Close Menu
    Son Eklenenler

    Önay Yılmaz’dan yeni bir polisiye: Pinokyo Kapanı

    Eylül 11, 2026

    2026 Nobel Edebiyat Ödülü için geri sayım: Bu yıl kimlerin adı konuşuluyor?

    Eylül 9, 2026

    ‘Mitolojiden anlamam’ diyenlerin kesin bilgili 10 mitolojik miras

    Eylül 8, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Cumartesi, Eylül 12
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      KOPENHAG: GÜVENİN VE HAFİFLİĞİN KONFORU

      Eylül 1, 2026

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      2026 Nobel Edebiyat Ödülü için geri sayım: Bu yıl kimlerin adı konuşuluyor?

      Eylül 9, 2026

      ‘Mitolojiden anlamam’ diyenlerin kesin bilgili 10 mitolojik miras

      Eylül 8, 2026

      ‘Eskişehir festivaller şehri olacak!’

      Eylül 6, 2026

      KOPENHAG: GÜVENİN VE HAFİFLİĞİN KONFORU

      Eylül 1, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Önay Yılmaz’dan yeni bir polisiye: Pinokyo Kapanı

      Eylül 11, 2026

      Napolyon’un yenilgisi modern dünya sistemini nasıl doğurdu?

      Eylül 1, 2026

      İstanbul’un unutulmuş mimarlarının izinde

      Ağustos 31, 2026

      ‘Yazmak ömür boyu sığınağım oldu’

      Ağustos 29, 2026

      Klasik Müziğin çağdaş yorumcularından Janoska Ensemble Bodrum’da

      Ağustos 7, 2026

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Şarkıları: HAZİRAN AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Haziran 2, 2026

      İsmi olmayan hikâyeler – VIII

      Ağustos 30, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – VII

      Temmuz 25, 2026

      AH BAVULUM VAH BAVULUM

      Temmuz 15, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

      Ağustos 17, 2026

      İBB Beyoğlu Sineması’nda Ağustos Boyunca Ücretsiz Film Şöleni

      Ağustos 4, 2026

      Obsession: Bir Dileğin Etik Bedeli

      Temmuz 27, 2026

      THE ODYSSEY ÜZERİNE DÜŞÜNCELER: EN FAZLA TANRILAR KADAR KUSURLU

      Temmuz 26, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Sait Faik ile Orhan Kemal “Düş Payı”nda buluşuyor

      Eylül 1, 2026

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Önay Yılmaz’dan yeni bir polisiye: Pinokyo Kapanı

      Eylül 11, 2026

      2026 Nobel Edebiyat Ödülü için geri sayım: Bu yıl kimlerin adı konuşuluyor?

      Eylül 9, 2026

      ‘Mitolojiden anlamam’ diyenlerin kesin bilgili 10 mitolojik miras

      Eylül 8, 2026

      Talât Sait Halman Çeviri Ödülü için başvurular başladı

      Eylül 1, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      ‘Yazmak ömür boyu sığınağım oldu’

      Ağustos 29, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Nilgün Karataş: ‘Tanrıçalar ölmedi, sadece kostüm değiştirdi’

      Ağustos 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      FARE MASALI

      Eylül 1, 2026

      DÖVÜŞ KULÜBÜ: SAHİP MİYİZ? KÖLE MİYİZ?

      Eylül 1, 2026

      ‘Yazmak ömür boyu sığınağım oldu’

      Ağustos 29, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » DİYOJEN, DOĞANIN KYNİKLER’İ VE BİZ
    Melek Toksoy

    DİYOJEN, DOĞANIN KYNİKLER’İ VE BİZ

    Eylül 1, 2026Yorum yapılmamış7 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Melek Toksoy

    Sinoplu Diyojen, medeniyetin sunduğu yapay konforu reddedip sokağın özgürlüğünü seçerken, boşuna adını köpeklerin doğallıktan ödün vermeyen ruhundan alan Kynik (Kinik) felsefesinin en radikal temsilcisi olmadı. Ona göre medeniyetin konforu, insanı kendi elleriyle inşa ettiği altın bir kafese hapseden süslü bir esaretten başka bir şey değildi.

    Diyojen ve Kynikler, kendilerine “köpek” denmesini gururla kabul ederlerdi. Doğallığı, kuralsızlığı ve tam özgürlüğü savunurlar; medeniyetin sunduğu konforu insanı köleleştiren bir “altın kafes” esareti olarak görürlerdi.

    Yaşadığımız çağda, Diyojen’in, medeniyetin konforunu esaret sayıp sokakta bir fıçıda yaşamayı seçmesindeki derin anlamı unutur olduk. O, insanın özgürleşmek için nelere gerçekten ihtiyacı olduğunu sorguluyordu. İhtiyaçlarımız çoğaldıkça özgürleşiyor muyduk, yoksa sahip olduklarımızın içine biraz daha mı kapanıyorduk?

    Felsefe tarihinin bu radikal figürünü bugün yeniden hatırlamamın sebebi, ekranıma düşen sarsıcı bir görüntü oldu. İki bin yılı aşkın zaman önce sorulmuş bir soru; şehrin içinde, doğanın kucağına sığınmış bir canın bedeninde yeniden somutlaştı.

    Yeni doğum yapmış bir anne köpek, kendine doğadan bir yatak bulmuş; kuru ama gür bitki örtüsünün toprakla bütünleşerek oluşturduğu doğal bir kuytuyu iç güdüsel olarak belki kendine göre şekillendirmiş bebelerini de muhtemelen burada doğurmuş ya da taşımış. Şehrin kaosunda  keşfettiği bu minik ininde, içine yüklediği güvenle,yavrularını emzirirken aniden sesler yükseliyor. Tartışmalar, bağrışlar derken ucunda kanca olan uzun bir metal sopa geçiriliyor boynuna. Başı yukarıda, ağzı açık sürükleniyor; sürükledikçe çığırıyor hayvan. “Ben anneyim, bebeklerim var!”

    Çaresizce bakıyorum ekrana; yapmayın! 

    Yapıyorlar…

    Bu tarz haberlere ister istemez bazen asparagas haber olabilir mi gözüyle de bakıyorum. Özellikle son kanunlardan sonra ki gelişmelere karşı bir duruşu savunurken, olası dramatik sahneler de kurgulanıyor mudur, anlamında sorgulamadan edemiyorum ama; ne olursa olsun şu sahne yürek dağlıyordu ve Lohusa Köpeğin çığlıkları geliyordu bana o resmi kamyona yerleştirilirken:

    “Bu kadim topraklarda bana, bir anneye de mi müsaade kalmadı? Sizin betonlarınızın arasında tesadüfen bulduğum bu sığınak, doğanın bana sunduğu sürpriz bir alandı. Bunu bile bana ve yavrularıma çok mu gördünüz?”

    Ardından vicdanlar müdahale ediyor. Anne olmasının altı çiziliyor, enikli olduğu söyleniyor lakin emir demiri kesiyor; bu masum aile toplanıp götürülüyor. Sonrası vicdanların kanunlara karşı ayaküstü mücadelesi…

    O anne köpek üzerinden, vicdanların sesi bu defa ortak konuşuyor kulağıma:

    “Geniş ormanlarımız, yeşil vadilerimiz, kayalık tepelerimiz, doğal mağaralarımız – mağaracıklarımız  var; Hamurunda Mevlana’nın merhameti, Yunus Emre’nin hoşgörüsü olan bir coğrafyada yaşıyoruz. Derviş geleneklerinden kuş evleri sokak hayvanlarına su yatakları inşa eden mimari anlayışa kadar bu toprakların mayasında var olan ‘yaratılanı yaratandan ötürü sevme’ felsefemize ne oldu? Biz toprağa, kurda, kuşa, kaplumbağaya, sokağın kedisine ve köpeğine merhametle bakmayı atasından, mitolojisinden taşıyan bir toplum değil miydik? Nedir bu sert yaklaşım? Neden hep birlikte kalıcı ve insani çözümler üretemiyoruz?”

    Ekranı kapatıyorum. Hislerim alabora, öfkem donuk. Doğayı incitmeden alınabilecek çözümler sarmalı dolanıyor kafamda. Fakat görüntünün bıraktığı asıl soru başka bir yerde düğümleniyor. 

    Konfor nerede bitiyor, esaret nerede başlıyor?

    Diyojen medeniyetin duvarlarını terk ederek özgürlüğü sokakta aramıştı. Bugünse doğanın gerçek Kynikler’ini sokağın özgürlüğünden söküp, sırf hayatta kalabilsinler diye dört duvar arasına kapatmak zorunda kalıyoruz. Bunun adı özgürlük değil, sadece bir hayatta kalma sığınağıdır.

    Diyojen’in kaçtığı o “korunaklı duvarlar”, günümüzde sokaktaki canın sığınmak zorunda kaldığı tek esaret alanı hâline geldi. Oysa onların doğası, kapatılmayı değil, kendi ritmiyle yaşamayı gerektirir.  Doğanın canları isterse kaçabileceği bir sığınağı kendi bulabilmeli, hasta ise kendini insana gösterecektir zaten, ya da çaresiz ya da güre ise bir kuytuyu bulup kendi iradesi ile toprakla buluşacaktır. Ölümün konforuna bile kendi karar verecektir. Doğanın çemberi budur.

    Üstelik bütün bunları düşündüğüm coğrafyada köpeğin ve vahşi canlının hikâyesi hiç yeni değil. Anne köpeğin haykırışları kulağımdayken, bu toprakların mitolojik mirası olan Leto’yu hatırlıyorum.

    Kadim Likya toprakları adını; Tanrıça Leto’ya zor zamanlarında rehberlik eden o özgür kurtlardan ve can yoldaşı köpeklerden alır. Likya mitolojisinde hayvanlar sadece doğanın parçası değil, kutsal sınırların koruyucusudur. Tanrıça Leto, ikizleri Apollo ve Artemis’i doğurduktan sonra Hera’nın gazabından kaçarken Xanthos Nehri kıyısına gelir. Ona yol gösteren ve koruyanlar kurtlardır. Leto, bu yardımlarından dolayı bölgeye “Kurtlar Ülkesi” anlamına gelen Lycia adını verir. 

    Kadim Likya’da köpeğin “tanrısal bir rehber ve özgür bir koruyucu” olarak görüldüğü gerçeği dururken; bugün ülkemizde boynuna demir kanca geçirilen hayvanlar görmek, kadim bir kutsallıktan modern bir duygusuzluğa düşüşün özetidir. Tek tesellim, bugün yaşadığım Likya bölgesinde şu sosyal medyada rastladığımız türden olaylara rastlamamış olmam. Kadim Likya mirasını devralan tüm görevli ve gönüllülere şükran duyuyorum.

    Ancak kafamızı da toprağa gömemeyiz; insanlığa hiç yakışmayan olaylar yaşanıyor. 

    Teknolojik yaşam şemsiyeleri altında, yapay bir konfor okyanusuna doğru sert egolarla sürükleniyoruz. Doğanın gerçekliğinden kopuşumuzu fark eden vicdanlar çoğaldıkça umut da var olacaktır. Doğanın akışını güçlendirecek olan da, bizi özgürleştirecek olan da; yine bu vicdandır.

    “Koruma” adı altında yürütülen, hayvanı nesneleştiren soğuk politikalarla yüzleşmek zorundayız. Toplamaya ve yok etmeye odaklı bu acımasızlığın bu topraklara ait olmadığını hatırlamalıyız. Çözüm; sokaklardaki canları tecrit etmek değil, yerel yönetimler (muhtarlığa kadar), gönüllüler ve mahalle kültürüyle el ele verip kısırlaştırma, tedavi ( mahallede hangi köpeğin – köpeklerin kalabileceğini tespite kadar,) ve elbette sahiplendirme seferberliğini, barınakların iyileştirilmesini  tüm yurtta aynı dönemde başlatmaktır. Eğitimle, merhametle ve bilimsel adımlarla yaşamı savunmak aynı anda tüm sınırlarda başlatılırsa verim daha akıcı olacaktır..

    Fakat bu soğuk politikalar; sokak hayvanlarının varlığına dahi tahammül edemeyen bir öfkenin oluşmasına ve artmasına sebep oluyorlar. İnsan olmaktan gelen o sarsılmaz üstünlük duygusuyla her şeyi kendine mübah gören bu kalabalıkların çoğalmasına adeta davetiye çıkarıyorlar.

    “Al evinde besle o zaman!” diyorlar… Sanki herkesin evinde bir cana bakacak imkânı varmış, sanki apartmanlarda tek bir kedi yüzünden devasa kavgalar kopmuyormuş gibi.

    Ya da “Korkuyoruz, çocuklarımız zarar görür” diyorlar. Öncelikle ilk politika; TV’ler, sosyal medyadan halka ulaşmaktır. Her gün günde en az iki kez, özel yayınlar hazırlanması ciddi bir çözümdür bana göre: Sokaklarda karşılaştığımız patili dostlara davranış biçimleri, bilmediğimiz bir yerden geçerken nasıl davranılacağı ki ilk şart: Koşmamak, sakin durup konuşmak ve duruma göre varsa su atmak, ama taş atmamak. Tabii asıl ilk kural ise; on iki yaş altı çocukların zaten sokakta yalnız bırakılmasının gerekliliğidir. 

    Bahçesiz evlerde saatlerce sahibini bekleyen kedileri, zincire vurulmuş köpekleri ya da kapı eşiğinde tutulan canları düşünüyorum. Normal şartlarda “özgürlük kısıtlaması” veya “konforlu bir tutsaklık” diyerek eleştireceğim bu durumlar karşısındaki zihinsel dönüşümümü sorguluyorum. Artık bu koşulları bile bir kurtuluş gibi görür olmak, bana acı veriyor.

    “Keşke o kancayla toplanıp kamyonun soğuk metalinde barınağa sürüklenmek yerine, bir evin koridorunda tüm gün sahibini bekleseydi…” diyen vicdanım, zihnimde çaresiz bir pazarlığa oturuyor. “Bizler bile tam anlamıyla özgür değilken onları nasıl koruyacağız?” diye fısıldayan şefkat ve esaret kavramları, içimdeki düğümü daha da sıkılaştırıyor.

    Özgürlüğün yerini acımasız bir hayatta kalma mücadelesine bıraktığı bu çağda; dört duvar arasındaki konforun artık bir lüks değil, hazin bir sığınağa dönüşmesini izliyoruz. Bu buruk kabullenişi ve çaresizliği tartışmak, tam da bu yüzden kaçınılmaz hâle geliyor.

    Sloganımız şu kadar net olmalı: Kısırlaştır ve yaşat.

    Çözüm için daha upuzun bir listem var, o ayrı bir yazının konusu artık. 

    Bu arada hâlâ ulaşılacağına inandığım bir hayalim var… Her sokakta mahallelinin isimler koyduğu, besleyip sevdiği iki üç köpeğin olduğu; her esnafın mamasını, suyunu eksik etmediği, dükkân müşterilerinin okşayarak şımarttığı kedilerin dolaştığı bir düzen… Hayvanlarla insanların iç içe, merhametle yaşadığı o eski günleri özlüyorum. Hayvansız sokaklar tuhaf gelmiyor mu sizlere? Hele sokakların köpeklerden arındırıldığı yerlere domuzların inmesine ne diyorsunuz? 

    Diyojen bu hâlimizi görse bize bakıp belki de şunu söylerdi: “Doğadan koptunuz, yapay ihtiyaçların kölesi oldunuz.” 

    Ardından yüzünü sokaktaki bir köpeğe döner ve eklerdi:  “İşte gerçek özgürlük budur.”

    Belki bütün mesele, Diyojen’in yüzyıllar önce sorduğu soruya dönmekte… Yaşamak için gerçekten neye ihtiyacımız var ve özgürlükten ne kadar vazgeçtiğimizde hâlâ yaşadığımızı hissedebiliriz?

    İşte burada tıkanıyoruz. Hayatta kalmak için özgürlükten vazgeçmek bir konfor mu, yoksa hazin bir esaret mi? İnsan kendi yakalandığı bu konfor-esaret tuzağına, şimdi sokağın gerçek Kynikler’ini de çekiyor.

    Anlattığım olay, şimdilik mutlu bir sonla bitti. Bir gönüllü, o anne köpeği ve yavrularını sahiplenerek yuvasını açtı. Belki bugün onun için özgürlük, doğada bulduğu o küçük kuytu değil, bir insanın açtığı güvenli bir kapının ardında. Bunun buruk bir çelişki olduğunu biliyorum. Ama çağımızın konfor ve esaret arasında kurduğu bu tuhaf dengede, bazen özgürlüğü değil, önce yaşamı kurtarmak gerekiyor.

    Bu topraklar hepimizin, bu hayvanlar hepimizin. Yurdumuz hayvanlarıyla güzel.

    Doğanın Kynikler’i  hayatta kalsınlar. Belki bir gün, yeniden özgürlüğü konuşabiliriz.

    Melek Toksoy, Antalya doğumlu. Ege Üniversitesi Fen Fakültesi’nde okudu. Turizm ve otelcilik alanından emekli oldu. Yaratıcı yazarlık atölyelerine katıldı; insanlar, hayvanlar, doğa her daim ilgisini çektiğinden, sandığından günlük ve karamalarını çıkartarak  yazın hayatına başladı. Beş kolektif kitapta öyküleri yer aldı, çeşitli dergilerde yazıları yayımlandı. 

    DİĞER YAzıları oku
    melek Toksoy suaremag yazar

    Related Posts

    Ayın Müzikleri: Eylül Ayı Seçkisi

    Eylül 1, 2026 Ayın Şarkıları

    Ayın Kitapları: Eylül Ayı Seçkisi

    Eylül 1, 2026 Ayın Kitapları

    Ayın Filmleri: Eylül ayı seçkisi

    Eylül 1, 2026 Ayın Filmleri

    SuareMag Eylül 2026

    Eylül 1, 2026 Manşet
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Önay Yılmaz’dan yeni bir polisiye: Pinokyo Kapanı

    Eylül 11, 2026 Kitap

    Gazeteci ve polisiye yazarı Önay Yılmaz, yeni romanı Pinokyo Kapanı – Yalan Yazarsan Ölürsün ile…

    2026 Nobel Edebiyat Ödülü için geri sayım: Bu yıl kimlerin adı konuşuluyor?

    Eylül 9, 2026

    ‘Mitolojiden anlamam’ diyenlerin kesin bilgili 10 mitolojik miras

    Eylül 8, 2026

    ‘Eskişehir festivaller şehri olacak!’

    Eylül 6, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    DOMATES BİBER PATLICAN

    Ağustos 1, 2025 SUAREMAG

    ARADIĞIMI KENDİMDE BULDUĞUMDA

    Ocak 1, 2026 Şebnem Özbay

    BOŞALMIŞ ASKILIKLAR   

    Şubat 1, 2026 Gönül Yasemin Ölmez
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Önay Yılmaz’dan yeni bir polisiye: Pinokyo Kapanı

    Eylül 11, 2026

    2026 Nobel Edebiyat Ödülü için geri sayım: Bu yıl kimlerin adı konuşuluyor?

    Eylül 9, 2026

    ‘Mitolojiden anlamam’ diyenlerin kesin bilgili 10 mitolojik miras

    Eylül 8, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.