Close Menu
    Son Eklenenler

    Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

    Kasım 3, 2026

    Sıradan Hayatların Sessiz Çığlığı: Kelebek Çalısı

    Kasım 3, 2026

    Uyanmak: Uyuyan Kadın ve Kaybolan İnsan

    Kasım 2, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Çarşamba, Kasım 4
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      KOPENHAG: GÜVENİN VE HAFİFLİĞİN KONFORU

      Eylül 1, 2026

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

      Kasım 3, 2026

      63. Altın Portakal Ödülleri Sahiplerini Buldu: Gecenin Kazananı “Taş ve Tüy”

      Kasım 1, 2026

      Beyoğlu Caz Festivali 13 Kasım’da Başlıyor: Cazın Yeni Sesleri Şehre Yayılıyor

      Ekim 28, 2026

      SAYIM ÇINAR İLE KÜLTÜR SANAT TURU

      Ekim 20, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Sıradan Hayatların Sessiz Çığlığı: Kelebek Çalısı

      Kasım 3, 2026

      Ayın Kitapları: KASIM AYINDA NE OKUYALIM?

      Kasım 1, 2026

      Metis Yayınları’ndan iki yeni kitap: Sinema hafızasından Aydınlanma eleştirisine

      Ekim 27, 2026

      Kahire’nin sözde modernleşmesiyle değişen Doğu’nun çehresi

      Ekim 26, 2026

      Ayın Şarkıları: KASIM AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Kasım 1, 2026

      Beyoğlu Caz Festivali 13 Kasım’da Başlıyor: Cazın Yeni Sesleri Şehre Yayılıyor

      Ekim 28, 2026

      Yağmur Ender’den “Gece Nöbeti”

      Ekim 23, 2026

      Tutu Aydınoğlu’ndan Mirzayev’e yeni bir yorum: “Hafızanın Kontrpuanı” albümü çıktı

      Eylül 29, 2026

      ÖMRÜMÜN MEVSİMLERİ

      Ekim 15, 2026

      İsmi Olmayan Hikâyeler – IX

      Ekim 14, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      İsmi olmayan hikâyeler – VIII

      Ağustos 30, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Guido Casaretto’nun “The Sea Peoples” sergisi SANATORIUM’da açılıyor

      Ekim 27, 2026

      Doğum Gününde Âşık Veysel’i Anmak

      Ekim 26, 2026

      Bursa’da Zaman: Çağdaş sanata açılan yeni bir kapı

      Ekim 16, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

      Kasım 3, 2026

      Uyanmak: Uyuyan Kadın ve Kaybolan İnsan

      Kasım 2, 2026

      En Sevdiğim: Kırılan Kalplerin Tekrar Çekimi Var mı?

      Ekim 29, 2026

      Zaaflar Statü Tanımaz: Primetime’da Kim Av, Kim Avcı?”

      Ekim 24, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Abbas: Masalla Gerçek Arasında

      Ekim 31, 2026

      Güneşin Oğlu, İkinci Sezonuyla Zorlu PSM Sahnesinde

      Ekim 31, 2026

      “Terzi Fikri” 1 Kasım’da Kozzy’de sahnelenecek

      Ekim 27, 2026

      30. İstanbul Tiyatro Festivali Lacrima ile başlıyor

      Ekim 15, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

      Kasım 3, 2026

      Sıradan Hayatların Sessiz Çığlığı: Kelebek Çalısı

      Kasım 3, 2026

      Uyanmak: Uyuyan Kadın ve Kaybolan İnsan

      Kasım 2, 2026

      AŞK YALANMIŞ

      Kasım 1, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Küçük bir kâğıtta koca bir hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

      Eylül 25, 2026

      ÖZLEM GÜLLER ÜNAL RÖPORTAJLARI

      Eylül 13, 2026

      ‘Yazmak ömür boyu sığınağım oldu’

      Ağustos 29, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      İlk gotik roman: Otranto Şatosu

      Ekim 27, 2026

      Karanlığın değişen yüzü: Gotik edebiyatın tarihsel gelişimi

      Eylül 15, 2026

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      SEMA VE HALİT

      Kasım 1, 2026

      BAŞKALARININ GÖZÜ VE UTANÇ: THE SUBSTANCE

      Kasım 1, 2026

      İlk gotik roman: Otranto Şatosu

      Ekim 27, 2026

      Polat Özlüoğlu ile “Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar” romanı üzerine

      Ekim 13, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » SuareMag Kasım 2026
    Manşet

    SuareMag Kasım 2026

    Kasım 1, 2026Yorum yapılmamış13 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    “İnsan arzu ettiği gibi davranabilir, ancak arzu ettiği gibi arzu edemez.”

    Arthur Schopenhauer, İsteme Özgürlüğü Üzerine

    Editörden


    Merhaba sevgili okur,
    “Arzu, insanın özüdür.” 
    Böyle der Spinoza. En çarpıcı düşüncelerinden biri de şudur: “Bir şeyi iyi olduğu için arzulamayız; onu arzuladığımız için iyi olarak değerlendiririz.”
    Öyleyse arzu, yalnızca neyi istediğimizi değil, neye değer verdiğimizi de belirliyorsa; kendimizi tanımaya arzularımızdan başlayabilir miyiz?
    Sevilmek, beğenilmek, başarılı olmak, özgürleşmek, ait olmak, sahip olmak, hükmetmek, bilinmeyeni keşfetmek… Arzularımızın sınırı var mı? Ne var ki, birbirine taban tabana zıt şeyleri aynı anda istediğimiz de oluyor: Hem özgür olmak hem güvende hissetmek, hem başkalarından farklı olmak hem de onaylanmak, hem her şeyi bilmek hem de bazı gerçeklerden habersiz kalmak… Belki de insanı anlamayı zorlaştıran, arzularının çokluğu değil, bu arzuların birbiriyle çelişmesidir.
    Peki insan, kendisini tanımasını sağlayan arzularından neden utanır?
    Jean-Paul Sartre, utancı başkasının bakışı üzerinden ele alır. Özne olmaktan başkasının gözünde nesne olmaya geçerken yaşadığımız “iç kanama”, bizi kendi dünyamızın merkezi olmaktan çıkarır. Sartre’ın ünlü anahtar deliği örneğinde, kapının arkasında olup biteni merak ederek içeriye bakan bir insan, bir ayak sesi duyduğunda aniden kendisinin de görülebileceğini fark eder. Biraz önce yalnızca kendi merakının peşinden giderken, şimdi başkasının gözünde nasıl göründüğünü düşünmektedir. Utanç, tam da bu karşılaşmada belirir.
    Ama utanmak için mutlaka yanlış bir şey yapmamız mı gerekir?
    Mesela bir insan neden sevilmeyi arzuladığı hâlde sevgisini itiraf etmekten utanır? Ya da görünür olmayı, onaylanmayı isterken başkalarının bakışından neden korkar? Utanç, yaptıklarımızdan çok başkalarının gözünde kim olduğumuza ilişkin korkularımızdan mı doğuyor yoksa?

    Dahası, neyi arzulamamız, neden utanmamız gerektiğini belirleyen yalnızca kendi vicdanımızla sınırlı değil. İçinde yaşadığımız toplum da arzularımıza ve utançlarımıza isimler veriyor. Birinin hırsı başarı tutkusu olarak alkışlanırken diğerinin hırsı açgözlülük sayılabiliyor. Birinin özgürlük isteği cesaret, diğerininki itaatsizlik olarak görülüyor. Aynı arzu, onu kimin dile getirdiğine göre erdeme ya da kusura dönüşebiliyor.
    Jacques Lacan’ın “İnsanın arzusu Öteki’nin arzusudur” düşüncesi, tam da burada başka bir soru çıkarıyor karşımıza: “Gerçekten kendi istediğimiz şeyleri mi arzuluyoruz, yoksa başkalarının arzulamaya değer bulduğu şeylerin peşinden mi gidiyoruz?”
    Bununla birlikte, yalnızca sahip olmayı değil, başkalarının gözünde arzulanmaya değer biri olmayı da istemiyor muyuz? Peki, başkalarının arzularına göre şekillenen bir hayatın içinde, kendi arzularımızı nasıl ayırt edeceğiz? Ve daha da önemlisi, bize ait olmayan arzuların peşinden giderken neden kendimizden utanacağız?
    Bu durumda hangisi gerçekten bize ait? Arzularımız mı, utançlarımız mı?
    Aklımızda dönen daha onca soruya yanıt aramak için kasım sayımızda Arzu & Utanç kavramlarının izini sürdük; insanın en mahrem isteklerinden toplumsal hayatın görünür çelişkilerine uzanan bu soruların peşine düştük. Arzuladıklarımızla sakladıklarımızın, olmak istediklerimizle olduğumuz kişilerin arasındaki mesafeye baktık. Yazarlarımızın farklı bakış açılarıyla meseleyi çok yönlü ele aldık.
    Bu sayıda arzunun ve utancın türlü hallerini okuyacağız; hepsine olmasa da bazı sorularımıza yanıt bulacağız. Umalım ki arzularımızın peşinden giderken vicdanımızı kaybetmeyelim; utanmamız gereken yerde yüzleşmekten, utanmamız gerekmeyen yerde kendimiz olmaktan vazgeçmeyelim.

    Keyifli okumalar…
    H. Nilgün Karataş

    YAZARLAR

    hakan akdoğan - suare

    MUHTAÇ DEĞİLİM, GİTME

    Kimseye ihtiyacım yok. Duysunlar bunu. Tek başınayken söylemek çok tatsız. Bağımsızlığın da seyircisi olmalı. Beni güçlü bulsunlar, vazgeçemeyeceklerini düşünsünler de onlara ihtiyaç duyduğumu anlamasınlar. İnsanın arzu ettiği kişiyle ilişkisi, rehin aldığı kendisi üzerinden yürüttüğü bir pazarlığa benziyor. Karşımdakine yaklaşmak için kendimi uzaklaştırıyorum.

    Yazıyı oku
    Henize Nilgün

    ARZUNUN YARASI, UTANCIN İNTİKAMI 

    Arzularımızın gerçekten bize ait olduğu zamanlar var mıydı? Yoksa arzuladığımızı sandığımız her şey, bir başkasının bize biçtiği değerin, eksikliğini hissettiğimiz onayların ve başkalarının gözünden kendimize baktığımız aynaların birer yansımasından mı ibaret?

    Yazıyı oku

    SEVGİNİN UTANCI

    Sevgi nedir? Bir duygu, bağlılık ya da insanın varoluşuna yüklediği anlam mı? Belki de asıl soru, neyi sevdiğimizden önce neden sevdiğimizdir. Çünkü insan sevdiği şeyin içinde çoğu zaman kendisini arar. Kendi ihtiyacını, eksikliğini, varlığının onayını. Peki, sevgi yalnızca bize ait olanın sınırlarında yaşıyorsa, gerçekten sevgi midir?

    Yazıyı oku

    BAŞKASININ ARZUSU

    İnsan kendi arzusunun öznesi midir? Nesnesi mi? Bu soru, arzu felsefesinin en temel paradokslarındandır. Ben arzularım, ben seçerim, ben yönetirim. Henüz arzumuzun kaynağını bile tanımazken ne beyhude bir böbürlenme. Bilinç dışının o devasa karanlığı ve başkalarının bakışları yoğurur hamurunu. Lacan, “İnsan kendi arzusunun sahibi değildir; başkasının arzusunda şekillenir,” derken bunu kastetmiş olmalı.

    Yazıyı oku

    YARIM KALAN DANS

    Kendi nefesi bile dışarı sızan bir ihanet gibiydi. Kulak kesilir, evde başka birinin nefes alıp almadığını dinlerdi. Kendisine ait olduğuna emin olduğunda da bu kez saatinin saniyelerine gözünü kilitleyip ne kadar sürede ne kadar nefes alıp verdiğinin hesabına başlardı. Uyandığında, kapıdan çıkıp sokağa adım attığında ya da merdivenlerden çıkıp eve girdiğinde de.

    Yazıyı oku

    HARİTADA OLMAYAN

    Haritalarda adalar hep biraz yalnız görünür. Etraflarını kuşatan maviliğin ortasında, dünyadan ayrılmış küçük kara parçaları. İnsan bazen yalnızca onlara bakarak bile başka bir hayat düşleyebilir. Denizin kıyısında bir ev, sabahları erkenden açılan balıkçı tekneleri, birbirini tanıyan insanlar, kimsenin kimseden fazla bir şey istemediği günler. Bir yerin nasıl olduğunu bilmeden, orada kendimizi daha iyi hissedeceğimize inanarak.

    YAZIYI OKU

    AŞK YALANMIŞ

    Kapı arasından seyrederdim onları. Birbirlerini sarışları, öpüşmeleri, Sinan eniştemin ablamı okşayışları içimi gıcıklar, Sinan benim sevgilim olsun, diye hayıflanırdım. On beş yaşında, hafif toplu ama çok güzel bir kızdım. Yani güzel olduğumu herkes söylerdi. Kendimi ablamdan güzel sanıyordum. Galiba enişteme âşık olmuştum.

    YAZIYI OKU

    SEMA VE HALİT

    Sema öldürmüş olamaz.
    Çünkü o kocasına tanıştıkları ilk anda vurulmuştu. Evlilikleri tutkuluydu. Seneler geçmesine rağmen hâlâ öyleydi. Hayat Sema’ya tutunacak bir dal vermemişti. O bu dalı kendi bulmuştu ve sıkıca kavramıştı.
    Köprü ayakları gibiydiler. Bir tanesi nasıl işe yaramazsa Sema ve kocası da öyle idi. Karşılıklı, birbirinin aynısı iki köprü ayağı; demir halatlarla sabitlemiş sürekli birbirine bakan ikili.

    Yazıyı oku

    DAVETİYE  

    O sabah işe geldiğimde bilgisayarımı açıp gelen maillerime bakarken sabah kahvemi getiren sekreterim elindeki davetiyeyi “Bu sabah getirdiler, fuar ve sonrasındaki ödül töreni için,” diyerek uzattı. Kendisine teşekkür ettikten sonra kahvemden bir yudum alıp, davetiyeyi açtım.

    YAZIYI OKU
    Şebnem Özbay

    SELMA HANIM’IN BALKONU

    Selma Hanım sabahları balkona çıkar, dumanı tüten fincanını masaya bıraktıktan sonra balkonu boydan boya arşınlardı. Yedi adım sağa, on adım sola ağır ağır ilerleyerek çiçekleriyle konuşur; onlara şarkı söylerdi. Geçip giden yıllarda selvi boyu tırpanlanmış, diri memeleri pörsümüş, zarif parmaklarının biçimi bozulmuş olsa da…

    YAZIYI OKU

    BÜYÜTEÇ

    Arzularım gözlem altında. Gözlemcinin kocaman bir büyüteci var. Tam tepemde gezinip duruyor. Kafamı kaldırıp onunla bakışmaktan utanıyorum. Benim ben olduğumu bilmesinden ötürü kaygılanıyorum. Neye baktığım, neyle ilgilendiğim konusunda pek meraklı. Elinde geçerli sebepleri, kuralları var.
    Gözleyenin o kocaman büyüteci, insanların suçlu hissetmesini mi sağlıyor yoksa onları utanç içinde kıvrandırıyor mu?

    YAZIYI OKU

    KARANLIKLAR

    Fokurdayan çayı demlemeye koştum. İki kişinin bile zor sığdığı bu mutfağın geniş olmaması, tuhaf bir şekilde korunaklı olduğum duygusu veriyordu bana. Kimden ya da neden korunduğumu bile bilmeden hem de. Sabah çayını demlerken, buhar yüzüme vurunca, gözümü buğu sardı hafif dengemi kaybettim. Büyük çaydanlıktan biraz kaynar su ayağıma sıçrayıverdi. Aldırmadan ağzına kadar demliği doldurdum.

    YAZIYI OKU

    RENKLERİN UTANCI, ARZUNUN GÖLGESİ

    İnsan, kendinden sakladığı şeyin neresinde yaşar?
    Ressamın tek tutkusu, renkleri hayal dünyasının sınırsız paletinden özgürce seçebilmekti. O, gördüğü her karaltıyı bir kediye benzetiyor; dünyanın sıradan gölgelerinde bile kendi bilinçaltının hayvanlarını, kendi yalnızlığının izlerini arıyordu. İçinde taşıdığı o çılgın renklerle çizmek istediği harita, hayatın insanlara dayattığı haritayla hiçbir zaman örtüşmüyordu. Çünkü…

    YAZIYI OKU

    BAŞKALARININ GÖZÜ VE UTANÇ: THE SUBSTANCE

    İnsan neden kendisi olmaktan utanır? Aynaya baktığında gördüğü bedeni neden olduğu hâliyle kabul etmek yerine onu değiştirmeye, düzeltmeye ve bazen de ondan kurtulmaya çalışır? Belki de sorun, kendimizde gördüğümüz kusurlardan çok, bu kusurların bizi başkalarının gözünde nasıl birine dönüştüreceğine dair taşıdığımız korkudur. Coralie Fargeat’nın The Substance filmi, tam da bu korkunun peşinden gider.

    YAZIYI OKU

    İFRAT İLE TEFRİT

    İçindeki kaleleri bir türlü yarıp ruhunu özgürleştiremiyordu. Varsa yoksa kilolarıydı o kalelerin önüne aşılması zor duvarları ören Tijen’in. 
    Hiç yerinde de durmuyordu. İçindeki kaosu  örtmek için dışarıdaki dünyayı milimetrik bir kusursuzlukla  nizama sokuyordu. Evine zevkli şekiller veriyor, internetten ikinci el ama son derece zevkli objeler sipariş ediyor; aldığı her ürün, o kocaman bahçeli evde  tam da durması gereken yeri buluyordu.

    YAZIYI OKU

    VİCDANIN FİNANSMANI

    Mektubunu ilgiyle okudum. Galerideki toplantıda bulunanların konuşmaları daha da ilginçmiş. Yazdıklarınla, benden çok şey istemiyorsun. Tam tersine, şimdi ne sorduğunu daha iyi anladım. “İnsan ne zaman utanır?” diye sormuşsun. Doğrusu, nasıl bir katkıda bulunabileceğimi bilmiyorum. Ancak aklıma gelenleri seninle hızlıca paylaşacağım.

    YAZIYI OKU

    SENDROM

    Dümdüz giden yaşam çizgisinde asla farklı bir yol seçmezdi. Günlerini benzer hale getirirdi. Zaman, onu her daim tahmin ettiği sonuçlara götürürdü. Konforlu bir hayatın Fehmi için anlamı buydu.
    Etrafındakileri de kendine benzeyen insanlardan seçerdi. Hiç kimse kafasını karıştırıp hayaller kurmasına yol açmamalıydı. Ne gerek vardı ki… O var oluşun memuru gibiydi.

    YAZIYI OKU

    MÜHÜR

    Duvarda asılı duran pirinç sarkacın her sağa kayışındaki kuru gıcırtı dışında odada ses yoktu. Aralık camdan giren rüzgâr, tül perdeleri havalandırıyordu. Odanın köşesindeki masif ahşap büfenin aynasına tavan lambasının cılız sarı ışığı vuruyor, ışık masadaki iki porselen fincanın ve demliğin beyazlığında kırılıyordu. Pencerelerde damla damla buğu birikmişti.

    YAZIYI OKU

    BİZ

    Biz geceleri ışığı erken söndürenler çok önceden fark ettik akşam ezanıyla tüm çocukların misketlerinin aynı mezar taşına yuvarlandığını. Ama geçen gece anladık ne olduğunu. Biz ertesi sabah henüz kimse konuşmadan fark ettik aramızda inceden inceye bir şeylerin çatlamaya başladığını ve bu çatlağın örümcek ağı gibi yayılıp bir yarığa dönüşeceğini. Merkezi mezarlık olan bir köyün biz geceleri ışığı erken söndürenleri biliyorduk hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağını.

    YAZIYI OKU

    GREV

    Kütüphaneden kalın mitoloji kitabını çekip aldı Beren, sayfaları çevirdikçe dehşete düştü. Kuşe sayfalar satır satır yeniden yazılıyordu. “Grev başladı,” dedi ilk sayfada Prometheus; Çarklar durdu ve Sisifos o lanet kayayı yokuşun tepesinde kendi halinde öylece bıraktı. Tanrılara karşı durulan en büyük isyan bu olacaktı. Yukarı yuvarlanmayı her taş reddettikçe emek kendini tekrar tanımlayacaktı.

    YAZIYI OKU

    ARKA KOLTUK

    Cansız varlıkları sınıflandırmaya, onlara insana özgü nitelikler yüklemeye başladığımı fark ettim zamanla. Önce otomobillere cinsiyet atfetmekle başladı her şey. Bir nevi edebiyattaki kişileştirme sanatını uygulayarak otomobilleri dişi ya da erkek diye ayırmaya başladı zihnim. Bir Volvo, estetik kaygılardan uzak ama güçlü bir İsveç erkeği iken, Honda’nın sedanları çekik gözleriyle sakin ve dingin birer geyşa oldu benim için.

    YAZIYI OKU

    YELEK DEĞİŞİMİ

    “En hızlı yiyip çekirdeğiyle beraber yutabilen yarışmayı kazanır arkadaşlar.”
    Kadın şuh bir kahkaha atıp protez tırnaklarını geçirdiği, renk tercihi kırmızı olan elmasını ısırmak için ağzını açtığında “Hamile kalmam inşallah, çekirdeği yutunca mevzu değişiyor malumunuz” dedi.
    12.000 beğeni. 6.300 yorum.
    Seyircisinin görünmediği, karbon salınımından ibaret kahkahaların duyulduğu bu ana tebessüm etmiş bulundum.

    Yazıyı oku

    NE ZARAFET

    Ah, nasıl da utanıyorum.
    Dünya dönüyor da dönüyor. Başka bir gezegene gitmek de istemiyorum, Ay’a çıkıp dünyaya şöyle bir bakmak da. Olduğum yerden görüyorum zaten. Mitoloji biliyorum, söylememe gerek var mı? Bildiğimden fazlasını biliyormuş gibi anlarsınız ya.
    Kitaplar bekliyor da bekliyor. İnternette görüyorum. Okumak biraz moda oldu gibi, canım sıkılıyor.

    Yazıyı oku

    BEZ BEBEK PAKİZE

    Hep bu odadayım. Gözlerimi karşı evin penceresine diktim. Çok karanlık. Perdenin usulca oynadığını görüyorum. Saçları simsiyah, gözlerinin rengi? Yok onu göremedim. Siyah mı? Olabilir. Perdenin ucunda minicik bir el, yenmiş tırnaklar, kopmuş şeytan tırnakları var. Parmaklarının arası da kara. Saçları terelek kâhkülü yamuk kesilmiş küçük bir kız çocuğu. Göz pınarlarında akan yaşların izi kalmış.

    YAZIYI OKU

    MADALYA

    Rıza her sabahki gibi saat altıda itfaiye merkezinin ağır kapısını ittirerek içeri girdi. Karanlıkta, araçların arasından geçerek soyunma odasına yöneldi. Nöbette olanların bile çıt çıkarmadığı saatlerdi. Emekliliğinin ardından on altı senedir aynı yerde çalışıyordu ve en sevdiği saatti. Bu zamana kadar bir kere bile bu saatte alarm çalmamış, itfaiye erleri yola çıkmamıştı. Eşine bir kere, “Hanım yangın bile çıkacağı anı biliyor,” demişti.

    Yazıyı oku

    KIRK SEKİZ METREKARE

    Pazar sofrasını yine o kurdu. Zeytinyağlılar bir gün önceden hazırdı. Börek o sabah pişti. Meyve salatası en sona kalsın ki sulanmasın diye meyveler buzdolabının alt gözünde bekliyordu. Mutfak penceresinin kenarındaki saksıdan yayılan ıtır kokusu yemek kokularının ardına saklanmıştı. Perihan yapraklardan birini kopardı, avucunda ezdi, parmaklarının arasında gezdirdi ve derin derin kokladı.  Salonda televizyon açıktı ama kimse izlemiyordu.

    Yazıyı oku

    ISLAK

    Kendimi puslu bir sahilde bulmuştum. Saatlerce dolaştım. Kim olduğuma dair ne bir fikrim vardı ne de hatırladığım bir şey. Denizin sesi, kapalı gökyüzü, çakıl taşları, deniz kabukları, kumlar ve uzaklardan gelip geçen insanlar… Bunlar yetiyordu. Hem oradan ayrılsam nereye gidecektim ki?

    YAZIYI OKU

    YALNIZLIK BORSASI

    Karaköy Rıhtımı’na bakan o eski hanın dördüncü katındaki yüksek tavanlı salonda zaman, rutubetli mermerlerin ve cilalı ahşap kaplamaların arasında ağır ağır birikiyordu. Rıhtıma yanaşan yük gemilerinin pencerelere vuran zayıf fener ışıkları ile dışarıdaki ıslak deniz kokusu binanın taş duvarlarından içeri süzülüyordu.

    YAZIYI OKU

    HİÇ GÖRMEMİŞ GİBİ

    Utanç, arzunun en dürüst tanığıdır; insanın yüzünü kızartan, gizlemeye çalıştığı ama vazgeçemediği bir istektir. Bu yüzden ikisini ayrı ayrı düşünürsek eksik kalacaktır. Utanç arzunun gölgesi değil, arzunun kendini ele verdiği yerdir.
    Yanaklarımızın kızardığı anları düşünelim en eski en ilkel görünürlüğüdür utancın. Beden, dilin saklamaya çalıştığını ifşa eder.

    Yazıyı oku

    ÜÇ SİLAHŞÖRLER

    Sunucu soruyor: “Hayatta pişmanlıklarınız var mı?”
    Genç konuk önce saçlarını savuruyor, umursamazlık maskesini yüzüne yerleştirip cevap veriyor: “Hayatta yaptığım hiçbir şeyden pişmanlık duymadım.”
    Sunucu araya giriyor: “Ne güzel!”
    Hayatımı düşünüyorum, ne kadar çok pişman olduğumu, ne kadar çok şeyden pişman olduğumu.

    YAZIYI OKU

    SENDEKİ BEN       

    Arzularını kimseye söylemeyen insanlardandı yaşlı adam. İnsanın bir şeyi ne kadar çok istediğini başkaları öğrenirse, o şeyin bir gün elinden alınabileceğine inanırdı. Bu yüzden ne ne kadar yalnız olduğunu, ne de en büyük arzusunu kimseye anlatmazdı.
    İşini geç bitirdiği bir akşam, eve gitsem ne olacak, bekleyenim mi var diye hayıflanarak dükkânını kapatıp talaşların arasında oturdu.

    YAZIYI OKU

    AYIP AYIP

    İnsan hiç kendi bedeninde mülteci olur mu? Yorgunum desem değildim. Hastayım desem hiç değildim fakat bütün eklemlerimi nokta nokta, koordinat koordinat ele geçirmiş berbat ağrılar çekiyordum. Belim, dizlerim, omuzlarım, dirseklerim hatta parmaklarımda dahi ağır külçeler varmış gibiydi. Değil kıpırdamak, sağdan sola dönsem her yerim tel tel dökülecekmiş gibi hissediyordum. “İnsanın neresi ağrıyorsa canı oradadır,” demiş eskiler. Eh benim her yerim ağrıyordu.

    YAZIYI OKU
    Eşik, 2026 ©Nihal GÜNDÜZ

    Beyaz, Siyah’a usulca yaklaşır ve fısıldar: “Ben tüm renklerimi açığa vurmak isterken, sen beni kusurlarımla gölgeye çekiyorsun.”

    Nihal Gündüz

    Utanç, başkalarının kınadığını düşündüğümüz bir eylemimizin fikriyle birlikte ortaya çıkan kederdir.

    Baruch Spinoza (Etika, 3. Bölüm, Duyguların Tanımı)
    AŞK ZAMANI
    In the Mood for Love
    , 2000

    Yönetmen ve Senarist: Wong Kar-wai
    Yıl: 2000
    Ülke: Hong Kong
    Tür: Bilimkurgu, Neo-noir, Distopya
    Süre: Dram, romantik
    Görüntü Yönetmenleri: Christopher Doyle, Mark Lee Ping-bin
    Müzik: Christopher Doyle, Mark Lee Ping-bin
    Başroller: Maggie Cheung, Tony Leung Chiu-wai
    KONUSU
    1962, Hong Kong. Aynı gün komşu dairelere taşınan gazeteci Chow Mo-wan ile sekreter Su Li-zhen, eşlerinin birbirleriyle ilişki yaşadığını fark eder. Bu ortak incinmişlik, aralarında giderek derinleşen bir yakınlık doğurur. Birbirlerine duydukları çekimle, kendilerini aldatan eşlerine benzememe kararlılıkları arasında kalırlar. Dar koridorlarda, merdivenlerde ve kısa karşılaşmalarda büyüyen duygularını hem çevrelerinden hem de kendilerinden saklamaya çalışırlar.
    NEDEN SEÇTİK?
    Aşk Zamanı, arzuyla utancın henüz bir eylem gerçekleşmeden de birbirine dolanabileceğini gösteriyor. Wong Kar-wai, Chow ile Su’nun arasındaki gerilimi bakışlarla, suskunluklarla, kapı aralıklarıyla ve tekrarlanan karşılaşmalarla kuruyor. Kamera çoğu zaman onları bir eşikten ya da dar bir açıklıktan izliyor; biz de mahremiyetlerine gizlice bakıyormuşuz gibi hissediyoruz. Arzu yaklaşmak isterken utanç geri çekiliyor; aralarında söylenemeyenler birikiyor. Film, “Arzu & Utanç” temamızın merkezine şu soruyu bırakıyor: İnsanın arzusuna çizdiği sınır nerede kendi vicdanından, nerede başkalarının bakışından doğar?

    • Eser: Âşıklar – Les Amants 
    • Sanatçı: René Magritte
    • Yıl: 1928, Paris
    • Teknik: Tuval üzerine yağlıboya
    • Akım: Gerçeküstücülük
    • Ölçü: 54 × 73,4 cm
    • Bulunduğu Yer: Modern Sanat Müzesi (MoMA), New York
    • Konusu: Yüzleri beyaz kumaşlarla örtülü iki insan öpüşür. Bedenleri birbirine yaklaşmış, dudakları arasına ise bir engel girmiştir. Yakınlığın en tanıdık hareketlerinden biri, Magritte’in resminde hem gerçekleşen hem de tamamlanamayan bir buluşmaya dönüşür. Kumaş, yüzleri ve kimlikleri gizlerken dokunmanın, görmenin ve birbirini tanımanın önüne geçer.
    • Neden Seçtik? Figürlerin birbirine yönelen bedenleri ve öpüşmeleri, aralarındaki çekimi görünür kılıyor. Ancak yüzlerini örten kumaşlar, bu yakınlığın içinde bir mesafe bırakıyor. Engele rağmen süren arzu da hissettiriyor kendini. Âşıklar, aralarındaki kumaşa rağmen birbirlerine yaklaşmayı sürdürüyor. Örtü teması sınırlandırıyor, fakat arzuyu ortadan kaldırmıyor. Bu gerilim, görünmekten ve yargılanmaktan çekinirken yakınlık kurmayı istememizi düşündürüyor. Âşıklar’ı, arzu ile saklanma ihtiyacını aynı görüntüde buluşturduğu için seçtik.

    Kasım Kitapları

    • Parfümün Dansı – Tom Robbins
    • Colas Breugnon – Romain Rolland
    • Daha Küçük Bir Gökyüzü – John Wain
    TÜM LİSTEYİ GÖR

    Kasım Filmleri

    • In the Mood for Love / Aşk Zamanı (Wong Kar-wai, 2000)
    • Hamam (Ferzan Özpetek, 1997)
    • Okuyucu / The Reader (Stephen Daldry, 2008)
    TÜM LİSTEYİ GÖR

    Kasım Şarkıları

    • Je t’aime… Serge Gainsbourg & Jane Birkin (1969)
    • Wicked Game – Chris Isaak (1989)
    • Glory Box – Portishead (1994)
    TÜM LİSTEYİ GÖR

    suare dergi suaremag

    Related Posts

    MUHTAÇ DEĞİLİM, GİTME

    Kasım 1, 2026 Hakan Akdoğan

    ARZUNUN YARASI, UTANCIN İNTİKAMI 

    Kasım 1, 2026 Nilgün Karataş - SuareMag

    BAŞKASININ ARZUSU

    Kasım 1, 2026 Arzu Kurt

    SEVGİNİN UTANCI

    Kasım 1, 2026 SUAREMAG
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

    Kasım 3, 2026 Festival

    SAYIM ÇINAR’DAN FESTİVAL İZLENİMLERİ Bu yıl 63’üncüsü düzenlenen Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, “Daima” sloganıyla…

    Sıradan Hayatların Sessiz Çığlığı: Kelebek Çalısı

    Kasım 3, 2026

    Uyanmak: Uyuyan Kadın ve Kaybolan İnsan

    Kasım 2, 2026

    MUHTAÇ DEĞİLİM, GİTME

    Kasım 1, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Walt Disney Studios ‘Dilek’ten fragman ve afiş paylaştı

    Mayıs 3, 2023 Video

    BİR TÜYÜN PEŞİNDE

    Ağustos 1, 2026 Elif Özge Karakaya

    KIYMIK

    Ocak 1, 2026 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

    Kasım 3, 2026

    Sıradan Hayatların Sessiz Çığlığı: Kelebek Çalısı

    Kasım 3, 2026

    Uyanmak: Uyuyan Kadın ve Kaybolan İnsan

    Kasım 2, 2026

    Haber Bülteni

    Haber Bültenimize Abone Olun

    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.