Close Menu
    Son Eklenenler

    MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 2. MODÜL

    Ağustos 2, 2026

    MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 1. MODÜL

    Ağustos 2, 2026

    AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

    Ağustos 2, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Pazar, Ağustos 2
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Narcissus – Benlik, İmaj ve Modern Ego

      Ocak 7, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 2. MODÜL

      Ağustos 2, 2026

      MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 1. MODÜL

      Ağustos 2, 2026

      Penelope – Sabrın mı, stratejik aklın mı temsilcisi?

      Temmuz 29, 2026

      Odyssey: Eve Dönüşün Hiç Bitmeyen Destanı

      Temmuz 14, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Bir yasın izinde: Tanrıların Tahtında

      Temmuz 31, 2026

      Buket Sözan’dan Beslenmeye Farklı Bir Bakış: Kelebeğin Rüyası – Kozadan Çıkış

      Temmuz 22, 2026

      ‘Sonsuzluk’ labirenti

      Temmuz 14, 2026

      Kortların Şairi Roger Federer’in Hikâyesi Türkçede

      Temmuz 6, 2026

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Şarkıları: HAZİRAN AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Haziran 2, 2026

      Ayın Filmleri: MAYIS AYINDA NE İZLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – VII

      Temmuz 25, 2026

      AH BAVULUM VAH BAVULUM

      Temmuz 15, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – V

      Mayıs 9, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      Obsession: Bir Dileğin Etik Bedeli

      Temmuz 27, 2026

      THE ODYSSEY ÜZERİNE DÜŞÜNCELER: EN FAZLA TANRILAR KADAR KUSURLU

      Temmuz 26, 2026

      Odyssey rüzgârı sinemaları sardı

      Temmuz 21, 2026

      Odyssey: Eve Dönüşün Hiç Bitmeyen Destanı

      Temmuz 14, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      AYIN FİLMLERİ: AĞUSTOS AYINDA NE İZLEYELİM?

      Ağustos 2, 2026

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      ASMA KİLİT…

      Ağustos 1, 2026

      Bir yasın izinde: Tanrıların Tahtında

      Temmuz 31, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Bir Yansımanın İçinden Dünyaya Bakmak

      Haziran 22, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      TUZ DENİZİ

      Ağustos 1, 2026

      OMUZ HİZASI

      Ağustos 1, 2026

      CHILDREN OF MEN: KORKU VE CESARET ARASINDA İNSAN

      Ağustos 1, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » İKİNCİ NEFES
    Eylem Akdere

    İKİNCİ NEFES

    Ağustos 1, 2026Yorum yapılmamış12 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Eylem Akdere

    Camın en tehlikeli hâli kırıldığı an değildi. Kırılan cam soğuktu; sınırları belliydi, parçaları yerden toplanabilir, keskin kenarları görülürdü. Asıl tehlike, henüz ne olacağına karar vermemiş camdaydı. Fırından çıktığında bal kıvamında ağır ağır uzayan, çubuğun ucunda kızıl bir damla gibi dönen cam, insanı hem kendine çağırır hem de yaklaştırmazdı. Bir an fazla beklersen sertleşir, acele edersen içine çökerdi. Onu şekillendirmek için ateşe yaklaşmak, fakat ateşin seni yönetmesine izin vermemek gerekirdi.

    Arif, çocukluğundan beri ateşin karşısındaydı. Ateş görünürdü, ne kadar yaklaşabileceğini kestirir, koluna sıçrayan küçücük bir kıvılcımın izini günlerce taşısa bile nereden geldiğini unutmaz, acının geçeceği günü bilirdi.

    Atölyesi kasabanın en eski sokağındaydı. Taş duvarların arasına sıkışmış, kapısı ağır açılan, içinden her mevsim aynı sıcaklığın yükseldiği bir dükkândı. Sokaktaki insanlar montlarının yakalarını kaldırarak yürürken Arif’in alnından ter damlardı. Kışın camlar buğulanır, yoldan geçen çocuklar parmak uçlarıyla buğuyu silip içeriyi seyretmeye çalışırdı. İçeride hep aynı düzen vardı: duvara yaslanmış üfleme çubukları, tahta saplı maşalar, renkli cam parçalarının doldurulduğu küçük metal kutular, pencerenin altında soğumaya bırakılmış vazolar, sürahiler, kandiller….

    Dükkânın arka duvarında, fırının isi yüzünden yıllar içinde kararan bir yazı tabelası vardı:

    “Cam ikinci nefesi sevmez…”

    Bu cümle; Arif’in ustası Haydar’ın el yazısıydı. Harflerin bazıları birbirine fazla yaklaşmış, “nefes” kelimesinin sonundaki harf aceleyle yukarı kıvrılmıştı. Haydar Usta’nın söylediği her cümle gibi bu da tartışmaya kapalı görünürdü. Usta gitse de cümlesi asılı kalmıştı.

    Haydar Usta, camı yalnızca elleriyle değil, sesiyle de şekillendirirdi. Bağırmazdı ama konuştuğunda çıraklar ellerini hızlandırırdı. Bir işi överken bile yüzüne memnuniyet yerleşmezdi. Arif on iki yaşında yanında çırak olarak başladığında, haftalar boyunca cama dokunamamıştı. Yer süpürmüş, kömür taşıtmış, fırının ağzında biriken isi temizlemişti. Arif her sabah cam üflemeyi öğreneceğini sanarak gelir, akşam olduğunda bir önceki gün dökülen kırıntıları toplamış olarak eve dönerdi.

    Bir gün dayanamayarak, “Ne zaman cam üfleyeceğim?” diye sormuştu.

    Haydar Usta elindeki çubuğu döndürmeye devam etmiş, yüzüne bakmadan, “Sen önce beklemeyi öğreneceksin,” diye cevap vermişti.

    Arif o zaman bunu çok anlayamasa da ‘sabır’ sanmıştı.

    Yıllar geçtikçe, her bekleyişin sabretmek olmadığını anlayacaktı. Bazen korku da insana uzun uzun beklemeyi öğretirdi.

    İlk kez cama nefes verdiği günü bütün ayrıntılarıyla hatırlıyordu. Fırından alınan küçük cam kütlesi çubuğun ucunda parlıyordu. Haydar Usta çubuğu ona uzatmış, nasıl tutacağını söylemişti. Arif’in elleri terlemiş, çubuğun ağırlığı beklediğinden fazla gelmişti. Camı sürekli döndürmesi gerekiyordu. Bir an durursa erimiş kütle aşağı doğru sarkar, dengesi bozulurdu.

    “Döndür,” demişti Haydar Usta. “Elin korkabilir, cam beklemez.’’

    Arif üfleme çubuğunu dudaklarına götürmüş, ilk nefesi fazla kısa sürmüş, camın içindeki boşluk ancak bir fındık kadar büyümüştü.

    “Devam et,” diye kaşları çatık ve sert bir sesle eşlik etti, Haydar Usta.

    İkinci nefesi, kesik kesikti. Camın bir yanı genişlemiş, diğer yanı içine çökmüştü.

    Usta çubuğu elinden alarak camı taş zemine bırakmış, kızıl kütle birkaç saniye içinde kararmaya başlamıştı.

    “Tereddüdün cama geçti, cam acelecidir, bekletmeye gelmez,’’ diye söylenmişti.

    Haydar Usta maşayı alıp camı kırarken, “Cam ikinci nefesi sevmez,” diye eklemişti. “Bir kez yanlış nefes verdin mi, peşinden verdiğin hiçbir nefes ilkini düzeltemez.”

    O gün Arif’in kulağına yerleşen şey, önündeki camdan daha uzun yaşamıştı.

    Ustalığının ilk yıllarında bu cümle işine yaramıştı. Ölçmeden kesmemiş, ısıtmadan dokunmamış, çubuğu dudaklarına götürmeden önce zihninde yapacağı şekli tamamlamıştı. Camları düzgündü, hatları kusursuz yuvarlanırdı. Arif’in elinden çıkan iki sürahi yan yana konulduğunda aralarında fark bulunamazdı. Haydar Usta bunu gördükçe başıyla belli belirsiz onaylar, sonra mutlaka yeni bir kusur gösterirdi.

    Arif, ustasının ölümünden sonra dükkânı devraldığında kapının üzerindeki tabelada “Haydar Cam Atölyesi” yazmaya devam etmişti. Sonunda eski tabela yağmurdan çürüyüp düşünce yenisini yaptırmak zorunda kaldı.

    Yeni tabelada “İkinci Nefes Cam Atölyesi” yazıyordu.

    Kasabaya yeni bir otel yapılacağı zaman, lobide kullanılacak yüzlerce kandil için Arif’e teklif geldi. İş büyük, kazancı yüksekti. Kabul ederse yan dükkânı kiralaması, iki yeni fırın kurması, en az dört çırak alması gerekiyordu. Projeyi getiren adam planları masaya yaydı, “Bu iş seni büyütür,” diye heyecanla anlattı.

    Arif planlara uzun süre baktı, kâğıt üzerindeki her şey mümkündü. Dükkânın genişleyeceği duvar, kurulacak fırınların yeri, kandillerin boyları, teslim tarihleri… Hepsi ölçülmüş, çizilmişti.

    “Biraz düşüneyim,” dedi.

    İki gün sonra cevap vermesi gerekiyordu. İki hafta sonra oteli aradığında işi başka bir atölyeye vermişlerdi.

    Arif çevresine, “O kadar seri işte el emeği kayboluyor,” dedi.

    Hayatı boyunca inandığı pek çok şey, geç kaldığı kararların, korkuların ardından kurulmuş cümlelerdi.

    Aynı yıllarda Zehra vardı. Karşı sokaktaki eczanede çalışıyordu. Öğle aralarında dükkâna uğrar, camın içindeki renklerin nasıl dağıldığını seyrederdi. İnsanlar bir cam parçasının karşısında genellikle “Ne kadar sürede yapılıyor?” diye sorardı. Zehra ise ilk gelişinde, “Cama şekil veren eller mi nefes mi?” diye sormuştu.

    Zehra, aylar sonra başka bir şehirde açılan eczanenin ortaklığını teklif ettiklerini söylediğinde, gitmekten korktuğunu anlatmıştı. Arif onun kalmasını istiyordu. Önce teklifin kesinleşmesini, Zehra’nın gerçekten gitmek isteyip istemediğini anlamayı, sonra doğru zamanı bekledi. ‘Gitme!’ demenin zamanı bir türlü gelmemişti.

    Zehra son kez dükkâna geldiğinde elinde küçük bir kutu vardı. Arif’in aylar önce yaptığı, ağzı hafifçe eğri bir şişeyi satın almak istedi.

    “Onu neden istiyorsun?” diye sordu.

    “Işık içinden geçerken yere farklı bir halka bırakıyor,” dedi Zehra. “Gittiğim yerde tanıdık bir nefes olsun istiyorum.”

    Arif şişeye baktı.

    “Daha düzgününü yaparım,” dedi.

    Zehra, “Ben daha düzgününü istemedim,” diye karşılık verdi.

    Bir hafta sonra gitti. Arif ona yeni bir şişe yapmadı.

    Yıllar geçtikçe atölyedeki eşyalar eskidi, sokaktaki dükkânlar değişti, karşıdaki eczanenin yerine önce bir ayakkabıcı, sonra telefon tamircisi açıldı. Arif’in ellerindeki damarlar belirginleşti. Gençliğinde bütün gün çevirebildiği ağır çubuklar, akşamları bileklerini ağrıtmaya başladı. Arif, çırakların hepsine aynı cümleyi öğretti:

    “Cam ikinci nefesi sevmez…”

    Bunu söylerken Haydar Usta’nın sesine benzer bir ses kullanıyordu.

    Son çırağı Deniz, daha önce hiçbir zanaat öğrenmemişti. Elleri hızlı ama dikkatsizdi. Atölyedeki ilk gün üç maşayı yanlış yere koymuş, renkli cam kutularının kapaklarını karıştırmış, süpürürken bir kavanozu devirmişti. Arif akşam olduğunda onu bir daha gelmemesi için uyarmayı düşündü. Sabah dükkânı açtığında Deniz kapının önünde bekliyordu.

    “Daha erken gel demedim,” dedi Arif.

    “Geç kalmamak için geldim.”

    “Erken gelmek, geç kalmamayı bildiğin anlamına gelmez.”

    Deniz bu cümlenin ne demek olduğunu anlamadı ama başını salladı.

    İlk haftalarda sürekli soru sordu. Camın neden önce turuncu, sonra sarı göründüğünü, nefesin hızlı mı yavaş mı olması gerektiğini, bir camın olduğunu ustanın nasıl anladığını… Arif bazı sorulara cevap verdi, bazılarını gereksiz buldu.

    Bir gün Deniz, duvardaki tabelayı gösterip, “Bu doğru mu?” diye sordu.

    Arif çubuğu döndürüyordu. “Ustanın sözü sorgulanmaz.”

    Deniz bir süre düşündü ve tekrar sordu: “Neden kırık camları kutularda biriktiriyoruz?”

    Arif’in eli, çubuğu döndürürken çok kısa bir an yavaşladı.

    “Renk vermek için.”

    “Yani yine kullanılıyorlar.”

    “Aynı cam olmuyorlar.”

    Deniz’in ilk yaptığı bardak yana doğru eğilmişti. Tabanı kalın, ağzı düzensizdi. Arif bardağı tavlama fırınından çıkardığında doğrudan kırık cam kutusuna atmak istedi. Deniz elini uzatıp aldı.

    “Bu kullanılmaz,” dedi Arif.

    “Su akıtmıyor,”

    “Mesele yalnızca su akıtmaması değil,” diye cevapladı, Arif.

    Deniz bardağı pencerenin önüne koydu. Cam, eğriliği nedeniyle hafifçe sallandı ama devrilmedi.

    Öğleden sonra güneş eğri ağızdan geçerek duvara geniş, şekli bozuk bir ışık halkası düşürdü.

    Arif o ışığı görünce Zehra’nın şişesini hatırladı. Yüzünü fırına çevirdi, hatırlamak fırının ateşinden daha yakıcıydı.

    Deniz atölyeye geleli altı ay olmuştu, belediyeden bir görevli kapıya geldi. Kasabanın meydanındaki eski çeşme yenilenecek, çevresine cam kandiller yerleştirilecekti. On iki büyük kandil istiyorlardı. Her biri aynı biçimde olmayacak, fakat birlikte bakıldığında bir bütün oluşturacaktı.

    Görevli, “Ustalığınızın görüleceği bir iş olsun istiyoruz,” dedi. “Kandillerin her biri farklı olabilir. Zaten meydanın hikâyesi de bu; ayrı evlerden gelen ışıklar.”

    Arif’in hoşuna gitmeyen tam da buydu. Farklı parçalar, kusuru gizlerdi.

    Birbirinden farklı on iki şekilden hatalı olanı nasıl anlayacaktı?

    “Seri çalışmıyorum,” dedi.

    “Seri olmayacak zaten.”

    “Böyle büyük siparişleri almıyorum.”

    Görevli şaşırdı. “On iki tane.”

    Arif için sayı önemli değildi. Bir işin büyüklüğü, kaç parça olduğuyla değil, nasıl olduğuyla ölçülürdü.

    “Yetiştiremeyiz,” dedi.

    Görevli, Deniz’e baktı. “Teslim için üç ay var.”

    Deniz konuşmaya niyetlendi ama Arif’in yüzünü görünce sustu.

    Görevli gittikten sonra dükkânda uzun süre yalnızca fırının uğultusu duyuldu.

    “Yapabilirdik,” dedi Deniz.

    “Yapabilmekle iyi yapmak aynı şey değil.”

    “İyi yapamayacağımızı nereden biliyoruz?”

    “Bilmediğimiz için almıyoruz.”

    Deniz bu cevabın üzerinde düşündü. “Hep, bildiğimiz şeyleri yapamayız,” diye ekledi.

    Arif çubuğu tezgâha bıraktı.

    Deniz başını eğdi. O gün konuşmadı. Ertesi sabah dükkâna gelmedi, annesi hastalanmıştı.

    Deniz’in gereksiz soruları, metal kutuların kapaklarını sert kapatması, iş yaparken kendi kendine mırıldanması olmayınca fırının uğultusu büyüdü.

    Belediyeden gelen görevlinin bıraktığı çizimler masanın köşesinde duruyordu. Arif, kâğıtları çekmeceye koydu.

    Çekmecenin içinde, yıllar önce otel için hazırlanmış kandil çizimleri vardı. Onların altında ikinci atölye için çıkarılmış maliyet hesabı, Zehra’dan kalan, okunmamış not kâğıdı….

    Notun içinde belki Zehra’nın vedası, belki bir adres, belki de kırgın bir cümle… Okumamak, bütün ihtimalleri koruyordu. Bir ihtimali öğrenmek, diğerlerini öldürürdü.

    Kâğıdı eline aldı. Kat yerleri neredeyse ayrılacak kadar incelmişti, çekmeceyi kapattı.

    O gece fırını söndürürken levhaya baktı.

    “Cam ikinci nefesi sevmez…”

    Cümlenin altında yıllardır görünmeyen başka cümleler birikmiş gibiydi.

    Bir teklif ikinci kez gelmez.

    Bir kadın ikinci kez dönmez.

    Bir hayat yeniden başlamaz.

    Ertesi gün; Arif, Haydar Usta’nın eski defterlerini sakladığı dolabı açtı. Siparişler, ölçüler, karışım oranları, fırın sıcaklıkları… Ustası her şeyi not ederdi. Defterlerden birinin arasından başka bir kâğıt düştü. Üstünde “yeniden eritilecek camlar” diye bir satır vardı.

    Arif fişi uzun süre elinde tuttu. Haydar Usta da kırılmış camları yeniden eritmişti. İkinci nefesini kullanmıştı. Elbette bunu biliyordu. Kendisi de yıllardır yapıyordu.

    Deniz beşinci gün döndüğünde yorgun görünüyordu.

    “Annen nasıl?” diye sordu Arif.

    “Daha iyi,”

    Arif başıyla onayladı. Sonra masanın üzerindeki belediye çizimlerini ona uzattı.

    “Görevliyi çağır.”

    Deniz, kâğıtlara baktı. “İşi alıyor muyuz?”

    “Henüz bilmiyorum.”

    “Çağırayım mı?”

    “Bilmediğim için çağırıyorum.”

    Bu, Arif’in uzun yıllardır söylediği en yabancı cümleydi. Siparişi aldılar.

    İlk kandil için günlerce çizim yaptılar. Arif her ayrıntıyı önceden belirlemek istiyordu. Deniz ise camın ateşte nasıl davranacağını gördükten sonra karar vermeyi öneriyordu.

    “Çizmeden başlanmaz,” dedi Arif.

    “Her şeyi çizersek camın yaptığına yer kalmaz.”

    “Cam kendi kendine bir şey yapmaz.”

    Deniz çubuğun ucundaki camı gösterdi. “Şu an aşağı doğru uzuyor.”

    “Çünkü sen yavaş döndürüyorsun.”

    “Yani benim yaptığımla onun yaptığı arasında bir şey oluyor.”

    Arif, genç adamın cümlesini düzeltmek istedi ama doğru kelimeyi bulamadı.

    İlk kandil kusursuzdu. Arif’in ölçülerine tam uyuyordu. Fakat ikincisini yaparken camın içine attıkları kehribar parçalardan biri beklenmedik biçimde eridi ve gövdenin ortasında koyu bir çizgi oluşturdu.

    “Kır,” dedi Arif.

    Deniz kandili çevirdi. “Çizgi güzel.”

    “Diğerlerinde yok.”

    “Zaten farklı olacaklardı.”

    “Farklılık başka, hata başka.”

    Arif, maşaya uzandı. O sırada camın yüzeyindeki koyu çizgi, kandil döndükçe bir dal gibi kıvrıldı. Arif’in eli havada kaldı.

    “Fırına koy,” dedi.

    Üçüncü kandilin ağzı planlanandan geniş oldu. Dördüncünün rengi beklediklerinden açık kaldı. Beşinciyi Arif beğenmediği için kırdı. Parçalar taş zemine dağıldığında Deniz hiçbir şey söylemedi. Yalnızca süpürgeyi aldı.

    Arif, “Yanlış oldu,” dedi. Deniz parçaları kutuya doldururken, “Evet,” diye karşılık verdi.

    “Başka ne yapacaktık?”

    “Bilmiyorum.”

    “Bazen kırmak gerekir.”

    Deniz başını kaldırdı. “Bazen.”

    Bu tek kelime Arif’i öfkelendirdi. “Sana göre hiçbir şeyi kırmayalım. Ne çıkarsa saklayalım.”

    “Ben öyle demedim.”

    “Ne diyorsun?”

    “Bir şeyi kırmadan önce gerçekten yanlış mı, yoksa bizim düşündüğümüzden farklı mı olduğuna bakalım diyorum.”

    Arif, taş zemindeki son parçayı ayağıyla kutuya itti. “Cam sana bu kadar söz hakkı vermez.”

    Deniz, “Belki biz kendimize vermiyoruzdur,” dedi.

    O gün ilk kez tartıştılar. Deniz erkenden çıktı. Arif kandillerin karşısında yalnız kaldı. İlk dört kandil yan yana duruyordu. Kusursuz olan ilk kandil, diğerlerinin yanında beklenmedik biçimde cansız görünüyordu. Şekli doğruydu ama sanki hiçbir şey yaşamamıştı.

    Beşinci kandilin kırıklarını yeniden fırına attı.

    Parçalar önce karardı, sonra kenarlarından yumuşamaya başladı. Birbirinden ayrı görünen camlar ateşin içinde sınırlarını kaybetti. Kehribar, şeffaf ve açık yeşil parçalar ağır ağır tek bir kütleye dönüştü.

    Arif fırının karşısında dururken levhadaki cümleyi düşündü.

    Belki ikinci nefesin anlamı da buydu. Aynı yere dönmek değil, başka bir şekle razı olmaktı.

    Çubuğu fırına uzattı. Yıllardır çıraklarına yaptırdığı hareketi kendi yaptı. Cam ağırdı. Çubuğu döndürdü. Dudaklarına götürdüğünde nefesi boğazında kaldı.

    Kulağında Haydar Usta’nın sesi değil, kendi sesi vardı.Bir nefes üfledi.

    Camın içi yavaşça açıldı. İlk nefes düzensizdi. Bir tarafı diğerinden daha hızlı büyüdü. Arif çubuğu fırına geri soktu, camı ısıttı, yeniden döndürdü. İkinci kez üfledi. İlk nefesin izini silemedi. Onunla başka bir şekil oluşturdu.

    Kandil tamamlandığında şekli düzgün değildi. Bir bölümünde kehribar yoğunlaşmış, diğer yanında ince yeşil damarlar kalmıştı.

    Deniz geldiğinde kandili masanın üzerinde gördü.

    “Bunu sen mi yaptın?”

    Arif, “Kırılanı yeniden erittim,” dedi.

    Deniz kandili ışığa kaldırdı. “Diğerlerinden daha güzel.”

    “Daha güzel değil.”

    “Peki ne?”

    Arif bir süre düşündü. “Daha doğru.”

    Kandiller meydanda yakıldığı gece kasaba halkı toplandı. Şenlik sesleri, kandillerin ışıkları ile göz alıcı haldeydi. Belediye görevlisi Arif’in yanına gelip elini sıktı.

    “Tam düşündüğümüz gibi olmuş,” dedi.

    Arif, “Benim düşündüğüm gibi olmadı,” diye karşılık verdi.

    Adam bunu bir şikâyet sandı. “Bir sorun mu var?”

    Arif başını kaldırdı. Yeniden eritilen kandilin içindeki renkler, ışık yandıkça daha belirgin görünüyordu.

    “Hayır, sorun yok,” dedi.

    O gece dükkâna döndüğünde fırını yakmadı. Duvardaki levha, meydandan sızan ışıkla belli belirsiz görünüyordu.

    Bir tabureyi levhanın altına çekti, duvara gömülen çivileri söküp çıkardı.

    Yazıya yakından baktı. Arka odaya götürüp dolabın içine koydu. Sonra çekmeceyi açtı. Zehra’nın notunu çıkardı.

    Kâğıtta yalnızca iki cümle vardı:

    “Ben gitmekten korkuyorum. Sen bir kere kal dersen, belki kalmaya cesaret ederim.”

    Şimdi yalnızca bir gerçek vardı.

    Zehra korkmuştu.

    Arif de korkmuştu.

    Zehra korkusuyla yola çıkmış, Arif kendi korkusuyla kalmıştı.

    Ertesi sabah Deniz geldiğinde duvardaki boşluğu fark etti.

    “Tabela nerede?”

    “Kaldırdım.”

    “Neden?”

    Arif fırının kapağını açtı, “Eksik olduğu için,” diye cevap verdi.

    Arif’in değiştiğini kimse hemen fark etmedi. Bir insanın hayatını korkusuna göre kurması yıllar sürüyorsa, ondan çıkması da tek bir nefesle olmuyordu. Bazı siparişleri yine reddetti. Bazen yeni bir işe başlamadan önce gereğinden fazla düşündü. Bazen çubuğu dudağına götürdüğünde nefesini tuttu.

    Aylar sonra Deniz ilk sergisini açmak için başka bir şehre gitmek istediğini söyledi. Bunu anlatırken sesi heyecanlıydı, elleriyle durmadan masadaki cam kırıntılarıyla oynuyordu.

    “Korkuyor musun?” diye sordu Arif.

    Deniz gülümsedi. “Biraz.”

    Arif yıllar önce olsa kalmasını ister, fakat söylemezdi. Ya da riskleri sıralar, biraz daha ustalaşması gerektiğini anlatırdı.

    Bu kez, “Git,” dedi.

    Deniz şaşırdı. “Bu kadar mı?”

    Arif atölyede yalnız kaldığı ilk gün, fırının karşısında uzun süre durdu. Sessizlik yine büyüktü ama bu kez bir eksiklik gibi değil, açılmış bir yer gibi görünüyordu. Çubuğun ucuna şeffaf cam topladı. Ne yapacağına karar vermeden döndürmeye başladı.

    Bu, eskiden asla yapmayacağı bir şeydi. Cam ağır ağır uzadı. Bir süre onu izledi. Sonra dudaklarını çubuğa yaklaştırdı.

    İlk nefesi kısa sürdü. Yeniden ısıttı. İkinci nefesi verdi. İlki kaybolmadı, camın içinde kaldı.

    Cam kap tamamlandığında ne vazoya ne kandile benziyordu. Ağzı bir yana eğilmiş, gövdesinin ortasında ince bir boğum oluşmuştu. Haydar Usta’nın levhasının asılı olduğu duvarın altına bıraktı.

    Öğleden sonra güneş camın içinden geçti. Arif, ışığın kenarındaki eğriliğe uzun süre baktı. Bazı şekiller, ilk nefesin hatırasını taşıyordu. Sonraki nefesler onu eskisi gibi yapmıyor, fakat yaşayabileceği başka bir şekle ulaştırıyordu.

    Cam ikinci nefesi seviyor muydu, bilmiyordu. Belki de camın sevdiği ya da reddettiği hiçbir şey yoktu.

    İkinci nefesi zorlaştıran, insanın ilk nefesin kırdığı cesaretti.

    Fakat ateş hâlâ yanıyorsa, insanın verecek bir nefesi daha varsa, başka bir şekil her zaman mümkündü.


    Eylem Akdere, İngilizce Öğretmenliği mezunu ve Montessori eğitmeni. Ankara’da
    kendi okulunu kurdu. Yazmak hayatında hep vardı; önce çocukları anlamanın ve onlara seslenmenin
    yazmaktan geçtiğini anladı, sonra yetişkinlere yazarak duygularını sağaltmanın iyileştirici yanı ile tanıştı. Distopya Akademi’de aldığı eğitimler ve katıldığı atölyelerle öykücülüğünü derinleştiriyor. Çocuk edebiyatı çatısı altında bir öyküsü kolektif kitapta yer aldı. Hayatın her noktasında, kelimelerle yeni başlangıçlar arıyor.

    YAZARIN DİĞER YAZILARI
    eylem Akdere suaremag yazar

    Related Posts

    AYIN KİTAPLARI: AĞUSTOS AYINDA NE OKUYALIM?

    Ağustos 2, 2026 Ayın Kitapları

    AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

    Ağustos 2, 2026 Ayın Şarkıları

    AYIN FİLMLERİ: AĞUSTOS AYINDA NE İZLEYELİM?

    Ağustos 2, 2026 Film

    SuareMag Ağustos 2026

    Ağustos 1, 2026 Manşet
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 2. MODÜL

    Ağustos 2, 2026 Mitoloji

    H. Nilgün Karataş ile Mitolojik Arketipler ve Çağdaş Kurmaca Teknikleri Mitolojik figürler yalnızca geçmişin anlatılarında…

    MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 1. MODÜL

    Ağustos 2, 2026

    AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

    Ağustos 2, 2026

    AYIN KİTAPLARI: AĞUSTOS AYINDA NE OKUYALIM?

    Ağustos 2, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Kapı aralığında verilen İskenderiye kararı 

    Ocak 23, 2026 Edebiyat

    Yeni Eril: Dr. Nil Keskin’den kapsamlı bir dönüşüm rehberi

    Mart 4, 2025 Kişisel Gelişim

    Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

    Temmuz 3, 2025 Aktüel
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 2. MODÜL

    Ağustos 2, 2026

    MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 1. MODÜL

    Ağustos 2, 2026

    AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

    Ağustos 2, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.