Başak Bıyıklı
İnsan öyle garip, öyle çelişkili bir varlık ki… Hiç tanımadığı bir yabancının gözlerinin içine bakıp saatlerce hikâyeler anlatabilir, hiç bilmediği bir hayatın detaylarında kaybolabilir. Ama günün sonunda kendi içindeki tanıdık yabancıyla tek bir dakika baş başa kalmaktan köşe bucak kaçar.Dünyanın bütün yabancılarıyla aynı masada oturup uzun uzun sohbet edebilir, ama kendisine en son ne zaman hatır sorduğunu hatırlamaz.
Bitmek bilmeyen bir enerjiyle oradan oraya koşturan insanlara gıpta ederiz çoğu zaman. İlgi alanları çoktur, merakları sonsuzdur. Çok şey bilir, çok sevilirler. Etrafları hep kalabalık, hayatları sürekli bir harekettedir.
Oysaki bitmek bilmeyen bu eylem hali, eylemin kendisine duyulan tutkudan çok, durmanın getireceği sağır edici sessizlikten kaçmak içindir. Dış dünyanın gürültüsü bu sessizliği başarıyla bastırır.
Dışarıdan bakıldığında ilham verici, neredeyse hiperaktif denebilecek bir kadındı o. Hayatı, boşluk bırakılmayacak şekilde tasarlanmış sıkı bir ajanda gibiydi. Bir gün yeni bir dil öğrenmek için kelime kartlarıyla uyanır, öğleden sonra bahçesindeki toprağı havalandırıp tavuklarını besler, akşamüstü alternatif tıbbın şifalı köklerinden, bitkilerinden tentürler hazırlardı. Astroloji haritalarında gezegen açılarını hesaplar, yorgun argın televizyon karşısına geçtiğinde bile bir gözü mutlaka telefon ekranında akıp giden dünyada olurdu. Uyumadan önce mecburen okunması gereken o kitap sayfaları, tuvalette geçirilen birkaç dakikada bile zihni meşgul etmesi için açılan podcast yayınları… Sürekli bir üretim, durmak bilmeyen bir tüketim ve sonsuz bir eylem hali.
Bu dinmek bilmeyen telaş, yaşama duyduğu iştahından değil; durduğu an, içeriye baktığında göreceklerinden ve belki de o ürkütücü boşlukta hiçbir şey göremeyeceğine dair duyduğu derin korkudan besleniyordu.
Hareket, onun en güvenli zırhıydı. Çünkü insan durduğunda sessizlik başlar.
Sessizlik sorgulamayı beraberinde getirir. Sorgulama sayesinde zihin, yıllardır meşguliyet halısının altına süpürülen gölgeleri, eksiklikleri ve yüzleşilmemiş yaraları birer birer ortaya dökmeye koyulur.
Ama bir bedeni, bir zihni sonsuza dek kaçmaya ikna edemezsiniz. Kaçış uzadıkça, yorgunluk arttıkça, insan paradoksal bir şekilde kaçtığı şeye doğru çekilmeye başlar. Çünkü her büyük korku, aslında kendi sonuna, kendi eceline aşıktır. Ondan kurtulmanın tek yolunun o kaçınılmaz sona, o mutlak sessizliğe teslim olmaktan geçtiğini içten içe sezer.
Sürekli eyleme sığınma hali, durmaksızın bir şeylerle meşgul olmayı seçme telaşı, özünde sahte ve yorgun benliğininölümünü hazırlar. Bu sayede gerçek ve çıplak benlik başa geçer. Sürekli kaçan, eninde sonunda yakalanmayı ister. Arayış o ‘son’a duyulan gizli çekim, amansız arzudur.
O gün, elektrikler kesilip elindeki telefonun şarjı bittiğinde ve evin içine aniden o kimsesiz sessizlik çöktüğünde yakalandı. Bahçedeki tavukların sesi kesilmiş, ocağın altı kapatılmış, okunan kitabın kapağı dizlerinin üzerine kapanmıştı. Önce bedenindeki tüm kaslar, alışıldığı üzere onu hemen yeni bir eyleme fırlatmak, zihnini bıkmadan başka bir uyarana bağlamak için kasıldı. Fakat bu kez parmakları havada kararsızca asılı kaldı. Yapabileceği hiçbir şey yoktu. Elektrikli panjurları açılamaz, garajın kapısı çekilemezdi. Kaçacak yeri kalmamıştı. Kaçmanın o yorgunluğu, ne olduğunu tam olarak kestiremediği o içsel yalnızlık korkusuna galip gelmişti. Yıllardır sürdürülen amansız kovalamaca bitmiş, kaçacak hiçbir kuytu kalmadığını anlamıştı.
Korkusu eceline varmış, onunla yüz yüze gelmiş ve ona olan gizli aşkını itiraf etmişti.
Yerinden kıpırdamadı. Göğsündeki daralmaya, şakaklarındaki basınca rağmen orada, kendi uçurumunun kıyısında bağdaş kurup oturmayı seçti. İçeriden gelen tüm sesleri en yüksek dereceye kadar açtı. Gözlerini kapattı. Bedenini gevşetti. Ve bıraktı.

Başak Bıyıklı İstanbul doğumlu. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu. Yirmi yedi yıldır pazarlama araştırması alanında çalışıyor; kendi işinin sahibi. 2022’de Çanakkale’ye taşındıktan sonra edebiyat eğitimine ve yazı çalışmalarına yoğunlaştı. Öykü ve küçürekleri çeşitli kolektif kitaplarda yer aldı. Denize ve fıstık çamlarına karşı yazıyor; yakında yayımlamayı planladığı kişisel kitapları üzerinde çalışıyor.

