
“Çekip giderler sonunda önünden -yeter ki sen dur, diren, bekle…
Tümceler – Oruç Aruoba
Editörden
Merhaba sevgili okur,
Yılın ilk ayında, bu kez kendimizi iki sessiz ama güçlü hâlin tam ortasında bulduk: Arayış ve Bekleyiş.
Arayış; yerinde duramayan bir zihnin, tam olarak adını koyamadığı bir eksikliğin peşinden gitme hâli. Ne aradığını bazen bilmeden, bazen de bildiğin hâlde bulamadan yürümek…
Bekleyiş ise daha ağır. Zamana yaslanan, acele etmeyen, bazen çaresiz bazen bilge bir duruş… Beklemek, çoğu zaman hareketsizlik sanılır; oysa ne çok şey olur içimizde.
Belki de hayat, bu ikisini birbirinden ayırmadan yaşadığımızda anlam kazanır. Ararken beklemeyi, beklerken aramayı öğrendiğimizde… Ne her şeyi zorlayarak hızlandırdığımızda ne de her şeyi zamana bırakıp geri çekildiğimizde. İkisi arasındaki o ince bir denge… Yeni bir yılın başı da biraz böyledir aslında. Geçmişin ağırlığı henüz dağılmamışken, geleceğin ihtimalleri tam şekillenmemiştir. Ne tam yoldayızdır ne de tamamen duruyor. Tam da bu aralıkta, insan kendine en çok yaklaşır.
Kimi bekleyişler vardır; bir şeyin gelmesini değil, gelmeyeceğini bile bile sürer. Godot’yu Beklerken’de olduğu gibi… Vladimir ve Estragon’un yaptığı tam da budur: Gitmemek, vazgeçmemek ve beklemeye devam etmek. Çünkü bazen beklemek, hareketin kendisidir.
Arayışın sonu yoktur; tıpkı K.’nın kapıdan içeri giremediği, soruların cevapsız kaldığı Kafka dünyalarında olduğu gibi. Yol vardır ama varış belirsizdir. Ve insan, o belirsizlikte kendini tanır.
Belki de bazı karakterler bize şunu söylemek ister: Aramak her zaman bulmakla, beklemek her zaman kavuşmakla sonuçlanmaz. Ama ikisi de insanı değiştirir.
Ocak sayımızda bu hâlin izini sürdük. Yazarlarımız; kimi zaman arayışın huzursuzluğunu, kimi zaman bekleyişin sabrını yazdı. Eksik kalanları, ertelenenleri, yola çıkamayanları ve durduğu yerde değişenleri…
Çünkü biliyoruz ki; her arayış bir bekleyişi, her bekleyiş de yeni bir arayışı içinde taşır. Ve bazen en büyük dönüşüm, tam hiçbir şey olmuyormuş gibi görünen o anlarda yaşanır.
Aradıklarımızın yolunu bulabildiğimiz, beklediklerimizin anlamını sezebildiğimiz bir yıl dileğiyle…
H. Nilgün Karataş
YAZARLAR

ÖLÇMEYİN BENİ
Belki de benim arayışım, bir şey bulma hırsı değil; bulunabilir hâle gelmeme ısrarı. Bekleyişim de kapıda oyalanmak değil; içimdeki aceleyi terbiye etmek. Çünkü bu çağ, arayışı bir projeye, bekleyişi bir kusura çevirdi; oysa ikisi de insanın en eski hakları…

ESTHER: YEŞİL İNCİR AĞACINDA BİR DAL
Seçmemek, hiçbir şeyi korumaz; çoğu zaman her şeyi kaybettirir, yavaş yavaş. Yeşil incir ağacında büyüyüp, olgunlaşıp, sonra da buruşup kararan meyveler gibi öyle yavaş olur ki her şey, beklediğini sanırken sona doğru sürüklenirsin.

BİR ŞEYİ BULMAMAK ÜZERİNE BİR DENEME
Aramak, ilk bakışta canlı bir eylem gibi durur karşınızda. İçinde hareket vardır, yön vardır, umut vardır. Oysa biraz yaklaştıkça, aramanın içinde gizli bir tükenişin sesini fark edersiniz. Tıkır tıkır, içten içe işleyen. İşte bu yüzden aradıkça eksilmez mi insan?

ÖLÜMÜ BEKLERKEN
Ölüme doğru yaşamak yaşamı ciddiye almak demektir. Böylece insan herkes gibi (Das man) olmaktan çıkar. Ölüm bilinci, zamanı dönüştürür. Gelecek kurulmalıdır. Şimdi ertelemenin değil, seçimin zamanıdır. Böylece zaman harcanmaz, değerinde yaşanır. Ölüm yaşamı gerçek kılar.

TIK
Saati çevirip bakıyorum. Hayatımın bütün rakamları birbirinin peşi sıra dizili. Aralarındaki mesafe ne kapanıyor ne açılıyor. Seninle aramızdaki rakamlar dakikalarla sabit; yakınlaşmak istesem de olmuyor.

KÜÇÜK İDAMLAR
Her sarhoşluk bir yara izi: düşerken sıyrılmış derinin kendini öldürme biçimi.
ÖYLESİNE BİR AKŞAM
Öylesine bir akşam. Barın arkası loş. Müzik kendi kendine söyleniyor…


BEKLEMENİN ETRAFINDA DOLANMAK
Aradığım şey, bulacağım net bir cevaptan çok, kim olduğumu uzaktan izleyebilme cesaretiydi belki de. Kendime dışarıdan bakabilmek; tutarsızlıklarımla, yarım bırakılmış sözlerimle, vazgeçişlerimle birlikte. Kendimi düzeltmeye çalışmadan, olduğum yerde tutabilmek.

ARAYIŞ, BEKLEYİŞ VE SANTOSHA
Bu dünyada çaptan düşmüş, rengi çoktan solmuş, kuru bir yaprağı kim umursar! Esintinin rehavetine bırakmış kuru damarlarını kim bekler! Peki, yerde uçuşan yeşil bir kâğıt olsaydı?

ALAZ
Adını söylemek sanki başka birine dönüşmekti. Yıllardır kabul etmediği gerçekle yüzleşmek, gidip varamadığı, aslında varmak istemediği için yollarda olmak istediği gerçeğini kabul etmekti.

SİZ DEVAM EDİN BEN BİRAZ GOGO VE DİDİYLE KAYBOLACAĞIM
Bir kahraman olarak yola çıkan yolcu, arayış içinde savrulurken nasıl ve neden gibi sorulara cevap arar. Bazen durup düşünmek ve hatta beklemek, zamana sabrı öğretmek, kendi içinde sessizce kaybolmak gerekir. Kimi zaman karanlık, kimi zaman aydınlıktır bu yol.

TEZGÂH
“Kusursuzluk bazen ürkütür insanları. Elmaların çok güzelmiş. Bununla birlikte eminim jilet gibi olmuştur tezgâhın; temiz, düzenli. İnsanlar kendilerine ait hissetmemiştir elmaları böyle olunca. Orada kalmalarını istemişlerdir. Biraz kusura ihtiyacın var. Biraz da düzensizliğe.”

PESGERDE
Uyanmak için bazen sabahı beklemez horozun sesini bekleriz. Bazen dalgayı görmez martıyı duyarız. Şiiri okumadığımız, şarkıyı dinlediğimiz gibi. İşte Pesgerde de herkes sesin peşindedir. Onu bekler.


ARAYIŞIN KARANLIK MERİDYENİ
Arayışım, elimden kaçan bir kuş gibi değil; avuçlarımda kıpırdamayan bir kül gibi. Ne uçuyor ne ısınıyor. Sadece ağırlık yapıyor. Belki bazı sorular cevap için değil, insanı içten içe oyup boşaltmak için vardır.

GÜNEŞ TUTULMASI
Rüzgâr, meltemden poyraza doğru yol alırken ıslıkları kulaklarımda çınlıyordu. Denizi yanına almış gürültüsüz, az insanlı çay bahçesinde yapayalnız otururken sadece benim masamın üzerine gündüz vakti birden utanmazca bir karanlık çöktü.


SARIŞINIM
En son kim benim için bir şey yaptı diye sormaya korkuyorum. Sormaktan değil de hatırlayamamaktan. Hatırlayamamaktan değil hatırlayacak bir şeyin olmamasından. Hatırlayacak bir şeyin olmamasından değil hatırlayacaklarımın canımı yakacağından.

TOK TOK TOK!
Öldüğümde beni yuvasına hızlıca taşıyan karıncaya, bir aferine vesile olacağım kraliçesinden. Benim şarkılarımı kimse bilmeyecek. Varlığı bir anlam yaratamadı, yokluğu da bir yokluk yaratmayacak. Yokluk bile yaratamayan varlığım, yokluğun bile varolmayacak.

ŞEKER KAVANOZU
“Acaba sorun bu sevgi arayışı ve içinizdeki duygusal boşluğu doldurmak için çocuklarınızdan şöyle olurlarsa, böyle yaparlarsa ben sevilirim, mutlu olurum gibi kati bekleyişlerle dolu düşünceleriniz olabilir mi?”

PLASTİK SANDALYE
Duvarın köşesinde bir örümcek ağı, içinde ölü bir sinek. Korur mu örümcek ağı onu? Ya yılan örümceği yerse? Sahi yılanlar örümcek yer mi? Bedeninin ağırlığı sandalyeye daha da yüklenmiş, çatlak ayak hafifçe titriyor. O titremiyor. Mu?

KELEBEĞİN YALNIZLIĞI
Kelebeğin hafızası balığınkine benzemezdi; bir güne bir ömür sığdırmış, yaşadığı kırgınlıkları sessizce bir sonraki karmasına aktarmıştı. Teslimiyetin sığınağında gizlenmiş; vicdanın sesini susturan, aşkın güç istencini de törpülemişti.


SARI YAZ
Ayna kadar parlak yer mermerlerinde dağınık saçlarımı gördüğüm an anladım. Canlarını yakan olsa, altını üstüne getireceğim bu dünyada, herkes gibi onlar da paylarına düşeni yaşamayacaklar mıydı? Her şeyin en doğrusunu en iyisini yapabilmek mümkün müydü?

BİR YUDUM SEVGİ
Bir sabah yerimden kalkamadım. Kıpırdamak istedim ama yok, oynatamadım vücudumu. Güneşin sıcağına sürünerek de olsa ulaştım. Yanımdan geçenler bakıyor ama yardım etmiyordu. Büyümüştüm. Korkuyorlardı muhtemelen. Hâlbuki zarar vermezdim onlara, bilmiyorlardı.

RÜYALARDA BULUŞURUZ
Hüzünlü ses yüreğinin ortasına oturmuş, nefes alışverişlerini hızlandırmıştı. Bir yandan gözlerinden akan yaşları siliyor, öte yandan önündeki yokuşu tırmanmaya çalışıyordu. Gücünün tükendiğini fark edince yokuşun başında duran büyük taşa oturdu. Şarkı hala kulaklarında çınlıyordu.

KARAFI GÖNDERDİM, BABAM DA GELMEDİ…
Giriş kapısındaki camda çocukluğumu görüyorum. Elimde üzerine tuz ve karabiber serpilmiş kese yoğurtlu ekmek var. Anneannem sevdiğimi bilir işte, vermiş elime bir dilim. Kaçıp şehre giden en sevdiği torun olarak şımartılıyorum yine. Annemse sinirli, belli teyzemler yemiş onu benim yüzümden.

EKSİK
Zira taş zirvede kalsa, o buz gibi hareketsizlikte öylece dursa, asıl felaket işte o zaman başlardı. Rüzgârın sustuğu, zamanın donduğu, hikâyenin bittiği o korkunç durgunluk. Sonsuz bir donukluk, hikâyesiz, arzunun buz tuttuğu bir son.

SOLUK
Bekleyişler arayışların varlığına uyandığında, arayışlarda beklemeye geçer buluşmak için. Arayışlar, aklın köşelerinden sızan bir sızıntı, onu görmezden gelindiğinde, kalbinde hissettiğin bir sızıdır. Tüm kapılar üzerinize kapansa, gidilecek sonsuz alemler vardır o bekleyişlerle arayışları ikiye bölen tınının ritminde.

MERHABA TANRIÇAM
Hayatı boyunca döngü kurar insan, yaşamın her döneminde bir şeyler aranır, aranırken bekler ve bulduğunda döngü tamamlanır. Yeniden başa sarar, sahip olduğumuz maddesel ya da ruhsal her olgu bir sonrakini doğurur, geçen süreçteki bekleyişi ve arayışı geçilen yolları yok sayar.


YENİ YIL VALSİ
Yeni mottomu tam da açıklıyor Aristoteles. Düşüncelerimize kararlarımıza irademiz ve istikrarımız hakkıyla eklenirse ve ilerlerken edindiğimiz bilgileri de değerlendirirsek, umut dolu bir bekleyişe doğru ilerleriz. Heyecanlı ya da gerilimli olacak ama arzularımız hala mantıklı geliyorsa, sabır ve sakinlikle yaşanırsa, bu süreç iyi bir sonuca doğru akar gider.

TOMBUK TEYZE
Ne diyordu o sevimsiz filozof? “İnsanın kendi yasasının yargıcı ve celladıyla baş başa kalması korkunçtur.” Sözün ihtişamını kenara bırakıp da özünü anladıysanız ne mutlu. Tüm o sonunu bile bile çıkılan yollara dinlemediğimiz ya da yanlış anladığımız sözler yüzünden çıkarız zira. Misal ben…

YOLA ÇIKMANIN EŞİĞİ
YA DA KHÔRA
Sanki zaman kendi gövdesinden çekilmiş de geriye sadece bekleyişin ince bir zarı kalmış. Bu yarı saydam zar, içinden geçen olasılıkları gösteriyor ama hiçbirine karar veremiyorum. Khôra hiçbir biçimi sahiplenmeden, her forma yer açıyor; üçüncü bir hâl gibi.

ŞEMSİYE GÜNLÜKLERİ
Ve çöpe attı.
Küçük şemsiye, çöp kovasının içinden kadına baktı. Artık bekleyiş bitmişti Bitiş ama yalnız bırakılarak. Bitiş ama bir iz bırakarak. Beklemek, her zaman bir iz bırakırdı. Çünkü beklemek, gitmekten daha uzun sürerdi.

ARADIĞIMI KENDİMDE BULDUĞUMDA
Mutluluk yalpalayarak süzülen cılız bir ışık sızıntısı gibi gelir ömrüme… Muhafız gibi kıpırtısız, kaskatı kalın bir perdenin aralığından gelir her zaman. Hırsız gibi sessizce içeriye girmeye uğraşırken kıvrılan, bükülen ve gitgide şevki kırılarak nihayet perdeyi aşan….

INTERSTELLAR: ARAYIŞ VE BEKLEYİŞ ARASINDA AYRILIK VE KAVUŞMA
Film bittiğinde geriye şu his kalıyor: Kimi yeni bir dünya ararken, kimi bulunduğu yerde kalıp zamanla baş etmeyi öğreniyor.

MADRİD: BİR ARAYIŞ ROTASI
Madrid, yalnızca İspanya’nın başkenti değil; sanat, edebiyat ve gündelik yaşamın iç içe geçtiği çok katmanlı bir şehir. Sadece turistik bir durak hiç değil Madrid, Pedro Almodóvar filmlerinden Guernica’nın sessizliğine uzanan bir arayış rotası.

HENÜZ’ÜN YORGUNLUĞU
Günümüzde kimlik her ortama uyan, her duruma ayak uyduran bir yüz gibi. Bir yerde konuşkan, başka bir yerde mesafeli; bir bağlamda cesur, diğerinde temkinli. Bu insani haller, personalar adına her ne dersek, ustalık ister.

İSTİF
Hantal gövdesini pazen entarisinin içinde fokurdatıp güç bela kalktı Mukaddes. Rabıtaları gıcırdatarak çıktı sofadan. İstiflediği bidonlarla, tenekelerle, kutularla, kavanozlarla, çuval çuval şekerler, unlar, bakliyatla dolu soğuk koridorun boş kalan duvarına yaslana yaslana ayakyoluna yöneldi.

KAPI
Bir çift topuklu ayakkabı, iki çift postal öndeki kirli paspası yalayıp geçmiş olmalıydı. Yukarı katın merdivenlerine tırmandıklarından emin olduktan sonra sesi tekrar açtı.
Nihal Gündüz
İLK SAYFASI
Burada, ışıklı atölyemde aramızda dile geldi nihayet bu ve zaten başka hiçbir yerde de olmamalıydı, çünkü tanıdığım erkekler arasında beni bir sanatçı olarak ilgilendiren şeylere en yakından ve teklifsizce dahil olan sensin: Sen kendin de bir sanatçı olduğun için belki daha da fazlası. En azından, senin nesneleri bütünüyle ve bütün potansiyelleriyle kabul ederek onların yaşayan bir güzelliğe dönüşmesini sağlayan cömert tarzınla bütün hayatına yayarak yaşadığını, benim sanatsal araçlarla biraz olsun uyguladığımı düşündüm her zaman.
Beni de böyle kendini gerçekleştirmiş ve tamamlanmış biri olarak kabul ettin, bu yüzden diğer hepsinden öte sevdin; bunu gayet iyi biliyorum. Hiç kimsenin bakmasını senin kadar iyi bilemediği resimlerimde ve eskizlerimde bütün benliğim mevcutmuş gibi geldi sana hep; oysa aslında, ah, aslında bu bakışının ardında hakikate dokunmuş dahi olmayan eski bir gençlik heyecanı vardı sadece. Ayrıca sen bunda haklıydın. Ve yine de, yine de? O halde niçin ne kadar süreceği belli olmayacak biçimde ayrıldık, niçin şimdi sen geleceğimize dair çekingen, artık yarı yarıya sönmüş bir umutla ortalıkta dolaşıyorsun ve ben neşeyle tuvalimin başında çalışacağıma niçin burada iki büklüm olmuş, masanın başında iyice eğilmiş oturuyorum ve geçmişime bakmaktan tepeden tırnağa gerilmiş, yazıyorum da yazıyorum? Veya senin kuşkun niye; benim onca istediğim şeyi artık yapamayacağımı, kendimi harcanıp tükenmiş hissederek tüm gücümle ve kendimi vererek sevemeyeceğimi kabullenişim niye?
ARAYIŞLAR
Lou Andreas-Salome
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Çeviri: İlknur İgan
YAŞAMA UĞRAŞI
“Gene de bir iştir beklemek. Bekleyecek bir şeyi olmamaktır korkunç olan.”
CESARE PAVASE

Ruhum bir yerde durabilseydi, kendimi denemekle kalmaz, bir karara varırdım; ruhum sürekli bir arayış ve oluş içinde.
MONTAIGNE
DENEMELER

(Wanderer above the Sea of Fog, 1818)
Sanatçı: Caspar David Friedrich (1774–1840)
Yapım Yılı: 1818 (yaklaşık)
Teknik: Yağlıboya tuval üzerine
Boyut: 94.8 × 74.8 cm (yaklaşık)
Akım: Alman Romantik Resim (Romantizm)
Kompozisyon: Sırtı izleyiciye dönük yalnız bir figürün sislerle kaplı geniş bir manzaraya baktığı sahne; doğa-insan ilişkisinin metafiziksel dönüşümü
Sergilendiği Yer: Eserin aslı Almanya, Hamburg kentindeki Hamburger Kunsthalle (Hamburg Sanat Galerisi) koleksiyonunda kalıcı olarak sergilenmektedir. (Zaman zaman eser dünya çapında özel sergilerde ya da müzelerde ödünç olarak gösterilebiliyor; örneğin belirli dönemlerde Metropolitan Museum of Art gibi kurumlarda yer almıştır.)
Neden Seçtik?
Sis Denizinin Üzerindeki Gezgin, Arayış & Bekleyiş temasını sadece anlatı düzeyinde değil, görsel ve duygusal düzeyde de doğrudan deneyimleten bir eser. Adamın yalnızlığı ve sisler altındaki manzara, arayışı “özündeki belirsizlikle” ve bekleyişi “anlamı içine çekilmiş bir duruşla” birleştiriyor. Yeni yıl gibi bir eşiğin öncesinde bu duygu, hem bireysel hem kolektif bir çağrı gibi okunabilir: “Nereye gittiğimizi tam olarak bilmiyoruz ama beklemekten vazgeçmiyoruz.”
Okuma Parçası
(Estragon sahnenin ortasına doğru gelir, fona doğru bakar.)
ESTRAGON – Çok güzel bir yer. (Geri döner, rampa kadar yürür, seyircilere doğru bakar.) Güleç görünümler. (Vladimir’e döner.) Haydi gidelim artık.
VLADİMİR – Gidemeyiz.
ESTRAGON – Niye?
VLADİMİR – Godot’yu bekliyoruz.
ESTRAGON – Doğru. (Bir süre.) Burası olduğundan emin misin?
VLADİMİR – Neresinin?
ESTRAGON – Beklenecek yerin.
VLADİMİR – Ağacın önünde, dedi. (Ağaca bakarlar.) Başka ağaç var mı görünürde?
ESTRAGON – Ne ağacı bu?
VLADİMİR – Söğüte benziyor.
ESTRAGON – Yaprakları nerede?
VLADİMİR – Dökülmüşler.
ESTRAGON – Gözyaşları dinmiş.
VLADİMİR – Ya da mevsim gereği böyle.
ESTRAGON – Bir fide mi bu?
VLADİMİR – Bir fidan.
ESTRAGON – Bir fide.
VLADİMİR – Bir – (Kendini toparlar.) Dilinin altında ne var senin? Yanlış yerde olduğumuzu mu söylemek istiyorsun?
ESTRAGON – Burada olması gerekirdi.
VLADİMİR – Kesin olarak gelirim demedi ki.
ESTRAGON – Ya gelmezse?
VLADİMİR – Biz de yarın geliriz.
ESTRAGON – Sonra da öbür gün.
VLADİMİR – Kim bilir.
ESTRAGON – Ve böylece sürer gider.
VLADİMİR – Yani…
ESTRAGON – O gelene kadar. Devamı>>
GODOT’YU BEKLERKEN
Samuel Beckett
(Can Yayınları – Çeviri: Hasan Anamur)

MELANCHOLIA
- Yönetmen & Senaryo: Lars von Trier
- Yapım Yılı: 2011
- Ülke: Danimarka – İsveç – Fransa – Almanya ortak yapımı
- Tür: Drama, Bilimkurgu, Psikolojik
- Süre: 135 dakika
- Oyuncular: Kirsten Dunst, Charlotte Gainsbourg, Kiefer Sutherland, Alexander Skarsgård
- Ödüller: Cannes Film Festivali – En İyi Kadın Oyuncu (Kirsten Dunst)
- Konusu:
Melancholia, düğün gecesi bir kadının (Justine) depresyonunu ve Dünya’ya doğru yaklaşan gizemli bir gezegenin yarattığı kozmik tehdidi merkezine alır. Film, iki kız kardeşin bu kaçınılmaz felaket karşısındaki farklı ruh hâllerini izlerken, yaklaşan sonun gündelik hayatı ve insan ilişkilerini nasıl dönüştürdüğünü anlatır. - Neden Seçtik?
Çünkü Melancholia, arayışın yavaş yavaş anlamını yitirdiği, bekleyişin ise kaçınılmaz hâle geldiği bir eşikte durur. Filmde çözüm aranmaz; zaman ilerlerken karakterler yalnızca bekler, kabullenir ya da çöker. Bu yönüyle Melancholia, Arayış & Bekleyiş temasını umut üzerinden değil, yüzleşme ve kabulleniş üzerinden kuran güçlü bir anlatıdır. Yeni bir yılın eşiğinde, belirsizlikle baş etmenin farklı yollarını göstermesiyle bu temaya doğrudan karşılık verir.
“Ve beklersin, o tek şey gelsin, yaşamını sonsuz çoğaltsın diye.”
Genç Bir Şaire Mektuplar
Rainer Maria Rilke
Ocak Kitapları
- Samuel Beckett – Godot’yu Beklerken
- Dino Buzzati – Tatar Çölü
- Gabriel García Márquez – Albaya Mektup Yok
OcakFilmleri
- Into the Wild (2007) Sean Penn
- The Secret Life of Walter Mitty (2013) Ben Stiller
- Paris, Texas (1984) Wim Wenders
- Bab’Aziz (2005) Nasr Hemir
Ocak Şarkıları
- Nick Cave & Warren Ellis – Song for Bob
- M83 – Wait
- Olafur Arnalds – Near Light
- Cigarettes After Sex – K







