı, onlar da ayrıldılar yanımdan. Yasım var benim gizlice yaşadığım, kimseye anlatamadığım ama siz anladınız beni değil mi?


