Close Menu
    Son Eklenenler

    MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 2. MODÜL

    Ağustos 2, 2026

    MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 1. MODÜL

    Ağustos 2, 2026

    AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

    Ağustos 2, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Pazar, Ağustos 2
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Narcissus – Benlik, İmaj ve Modern Ego

      Ocak 7, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 2. MODÜL

      Ağustos 2, 2026

      MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 1. MODÜL

      Ağustos 2, 2026

      Penelope – Sabrın mı, stratejik aklın mı temsilcisi?

      Temmuz 29, 2026

      Odyssey: Eve Dönüşün Hiç Bitmeyen Destanı

      Temmuz 14, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Bir yasın izinde: Tanrıların Tahtında

      Temmuz 31, 2026

      Buket Sözan’dan Beslenmeye Farklı Bir Bakış: Kelebeğin Rüyası – Kozadan Çıkış

      Temmuz 22, 2026

      ‘Sonsuzluk’ labirenti

      Temmuz 14, 2026

      Kortların Şairi Roger Federer’in Hikâyesi Türkçede

      Temmuz 6, 2026

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Şarkıları: HAZİRAN AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Haziran 2, 2026

      Ayın Filmleri: MAYIS AYINDA NE İZLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – VII

      Temmuz 25, 2026

      AH BAVULUM VAH BAVULUM

      Temmuz 15, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – V

      Mayıs 9, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      Obsession: Bir Dileğin Etik Bedeli

      Temmuz 27, 2026

      THE ODYSSEY ÜZERİNE DÜŞÜNCELER: EN FAZLA TANRILAR KADAR KUSURLU

      Temmuz 26, 2026

      Odyssey rüzgârı sinemaları sardı

      Temmuz 21, 2026

      Odyssey: Eve Dönüşün Hiç Bitmeyen Destanı

      Temmuz 14, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      AYIN FİLMLERİ: AĞUSTOS AYINDA NE İZLEYELİM?

      Ağustos 2, 2026

      ASMA KİLİT…

      Ağustos 1, 2026

      Bir yasın izinde: Tanrıların Tahtında

      Temmuz 31, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Bir Yansımanın İçinden Dünyaya Bakmak

      Haziran 22, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      TUZ DENİZİ

      Ağustos 1, 2026

      CHILDREN OF MEN: KORKU VE CESARET ARASINDA İNSAN

      Ağustos 1, 2026

      OMUZ HİZASI

      Ağustos 1, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » OMUZ HİZASI
    Belgin Ulutay

    OMUZ HİZASI

    Ağustos 1, 2026Yorum yapılmamış7 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Belgin Ulutay

    Köyün ak sakallıları, “İnsanın boyu kadardır yeryüzü,” derlerdi. “Ötesi rüzgar, beriki mezar.” Hamza, yirmi yaşına basacağı o uğursuz bahar sabahında ne rüzgarın peşindeydi ne de ak sakallıların sözlerinin. Onun bildiği tek bir gerçek vardı; kasabanın arkasındaki boz kırlangıç tepesinde, kendi elleriyle kazacağı dört ayak uzunluğunda, iki ayak eninde ve tam omuz hizası derinliğinde bir çukur onu bekliyordu. O an zihninde yalnızca köyün eskilerinden dinlediği rabıta-i mevt telkinleri dolaşıyordu.

    Ağabeyi Mahmut, küreği uzatırken bakışlarında geri dönülmeyecek bir yolun eşiğinde duran insanların hüznü vardı. Mahmut’un omuzlarında sadece kadim bir kuralın, ilahi takdirin kapısını aralamanın verdiği o ağır sorumluluk vardı.

    “Güneş tepelerin ardına düşmeden bitmeli,” dedi Mahmut. 

    Sesinde yabani bir hırıltı değil, toprağın ağırlığı kadar dingin bir buyruğun tınısı vardı. 

    “Mezarını başkası kazarsa bu yalnızca ölümdür, Hamza. Lakin kendi mezarını kazabilen, kabre önce nefsini indirir.”

    Hamza küreği aldı. Meşe sapının serinliği, avuçlarından çok içine işledi. Tepeye tırmanırken arkasından gelen koyun melemeleri, uzaktaki değirmenin gıcırtısı ona ilk defa bu kadar uzak, bu kadar yabancı geldi. 

    Yirmi yıl… Ne çabuk geçmişti? Zihni, çocukluğunun dut ağaçlarından sarkan günleriyle, sevdiğini söyleyemeden toprağa emanet ettiği komşu kızı Nisa’nın gülen yüzü arasında gidip geliyordu. Hayat, sanki bir başkasının penceresinden izlediği sıkıcı bir oyun gibi yavaşlıyordu. Gençliğin dizginlenemez hevesleri, her şeye sahip olma tutkusu ve hınç dolu öfkesi yürüdüğü patika boyunca peşini bırakmıyordu.

    Yolculuğuna eşlik eden bir karga gökyüzünde bir daire çizdi. Hamza istemsizce yıllar önce dergahta dinlediği o kıssayı hatırladı.

    “Çünkü Allah bana, ‘Onun canını bugün Hindistan’da al’ buyurdu…”

    Ardından, Azrail’in hayreti geldi aklına. 

    “Yüz kanadı olsa bugün Hindistan’a nasıl yetişirdi?”

    Hamza küreğin sapını biraz daha sıktı. Belki de ayaklar sandığımızdan daha eski bir emre itaat ediyordu. 

    Kendi kendine mırıldandı yol boyunca;

    “Ey gönül, sen bu ten kalesine hapsolmuş bir garipsin; içindeki o firavunlaşmış benliği toprağa vermeden Hz. Musa’nın asasına nasıl ereceksin?”

    Geçmişin hayaletleri, zihninin dar sokaklarında koşturup duruyordu. Annesinin tarlada bükülen belini, babasının o hiç dinmeyen öksürüklerini hatırladı. Kendi elleriyle ektiği buharı tüten toprakları bırakıp bu tepeye tırmanmak, geride bıraktığı tüm isteklerinin birer birer sönmesine sebep oluyordu. 

    İnsan, yaşarken kendini unutturabilir miydi? O çeltik misali, değirmende öğütülmeden önce kabuğundan soyulması gerekiyordu. Hamza, bu boz tepeye sadece bedenini taşımıyor, yılların birikintilerini ve kibir tohumlarını da sırtında taşıyordu. Adım attıkça göğsünün kafesi daralıyor, nefesi derinleşiyor, her bir solukta sanki içindeki o boşluk büyüyordu.

    Tepeye vardıklarında rüzgar sertleşti. Hamza, toprağın taşa yakın, inatçı ve kuru olduğu o noktayı seçti. Çizmeyi çıkardı, toprağa bastı. Toprak, altındaki sıcağı henüz kaybetmemişti ama ta derinden gelen o yabani serinlik, omuriliğine buzdan bir iğne gibi saplandı. Çevredeki yabani otlar, rüzgarın etkisiyle hışırdıyor, sanki doğanın kendisi de bu sessiz ritüele tanıklık etmek için nefesini tutuyordu. Mahmut, kayanın üzerine oturmuş, elindeki tespihi çevirip dua ederken gözlerini kardeşinin üzerinden bir an olsun ayırmıyordu. 

    Küreğin sivri ucu toprağa ilk defa değdiğinde, ses bozkırın sessizliğinde bir çan gibi yankılandı. 

    Küt.

    Küt.  

    Huuhh... Soluğu toprağa karıştı.

    Bu, insan bedeniyle yeryüzü arasındaki ilk ve en mahrem müzakereydi. Hamza küreği her indirişinde, toprağa bir şeyler fısıldıyordu ama dudaklarından tek bir ses dökülmüyordu. Toprak direniyordu; taşlar küreğin ağzına çarpıp kıvılcım çıkarıyor, Hamza’nın avuç içlerini kanatıyordu. O kan, toprağa damladığı an, aralarındaki anlaşma da mühürleniyordu. Kazdığı her kürekte, geçmişteki hatalarını, isyanlarını ve o genç yaşın verdiği kibrini toprağa gömüyor; daha önce hiç ayak basmadığı o saf ve ıssız coğrafyaya adım adım yaklaşıyordu.

    “Beni almak için sabırsızlanıyorsun,” diye geçirdi içinden Hamza, nefesi boğazında tıkandıkça. “Ama henüz erken. Daha gidecek yolum, görecek çokça günüm var.” 

    Zaman, küreğin her iniş kalkışında biraz daha yavaşlıyordu. Güneş, gökyüzünün çivit maviliğinden yerini kızıllığa bıraktıkça, Hamza’nın alnından süzülen terler tozla karışıp çamura dönüşüyordu. Her damla, vücudundan eksilen bir parça gibiydi. İçindeki o bitmek bilmeyen arzular, gelecekkaygıları bu çukurun kenarına yığılan toprak yığınlarıyla birlikte eriyip gidiyordu. Her kürek darbesiyle omuzlarından görünmeyen bir yük eksiliyor, çukur derinleştikçe içindeki gürültü de sessizleşiyordu. 

    Yarım saat geçti. Gökyüzü kızıla çaldığında, çukurun derinliği Hamza’nın göğsüne kadar varmıştı. Çıkardığı toprakları etrafta kusursuz bir duvar gibi örmüştü. Artık dışarıdaki dünyayı göremiyor, sadece tepedeki daracık kızıl gök parçasını ve rüzgarın savurduğu bulutları izleyebiliyordu. 

    Hamza, kendi yokluğunun coğrafyasını elleriyle haritalandırıyordu. Omuz genişliği, yana yatırıldığında bacakların kıvrılacağı açı, başın dayayacağı toprak oyuğu… Her şey daha önce hiç yaşamadığı türden kusursuz bir yalnızlık için tasarlanmıştı.

    Çukurun duvarları düzgünleştikçe, Hamza’nın içerideki duruşu da o yalnızlığa hazırlık yapıyor, o denli kusursuz bir biçim alıyordu. Artık orası sadece bir çukur değil, varılabilecek en son durak, kendisi için yaşamın tüm gürültüsünden özenle arındırılmış mutlak bir sığınaktı. Hamza, küreği dışarı fırlattığında ellerinin titrediğini fark etti. Avuçları kabarmıştı; kan, toprak ve ter birbirine karışmıştı. Sırtındaki kaslar sızlıyor, kalbi göğüs kafesini parçalayacak gibi atıyordu. Yukarıda, tepenin kenarında duran Mahmut’a baktı. Mahmut, oturduğu kayadan kalkmış, ağır adımlarla çukurun kenarına yaklaşmıştı. Bir an elleri çukurun kenarına doğru uzanacak oldu. Parmakları havada asılı kaldı, sonra sessizce başını eğdi. Yalnızca “Kardeşim,” diyebildi ve titreyen dizlerine daha fazla dayanamadı kayaya yaslandı.

    Hamza tereddüt etmedi. Eğer şimdi durursa, bu çile yarım kalacaktı; içindeki o ağır kuşku bütün ruhunu saracaktı. Bütün köyün, bütün ataların gözü sessizce onun üzerindeydi.Çukurun içine bıraktı kendini. Bacaklarını karnına doğru çekti, sırtını o soğuk, nemli toprak duvara yasladı ve tüm endişesine rağmen gözlerini kapadı. O an, dış dünyadaki tüm sesler bir anda kesildi. Rüzgarın uğultusu boğuk, uzak bir fısıltıya dönüşmüştü. Göğüs kafesi gittikçe daraldı. Üzerine atılmamış olsa bile, o toprağın binlerce tonluk ağırlığı çökmüştü şimdiden omuzlarına.

    Aşağıdan gelen sesler bu defa hepten yakına, tepenin eteklerine varmış gibi gürleşti. Bir kadının, belki de anasının ya da köyden birinin hıçkırığı doğrudan tepenin boşluğunda yankılandı: “Hamza’m… Güzel yavrum…”

    Damarlarında dolaşan o titreme, bedenini esir alıyordu. Ya bu toprak üzerime kapanırsa? Ya ben zaten çoktan ölmüşsem de farkında değilsem? 

    “Su dökün” 

    “Yeter.”

    “Hadi artık.”

    Nefesi hızlandı. Boğazına sarılan demir bir el gibi bir daralma onu sıkıştırıyordu. Gözlerini açmak, fırlamak, “Yeter!” diye bağırmak istiyordu. Ama rabıta-i mevt tam da bu noktada başlıyordu. Nefsin o isyankar sesini susturmak, o daracık karanlığın orta yerinde durup kalmak zorundaydı. Hamza dişlerini sıktı. Kalbinin ritmini bastırmaya çalıştı ama her atış kaburgalarında yankılanıyordu.

    “Hâlâ yaşıyorum,”  

    “Nefes alıyorum. Hayattayım…”

    O karanlık çukurun içinde, ne kadardır vardı, başını yaslayalı ne kadar olmuştu?

    Dakikalar saat, saatler asırlar gibi geldi. Ölmeden önce ölmek ne demektir, o an öğrendi. İnsan, kendi sonunu kendi kollarıyla kucakladığı zaman, ölümün o keskin yüzü değişiyordu. Ölüm, kimsenin ziyaret etmek istemediği eski bir akrabaydı. Zihninde binlerce yıllık hikayeler, menkıbeler, nefs mücadelesi veren dervişlerin çilehane hatıraları dönüp duruyordu. Karanlığın içinde et, kemik ve toprak tek bir özde birleşiyordu. Ona dair geride bir şey bırakmıyordu. Geriye sadece mutlak bir teslimiyet kalıyordu.

    Ne kadar süre geçtiğini bilmiyordu. Hamza gözlerini açtı. Yukarıdaki her baktığında yüzünü gülümseten kızıl-mavi hala oradaydı. Güneş, göğün öte yanına çekilirken akşam yavaşça tepeye iniyordu. Derin bir nefes çekti içine; toprak kokusu artık ona ağır gelmiyordu. 

    Ellerini toprağa bastı, bacaklarını açtı ve bütün gücüyle yukarıya, aydınlığa doğru kendini itti. Tak.

    Çukurun kenarına tutundu, tırnaklarını toprağa geçirdi ve dışarıya çıkmak ve bu nefs terbiyesini kesmek için o çukurdan fırlamak istedi.

    Çıkmalıyım… 

    Ancak parmakları sert bir taşa değil, boşluğa çarptı. Toprak omuzlarının üzerinden kaymıyor, sanki dışarıdan değil, bizzat göğsünün içinden yükseliyordu. Avazı çıktığı kadar bağırmak istedi. 

    “Hayır,” dedi içinden.

    “Ölmedim.”

    Ağzını açtı ama boğazından dışarıya tek bir ses bile sızmadı.  

    Mahmut uzakta, sırtını arkasındaki kayaya yaslamıştı. Avuçları açıktı. Parmaklarının arasından dağılan her tespih tanesiyle birlikte kurumuş dudaklarından bir dua, göğsünden kesintili nefeslerle sessiz bir yakarış yükseliyordu.

    Aşağıdaki sesler bu defa tam başının ucundaydı. Kalabalık tepeyi tamamen sarmıştı. Hamza son bir kez daha ayağa kalkmak istedi. Üzerindeki toprakları silkeleyemedi. Sızlanmalar, hıçkırıklar, ellerin dizlere vuruluş sesleri ve ortalığı inleten o kalın, sarsılmaz hitap, aradaki bütün duvarları yıktı geçti.

    “Ey cemaat, hakkınızı helal ediniz…”

    …

    Demek Hindistan buradaymış.

    Belgin Ulutay, 20 yılı aşkın süredir çeşitli sektörlerde orta düzey yönetici olarak görev yaptı. Yazmaya ve seslendirmeye şiir ile başladı, çeşitli eğitimlerin ardından edebiyat yolculuğunu öyküler ile devam ettiriyor. Tiyatro, seslendirme, kitaplar, seyahatler ve yazı ile kendine bir dünya kuran Ulutay’ın bir çok kollektif kitapta öyküleri yayımlanmıştır.

    LİSTEYİ GÖR
    belgin ulutay yazar

    Related Posts

    AYIN FİLMLERİ: AĞUSTOS AYINDA NE İZLEYELİM?

    Ağustos 2, 2026 Film

    AYIN KİTAPLARI: AĞUSTOS AYINDA NE OKUYALIM?

    Ağustos 2, 2026 Ayın Kitapları

    AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

    Ağustos 2, 2026 Ayın Şarkıları

    SuareMag Ağustos 2026

    Ağustos 1, 2026 Manşet
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 2. MODÜL

    Ağustos 2, 2026 Mitoloji

    H. Nilgün Karataş ile Mitolojik Arketipler ve Çağdaş Kurmaca Teknikleri Mitolojik figürler yalnızca geçmişin anlatılarında…

    MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 1. MODÜL

    Ağustos 2, 2026

    AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

    Ağustos 2, 2026

    AYIN KİTAPLARI: AĞUSTOS AYINDA NE OKUYALIM?

    Ağustos 2, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Tuğlayı Fark Etmek

    Temmuz 24, 2025 Öykü

    Endüstriyel sinemanın karşısında cesurca duran bir korku filmi: Midsommar

    Şubat 23, 2024 Alperhan Benlioğlu

    UNUTMA MERDİVENİ

    Mayıs 1, 2025 SUAREMAG
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 2. MODÜL

    Ağustos 2, 2026

    MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 1. MODÜL

    Ağustos 2, 2026

    AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

    Ağustos 2, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.