Close Menu
    Son Eklenenler

    Ayın Filmleri: EKİM AYINDA NE İZLEYELİM?

    Ekim 1, 2026

    Ayın Şarkıları: EKİM AYINDA NE DİNLEYELİM?

    Ekim 1, 2026

    Ayın Kitapları: EKİM AYINDA NE OKUYALIM?

    Ekim 1, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Cuma, Ekim 2
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      KOPENHAG: GÜVENİN VE HAFİFLİĞİN KONFORU

      Eylül 1, 2026

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      2026 Emmy Ödülleri’nde Rekorlar Gecesi: Televizyonun Ezberleri Bozuldu

      Eylül 16, 2026

      ÇYDD’nin 2026-2027 burs başvuruları başladı

      Eylül 14, 2026

      2026 Nobel Edebiyat Ödülü için geri sayım: Bu yıl kimlerin adı konuşuluyor?

      Eylül 9, 2026

      ‘Mitolojiden anlamam’ diyenlerin kesin bildiği 10 mitolojik miras

      Eylül 8, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      George Saunders’ın Yeni Romanı “Nöbet” Türkçede: Ölüm döşeğinde bir petrol patronu

      Eylül 30, 2026

      “Suyun Tatlılığı” Türkçede: Nathan Harris’ten Amerikan Güneyi’ne kırılgan bir bakış

      Eylül 22, 2026

      Ahmet Birsen’le Şehrin Köpeklerine Müjdeler romanı üzerine

      Eylül 18, 2026

      “Şamanizm 101” Say Yayınları’ndan çıktı

      Eylül 18, 2026

      Tutu Aydınoğlu’ndan Mirzayev’e yeni bir yorum: “Hafızanın Kontrpuanı” albümü çıktı

      Eylül 29, 2026

      Klasik Müziğin çağdaş yorumcularından Janoska Ensemble Bodrum’da

      Ağustos 7, 2026

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      İsmi olmayan hikâyeler – VIII

      Ağustos 30, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – VII

      Temmuz 25, 2026

      AH BAVULUM VAH BAVULUM

      Temmuz 15, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Pera Müzesi’nde İki Yeni Sergi: Cumhuriyetin Kamera Arkası ve Frank Bowling

      Eylül 30, 2026

      ‘1914 Kuşağı: Tanıdığımız Ressamlar’ sergisi RHM’de

      Eylül 23, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      İki Dünyanın Prometheus’ları: Ateşin, Bilginin ve Isdırabın Sinematik Silsilesi

      Eylül 18, 2026

      37. Ankara Film Festivali’nin Onur Ödülleri açıklandı

      Eylül 16, 2026

      Muson Hayalleri: Güneydoğu Asya Sinemasının Yeni Hikâyeleri İstanbul Modern’de

      Eylül 16, 2026

      60 yıllık göç ve müzik hikâyesi “Aşk, Mark ve Ölüm” Arter’de

      Eylül 14, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      14 yıl sonra yeniden perde: Muammer Karaca Tiyatrosu bağımsız tiyatrolara açılıyor

      Eylül 27, 2026

      Tiyatroda “VR” deneyimi: “35 Mayıs” yeniden sahnede

      Eylül 22, 2026

      Sait Faik ile Orhan Kemal “Düş Payı”nda buluşuyor

      Eylül 1, 2026

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Ayın Filmleri: EKİM AYINDA NE İZLEYELİM?

      Ekim 1, 2026

      Afife’nin hikâyesi modern bale ile hayat buluyor

      Ekim 1, 2026

      La Casa de Papel’in sesi Cecilia Krull İzmir’de

      Ekim 1, 2026

      BUZDOLABINA YAPIŞTIRILAN FİŞ…

      Ekim 1, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Küçük bir kâğıtta koca bir hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

      Eylül 25, 2026

      ÖZLEM GÜLLER ÜNAL RÖPORTAJLARI

      Eylül 13, 2026

      ‘Yazmak ömür boyu sığınağım oldu’

      Ağustos 29, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Karanlığın değişen yüzü: Gotik edebiyatın tarihsel gelişimi

      Eylül 15, 2026

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      ÜST GEÇİT

      Ekim 1, 2026

      BİR REPLİKANTLA HAYATIN ANLAMINI ARAMAK

      Ekim 1, 2026

      14 yıl sonra yeniden perde: Muammer Karaca Tiyatrosu bağımsız tiyatrolara açılıyor

      Eylül 27, 2026

      Küçük bir kâğıtta koca bir hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

      Eylül 25, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » SuareMag Ekim 2026
    Manşet

    SuareMag Ekim 2026

    Ekim 1, 2026Yorum yapılmamış13 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    “Varoluş özden önce gelir. …İnsan, kendisini yaptığı şeyden başka bir şey değildir.”

    Jean-Paul Sartre, Varoluşçuluk

    Editörden


    Merhaba sevgili okur,
    Düşünelim bakalım, cevheri cümle içinde en son ne zaman kullanmış olabiliriz? Evet, cevher eski bir kelime, bugün gündelik dilde pek sık kullanmıyoruz, daha çok “öz” diyoruz yerine. Bir şeyin görünen yüzünün altında kalan, onu o şey yapan, değişse bile değişmediğine inanmak istediğimiz o çekirdek. 
    İnsanın da bir cevheri olduğuna inanmayı seviyoruz. “Özü iyi,” diyoruz mesela. Kötü bir şey yapmış biri için bile bunu söyleyebiliyoruz. Çünkü davranışla öz arasında bir mesafe bırakmak istiyoruz. İnsan hata yapabilir, değişebilir, bozulabilir ama derinlerde bir yerde dokunulmamış, kirlenmemiş bir şeyin kalabileceğini düşünmek rahatlatıcı. 
    Peki gerçekten kalır mı? 
    Ya dışarıdan kusursuz görünen bir meyve gibi içten içe çürüyorsa herkes… Koca bir dünya dolusu insan…
    Ne zaman başlar çürüme?
    Büyük felaketler olduğunda mı? Yoksa küçük kötülükler sıradanlaştığında mı? Bir başkasının başına gelen karşısında susmak normalleştiğinde, adaletsizlik şaşırtıcı olmaktan çıktığında, yalan artık utanılacak bir şey sayılmadığında mı? 
    Ama cevher ile çürüme arasındaki ilişkiyi yalnızca böyle okumak eksik kalır. Çünkü doğada çürüme yalnızca ölüm değildir. Düşen yaprak çözünür, toprağa karışır. Meyve çürür, çekirdeği kalır. Bir organizmanın sonu başka bir yaşamın maddesine dönüşebilir. 
    O hâlde soruyu değiştirsek mi?
    Ya çürüme bazen cevheri yok etmiyor, onu ortaya çıkarıyorsa?

    Herakleitos, varlığı değişmeyen bir şey olarak değil, sürekli bir oluş hâli içinde düşünür. Aynı nehre iki kez girilemeyeceğini söylerken yalnızca zamanın geçişinden değil, hiçbir şeyin olduğu hâliyle kalmadığından söz eder. Belki cevher de sandığımız kadar sabit değildir. Belki bir şeyin ne olduğunu yalnızca bozulmadan önceki hâlinde değil; değişirken, aşınırken, hatta çözülürken de aramak gerekir.
    Çoğu zaman insanların kim olduğunu her şey yolundayken anlayamayız. Kaybın, korkunun, iktidarın, yoksunluğun, başarının ya da başarısızlığın içinde başka bir yüz belirir. Bazen yıllarca sağlam sandığımız şey dağılır; geriye kalan küçücük parça, bütün o yapının aslında ne üzerine kurulduğunu gösterir. 
    Belki ilişkiler için de böyledir. Belki toplumlar için de. Belki insanın kendisi için bile. 
    Bu nedenle bu sayıda cevher ile çürümeyi birbirinin karşısına koymak istemedik. Birini ışığa, diğerini karanlığa bırakmadık. İkisinin arasında durduk, aralarındaki bağa baktık.
    Bozulmaya, aşınmaya, dönüşmeye; kabuğun çatladığı, görüntünün dağıldığı, saklanan şeyin görünür olduğu o ana… 
    Çünkü bazen bir şeyin ne olduğunu anlayabilmek için ona bütünüyle bakmak yetmez. Bazen biraz çözülmesini beklemek gerek…
    Umalım ki çürüyeni zamanında görebilir; geriye kalanı koruyacak cesareti buluruz.

    Keyifli okumalar…

    H. Nilgün Karataş

    YAZARLAR

    hakan akdoğan - suare

    GÖĞNÜM HEP SENİ AAAARIYOOOOR, AY DID IT MAY WEEEEY 

    Yanıldığın zamanlarda seni sevmek daha kolaydı. Beyaz atlı şövalyende de yanılmıştın. Şimdi seni o beyaz atlı şövalyeden kurtaracak beyaz atlı şövalyeyi bekliyordun. Seni nereye götüreceğini sormayı hâlâ kabalık sayıyordun. Ayaklarının yerden kesilmesi, özgür olduğuna inanman için yetiyordu.  

    Yazıyı oku
    Henize Nilgün

    PORTRENİN ÇIĞLIĞI

    Aramızdaki tuhaf ilişkiyi anlatmaya henüz hazır değilim; ne zaman seninle vakit geçirecek olsam olmadık işlerin başıma geldiğini yazmak istiyorum aslında. Bir ara. Hazır olduğumda. Unutmaktan da korkuyorum bir yandan; on yıllara yayılan tamamlanma arzumuzun nihayet gerçekleştiği yılı hatırlamak için arşive bakmak zorunda kaldım.

    Yazıyı oku

    ÇÜRÜK KOKUSUNU PARFÜM SANAN İNSAN

    Sıradan bir gündü aslında hayatın koşuşturması içinde sakince yürümeye çalıştığım, tek çizgide bir adım arkasından bir adım dikelmeye çalıştığım günlerden biri işte. Yolumdaydım hiç şaşmadan o sırada yanımdan geçen birini gördüm hafif bir ışıltı ardından parlayan bir kalp gördüm zümrüt gibi. Solumdakine baktım damarları ışıl ışıl altın rengi.

    Yazıyı oku

    DEKADANS

    Her şey çürüyor. Mezarda beden, toprakta yaprak, zihnimde anlam, toplumda insan, yaşayışta ahlâk, kalbimde dostluk… 
    Yaşam gücüm azalıyor. İç bütünlüğüm geçirgen. Beni ben yapan özüm hücrelerimden sızıyor. Hafızam zayıf, kalbim kırık, zihnim üşengeç, bedenim iflasta.
    Anlam ellerimden kayıyor. 

    Yazıyı oku

    MIH

    Seden Hanım’ın şaşaalı ofisinde yapılan yeni koleksiyon sunumunun, masada yeri olmayan kahramanıydı. Dört ay boyunca çizip hayata geçirdiği ‘Gün Batımı’ serisinin her bir parçasını titizlikle çizmiş, atölyede çalışan hiç kimseye emanet edemediği takıları kendi başına hazırlamıştı. Döküm için hazırladığı mum ağaca ilk örnekleri dizerken bezeyeceği taşları gümüş yuvalarında hayal edebiliyordu.

    Yazıyı oku

    ALTIN KÜPELİ

    Altın küpeli, saçları kırpılarak kesilmiş, yanı sağı olmuş. Tahtadan evler örmüş kendine oyuncak bebek parmakları.

    TOPRAĞIN SAÇLARI

    Toprağın saçları uzanıyor gökyüzüne; kahverengiden yeşile, yeşilden sarıya oradan ver elini mavi. 

    Yazıyı oku

    BASINÇ: CANLI BİR DOKU

    Bir öykünün içine girdiğimde sadece bir kentin sokaklarında yürümüyorum; yerin metrelerce altında, katman katman sıkışmış bir toprağın üzerinde ilerliyorum. Valeria Tentoni’nin dünyasına adım attığımda tam olarak bunu hissettim. Havası ağır, zemini sertti.
    Yolculuğum boyunca öfkenin etrafında dolandım durdum. Bir öfke bir şeyin içinde ne kadar süre saklanabilirdi? Yok olup gider miydi?

    YAZIYI OKU

    BUZDOLABINA YAPIŞTIRILAN FİŞ…

    Her gün böyleydi. Hele perdeler kapalıyken, dışarıdan hiç ses gelmezken, alaca karanlıkken. Bu mutlak sessizlikte, kendi nefes alışverişinin sesi bile dışarı sızan bir ihanet gibi gelirdi; nefesini tutar, kulak kesilir, evde başka birinin nefes alıp almadığını dinlerdi. Burnuna gelen kesif alkol kokusu, derinlerden gelen, nefret ettiği şarkı “Makber”de duyduğu ürküntüyü daha keskin hale getiriyordu.

    YAZIYI OKU

    ÜST GEÇİT

    O kadar yorgundu ki. Binlerce arabanın geçtiği şu yola yığılsa kalsa…
    Ama yığılırsa yıkılırdı. Bu da onu çok korkutuyordu. Yok olmak. Hiç var olmamış olmak, tüm varlığına ihanet etmekti. Yolun bu noktasında insanların geçmesine hiç yardımcı olmamış, altından akıp giden otoyoldaki arabalarla hiç selamlaşmamış gibi. Tükenmek üzere olan ömürlerde olan bir dinginlikten istiyordu. Olmuyordu.

    Yazıyı oku
    Şebnem Özbay

    OLSA DÜKKÂN SENİN

    Katmer katmer açan kırmızı güllerin her yaprağında sureti asılı gibidir daima. Öyle güler yüzlü, öyle nahif, öyle kötülükten azade, öyle asude…
    Merak ettim sordum bunun nasıl olduğunu. Mümkün olabildiğini, böyle kalabildiğini. O da anlattı.
    “Adınız nereden geliyor efendim?”
    “Ninemden.”
    “Peki, egonuzu nasıl ve nereden doldurursunuz?”

    YAZIYI OKU

    HARABENİN HAKİKATİ

    Rüzgâr, ıslak yaprakları ve ahşap binalardan dökülen sıva tozunu sokaklarda sürüklüyor. Adam, paltosunun yakasını kaldırıp adımlarını ağırlaştırdı. Kırık Arnavut kaldırımları her adımda yerinden oynuyor, boğuk bir ses çıkarıyor. Caddenin iki yanındaki konaklar, neme ve unutulmuşluğa teslim olmuş iskeletler gibi yükseliyor. Yaldızı dökülmüş bir ceviz kapı tek menteşesinde gıcırdıyor, üst kat pencerelerinden sarkan yırtık perdeler dışarı taşıyor.

    Yazıyı oku

    ZEHRA’NIN OLMAYAN ALTIN DİŞLERİ

    Zehra sabunlu sularla yerleri silerken en büyük aksesuarı olan önde pırıl pırıl parlayan dişlerini patlatmış, mısır gibi etrafa saçmış ve sağlam suratı elde görmüştü. Dört altın dişini kaybettikten sonra da inanılmaz bir evrimleşmeyle huyu suyu tamamen değişivermişti. ‘En titiz en mükemmel anne benim, kimse benim elime su dökemez’ tavrından eser kalmamış…

    YAZIYI OKU

    GÜNEŞ, TAŞ, CEVHER VE KÜL

    Bugün kaybolma günü. Zihnimde dizginleyemediğim sorular. Labirentteyim. Konu ilginç olunca, düşünceler birbirini izliyor, kendi içinde yeni bir kapıya açılıyor. Ardından zihnimden akıp kâğıda düşüyor. Her cevap ise bir eşikte bekliyor.
    Cevher çürür mü? Çürümüşlüğün içinde cevher bulunur mu? Ya da cevher aslında alelâde bir taş mıdır? Sorular silsilesi yığılıyor kalemimin ucuna.

    YAZIYI OKU

    NARİN

    Masanın önünde durup, sofrayı gözden geçirdi hızlıca. 
    “Peynir tabağı, yoğurtlu semizotu, köz patlıcan, lakerda, radika, sübya salatası, kekikli domates, labada dolması. Zeytin de ilave etsem mi?”
    Duvarı yüksek bahçeli evin rahatlığından, tişörtünü göğsüne kadar sıyırıp havalandırdı ter içindeki bedenini. Arada bir esen meltemli rüzgarın kaldırdığı masa örtüsünün kıvrılmış ucunu düzeltti.

    Yazıyı oku

    BENLİK KURDU

    İnsanın bilebildiğimiz tarihsel yolculuğu onu ne hale getirdi? Ne kadar değiştirdi? Tekrar tekrar ayağa kalkıp yıkıldı. Medeniyetler, imparatorluklar kurdu, dağıldı. Kimi zaman genişledi, gelişti, kimi zaman küçüldü, geride kaldı. Şimdilerde eskidi insanlık, demode oldu. Parçası olduğu bütüne ihanet edercesine benliğini, kendi gerçeğini koruyamaz duruma doğru sürüklenmekte. 

    YAZIYI OKU

    KADİR İNANIR ÖLMÜŞ

    Cenaze çıkışı çok kalabalıktı. “Genç ölümdü, acı ölümdü, zamansız ölümdü” sözleri caminin avlularına, içerideki ayak kokan halılarına, imamın ağızlarına kadar yayıldı. Bu yayılmış acı, gökyüzünde bile yerini bulmuş, öğlen olmasına rağmen kara bulutlar herkesin yüzünü karartmıştı. İntiharlar böyledir işte…

    YAZIYI OKU

    ANKA KUŞU

    Bugün emeklerinin karşılığını aldığı, sabrının(mızın) meyvesini verdiği gündü. Büyük spor salonunda hiç boş yer kalmamıştı. Herkes heyecanla tüm spor etkinliklerini izlemiş ve ödül törenini bekliyordu. Salonun ortasındaki ödül sehpasına baktım. Derece yapması benim için önemli değildi. Bunca azim ve sabırla uğraşması, emek verip buraya gelmiş olması bile yeterliydi.

    YAZIYI OKU

    ALTININ GÖLGESİ

    Altınla bezenmiş B, kapıdan gelen ışığı tutarak sayfayı gölgede bırakıyordu. Çevresinde ince dallar, dallarda mavi yapraklar dolanıyordu. Bordo ciltli kitap, tozlu sahaf raflarında, izine zor rastlanan nadide eserlerin arasında duruyordu.
    Başından birkaç yaprak eksikti, yazanın adı bilinmiyordu. Cildine dokununca deri parçaları kadının parmaklarına yapışıyordu.
    “Eksik ama yine de güzeldir,” dedi adam.

    YAZIYI OKU

    KÜLLER KÜLLERE

    İnsan olmanın en trajik yanı şu olsa gerek: Yapraklar sarardığında kışın çoktan yola çıktığını bilmesi. Mevsimleri yüzlere nakşeden kader, bir çizginin uzamında kendini gösterir; ki belki de bilmeni ister. Ruh, o gizil hakikatin gerçek yüzü olsa bile, ölümün ihtimalidir insan. Tepeler uğultuludur bu yüzden.

    YAZIYI OKU

    KUTU

    Camlı metal kapıdan girince üç basamak aşağı iniliyordu. Bu yüzden ışık içeriye cömertçe girmez, önce kirli camlarda süzülür, ardından yerdeki talaş birikintilerinin üzerine gri bir tül gibi serilirdi.
    Sabahın altısında kepengin paslı kilidini açarken çıkan tiz metalik sesle, Metin dişlerini gıcırdattı. Gözlerini kısıp dudaklarını birbirine bastırdı.

    YAZIYI OKU

    SAHTE İLAHLAR VE ÇÜRÜYEN RUHLAR

    Rutubetli ahşap evlerin, sararmış kitap sayfalarının ya da yağmurdan sonraki toprak kokusu beni bazen çocukluğuma, bazen unuttuğumu sandığım bir âna götürür. Kokunun hafıza olduğu ne kadar da doğru! Bana kalırsa koku, bir insanın bu dünyada kapladığı alanın en yalın, en hilesiz kanıtıdır; insana var olduğunu hissettirir.

    YAZIYI OKU

    DENİZİN VE TOPRAĞIN NEZAKETİ

    Toprağın ve denizin hafızası farklıdır. Kimse bilmez neler sakladıklarını. Dile getirmeden, sessiz bir sır tutarlar. Unutulanlar, unutulmak istenenlerin hepsini saklarlar içlerinde. O yüzden bir ölü gömüldüğünde sadece beden değildir toprağın altına bırakılan. Hayatının bütün artıkları da beraberindedir.

    Yazıyı oku

    KIRIK PUSULA MEKTEBİ

    Burada çocukların geleceği, henüz onlar yokken belirlenirdi. On bir yaşına gelen her çocuk Merkez’in geliştirdiği sınavlardan geçirilirdi. Matematik, dil ya da fen bilgisi yalnızca başlangıçtı. Asıl önemli olan çocuğun bir karar karşısında ne yaptığı, karar verme biçimi, belirsizlik karşısındaki davranışı, kurallara ne kadar bağlı kaldığı, karşısındaki otoriteyi sorgulayıp sorgulamadığı ve başkalarının niyetlerini ne ölçüde okuyabildiğiydi.

    YAZIYI OKU

    GÜLÜMSEDİM…

    Çürümemek için dondum ben. Ruhuma doğarken üflenen cevheri korumak için dondum. İçinizi için için çürütmeye yeltenen biri olmadı mı hiç? Olmuştur… Bir canavar değil bin canavar cevherin peşinde çünkü. Cevher derinlerde ta içinde gizli gizli parlıyor her halinden belli. Onlar çok uzaktan tanır cevheri; düşer peşine takip eder izleri. Hiç affetmez kılıktan kılığa girer, toz olur uçar, kül olur kokar…

    YAZIYI OKU

    KAZI

    Torbayı arka koltuğa attım. Ciğer filmleri tahlillerin üzerinden sıyrıldı deri koltukta baş gösterdi. Konsolda ön ayaklarını uzatmış köpek iki saat önce görüşmemişiz gibi süet başıyla kırmızı diliyle yine selamladı. Kağan’a “Gidelim abi,” dedim, yorgun.
    Kaşları kırıştı. “Dön bakayım şöyle.”
    Kafamı çevirdim. Gözleri yüzümde gezindi. “Bunlar kızarmış, içeride bir şey mi sürdüler?”

    YAZIYI OKU

    KELEBEĞİN KANATLARI

    Cevher, insana, doğaya ve yaradılışa dair özü, mayayı veya esas değeri anlatan engin bir kelimeyken, ondan türetilmiş mücevher kelimesi sadece ‘değerli taşlarla donatılmış’ olanı ifade eder. Ve insandan uzaklaşmış, kökündeki anlamı yitirmiş mücevher kelimesi bu defa tersine bir etkiyle günümüzün sığ cevher algısına temel oluşturmuştur.

    YAZIYI OKU

    BİZE HER GÜN KIRMIZI PAZARTESİ.

    İnsan her şeye alışır, derler.
    İyi bir şeymiş gibi  söylenir çoğunlukla. Başımıza gelenlere dayanabilmemizin, kaybettiklerimizden sonra ayağa kalkabilmemizin, hayata yeniden karışabilmemizin tesellisidir bu söz.  Belki öyledir. Unutmak gibi alışmak da insanın kendisini korumak için geliştirdiği kadim yöntemlerden biri. Yoksa hangi yasın ardından yeniden gülebilirdik?…

    YAZIYI OKU

    KAMBUR FADİME

    İkinci çayını içen Veysel Efendi kel kafasını kaşıya kaşıya yanındaki arkadaşına döndü.
    “Rafık al şu evrakları da gideyim artık. Yetti çayın da çenen de. Daha öbür dairelere gidiciğim. Bugün evrak günü. İlçeyi komple geziciğim.”
    “Alırız be Rafık. Ne acele ettin. Sanki geziciğin yer İstanbul. Öbür daire dediklerinin hepsi de sokakta sıralı.”

    YAZIYI OKU

    PERİNİN YEŞİL GECESİ

    …kitap kucağımda, bir süre kalakaldım
    “Güzelliğini zehirli bir sermaye gibi kullanan genç bir kadının hayattan öç almak için soyunmasıyla başlayan bir düşüş hikayesidir Yeşil Peri Gecesi,” yazıyor arka kapakta. Göz ucuyla okuduğum bu satırlarda içimin razı olmadığı, beni huzursuz eden bir şey var sanki. Rahatsızım düpedüz.

    YAZIYI OKU

    CEVHERİN İÇİNDEN GEÇEN SESSİZLİK

    Mavi porselen cezvenin gülümsediği bir eylül sabahında, sonbaharın yaprakları gibi kahvenin köpüğü kaynadı; içindeki duygular da fokur fokur yükselip tavana değdi. Sanki fincanın içinde küçük, kahverengi bir evren kuruluyor, kaynayan her kabarcık geçmişten kalmış bir cümlenin üzerindeki mührü kaldırıyordu. Pencerenin dışında İstanbul, kendisini her zamanki gibi hem saklıyor hem ele veriyordu.

    YAZIYI OKU

    EVREKA

    Bugün biraz daha iyiyim. Ayakta durmak artık çok yoruyor ama kalçamdaki o minik çatlaklar oturmama hiç izin vermiyor. En temizi dayanabildiğim kadar ayakta kalmak. Ağrım hâlâ var mı? Var. Geçecek mi? Bilmiyorum. O zaman yapabileceğim basit şeylerle oyalanmam lazım. Ne zamandır gözüme batan buzdolabını temizlemeye karar veriyorum. Gerçi artık buna karar denirse.

    YAZIYI OKU

    BİR REPLİKANTLA HAYATIN ANLAMINI ARAMAK

    Bir insanı insan yapan nedir? Doğmuş olmak mı, anılar mı, sevme kapasitesi mi, yoksa başka birinin iyiliği için kendinden vazgeçebilmek mi? Peki ya insan olmayan bir varlığın içinde bunların hepsi varsa? Denis Villeneuve’ün Blade Runner 2049 filmi, insan ile yapay varlık arasındaki sınırı sorgularken bu soruları daha karmaşık bir hale getiriyor.

    YAZIYI OKU
    Düş_üş, 2015 ©Nihal GÜNDÜZ

    Bir rüzgârla yıkıldığımı sanmayın; içimin çürüdüğünü siz de gördünüz. Üzülmeyin… Yuva olur, besin olur, zamanla toprağa karışırım. Ve rüzgârın kucağından düşen bir tohumla yeniden ağaç olurum. 

    Nihal Gündüz

    Büyük, toplumsal yankesiciler çıktı ortaya ve ellerini cebi olan herkesin ceplerine uzattılar. Bu çürümüş yüzyılın canı cehenneme!

    John Steinbeck / Cennetin Doğusu (East of Eden) 
    BLADE RUNNER 2049

    Yönetmen: Denis Villeneuve
    Yıl: 2017
    Ülke: ABD / Birleşik Krallık / Kanada
    Tür: Bilimkurgu, Neo-noir, Distopya
    Süre: 2 saat 44 dakika
    Senaryo: Hampton Fancher, Michael Green
    Görüntü Yönetmeni: Roger Deakins
    Müzik: Hans Zimmer, Benjamin Wallfisch
    Başroller: Ryan Gosling, Harrison Ford, Ana de Armas, Sylvia Hoeks, Robin Wright, Jared Leto
    Kaynak: Ridley Scott’ın 1982 tarihli Blade Runner filminin devamı; Philip K. Dick’in Do Androids Dream of Electric Sheep? romanında kurulan evrenden hareketle.
    KONUSU
    2049 yılında insanlarla, insanlara hizmet etmek üzere üretilmiş biyomühendislik ürünü replikantlar aynı dünyada yaşamaktadır. Los Angeles Polis Departmanı için çalışan K da bir replikanttır. Görevi, itaat etmeyen eski nesil replikantları bulup “emekliye ayırmak”, yani öldürmektir. Ancak çıktığı görevlerden birinde yaptığı keşif, insanlarla replikantlar arasındaki sınırı bütünüyle değiştirebilecek bir sırrı ortaya çıkarır. K, gerçeğin peşinden gittikçe kendi geçmişinden, anılarından ve kimliğinden de şüphe etmeye başlar. 
    NEDEN SEÇTİK?
    Çünkü Blade Runner 2049, “Cevher & Çürüme” temasını insan olmanın özü üzerinden sorguluyor. İnsanı insan yapan nedir? Doğmuş olmak mı? Anılarımız mı? Sevebilmek, acı çekebilmek, merhamet göstermek mi? Yoksa başka bir insan için hiçbir karşılık beklemeden bir şeyden vazgeçebilmek mi? Filmde biyolojik olarak insan olanların kurduğu dünya ahlaki ve fiziksel açıdan giderek çürürken, insan sayılmayan K’nın içinde merhamet, bağlılık, özveri ve anlam arayışı gelişir. Böylece film bildiğimiz ayrımı tersine çevirir. Blade Runner 2049 bu yüzden bize belki de filmin en temel sorusunu bırakır. İnsanlığın cevheri bedenimizde mi saklıdır, yoksa insan kalabilmek için yaptığımız seçimlerde mi? Daha fazlasını okumak için Sinan Cem Çamözü’nün yazısını buradan okuyabilirsiniz.

    • Eser: Nigredo
    • Sanatçı: Anselm Kiefer
    • Yıl: 1984
    • Teknik: Fotoğraf üzerine yağlıboya, akrilik, emülsiyon, şellak ve saman; tuvale monte edilmiş, ağaç baskı eklemeli karışık teknik kurulan oda ölçeğinde enstalasyon.
    • Tür: Çağdaş sanat / Yeni Dışavurumculuk; manzara resmi
    • Ölçü: 330 × 555 cm
    • Bulunduğu Yer: Philadelphia Museum of Art, Philadelphia, ABD
    • Konusu: Alman sanatçı Anselm Kiefer, Nigredo’da kararmış, yanmış ve tahrip edilmiş izlenimi veren bir manzara sunar. Eserin adı, simyada maddenin karardığı, parçalandığı ve eski biçimini kaybettiği dönüşümün ilk aşamasını ifade eder. Ancak “nigredo” yalnızca çürüme ve yok oluş anlamına gelmez; yeni bir biçimin ortaya çıkabilmesi için gereken çözülmenin de başlangıcıdır. Kiefer böylece çürümeyi dönüşüm, hafıza ve yeniden doğma ihtimaliyle yan yana getirir.
    • Neden Seçtik? Çürüme denildiğinde aklımıza çoğunlukla bir şeyin özünü kaybetmesi gelir. Peki ya bazen tam tersi mümkünse? Nigredo, “Cevher & Çürüme” ilişkisine tam da buradan bakıyor. Simyada maddenin dönüşebilmesi için önce çözülmesi gerekir; Kiefer’in kararmış toprağı da yok oluşun yanı sıra dönüşüm ihtimalini taşır. Bazen bir şeyin özü, ancak üzerindeki katmanlar parçalandığında görünür hâle gelir. Belki de cevher, hiç bozulmadan kalabilen şey değildir.Belki de cevher, çürümenin ardından geriye kalandır.

    Ekim Kitapları

    • Elmas Öfke – Valeria Tentoni
    • Hırsıza Her Gün Bayram – Teju Cole
    • Utanç – J. M. Coetzee
    TÜM LİSTEYİ GÖR

    Ekim Filmleri

    • Venedik’te Ölüm, 1971 – Luchino Visconti
    • Yedinci Kıta, 1989 – Michael Haneke
    • Üç Maymun, 2008 – Nuri Bilge Ceylan
    TÜM LİSTEYİ GÖR

    Ekim Şarkıları

    • Dogs – Pink Floyd
    • Creep – Radiohead
    • Hurt – Nine Inch Nails
    • The Traitor – Leonard Cohen
    TÜM LİSTEYİ GÖR

    cevher çürüme ekim suaremag

    Related Posts

    Ayın Filmleri: EKİM AYINDA NE İZLEYELİM?

    Ekim 1, 2026 Ayın Filmleri

    Ayın Şarkıları: EKİM AYINDA NE DİNLEYELİM?

    Ekim 1, 2026 Ayın Şarkıları

    Ayın Kitapları: EKİM AYINDA NE OKUYALIM?

    Ekim 1, 2026 Ayın Kitapları

    Göğnüm hep seni aaaarıyoooor, ay did it may weeeey 

    Ekim 1, 2026 Hakan Akdoğan
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Ayın Filmleri: EKİM AYINDA NE İZLEYELİM?

    Ekim 1, 2026 Ayın Filmleri

    Cevher ve Çürüme Arayışına Eşlik Eden Filmler Hazırlayan: Elif Özge Karakaya Bir şeylerin kırılıp dökülmesi…

    Ayın Şarkıları: EKİM AYINDA NE DİNLEYELİM?

    Ekim 1, 2026

    Ayın Kitapları: EKİM AYINDA NE OKUYALIM?

    Ekim 1, 2026

    Afife’nin hikâyesi modern bale ile hayat buluyor

    Ekim 1, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    NORMAL AİLE

    Mart 1, 2026 Mahinur Çenetoğlu

    Uluslararası Kadın Oyun Yazarları Tiyatro Festivali seyirci ile buluşuyor

    Kasım 15, 2023 Haber

    YÜZLEŞME

    Temmuz 1, 2026 Mahinur Çenetoğlu
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Ayın Filmleri: EKİM AYINDA NE İZLEYELİM?

    Ekim 1, 2026

    Ayın Şarkıları: EKİM AYINDA NE DİNLEYELİM?

    Ekim 1, 2026

    Ayın Kitapları: EKİM AYINDA NE OKUYALIM?

    Ekim 1, 2026

    Haber Bülteni

    Haber Bültenimize Abone Olun

    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.