Close Menu
    Son Eklenenler

    MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 2. MODÜL

    Ağustos 2, 2026

    MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 1. MODÜL

    Ağustos 2, 2026

    AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

    Ağustos 2, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Pazar, Ağustos 2
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Narcissus – Benlik, İmaj ve Modern Ego

      Ocak 7, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 2. MODÜL

      Ağustos 2, 2026

      MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 1. MODÜL

      Ağustos 2, 2026

      Penelope – Sabrın mı, stratejik aklın mı temsilcisi?

      Temmuz 29, 2026

      Odyssey: Eve Dönüşün Hiç Bitmeyen Destanı

      Temmuz 14, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Bir yasın izinde: Tanrıların Tahtında

      Temmuz 31, 2026

      Buket Sözan’dan Beslenmeye Farklı Bir Bakış: Kelebeğin Rüyası – Kozadan Çıkış

      Temmuz 22, 2026

      ‘Sonsuzluk’ labirenti

      Temmuz 14, 2026

      Kortların Şairi Roger Federer’in Hikâyesi Türkçede

      Temmuz 6, 2026

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Şarkıları: HAZİRAN AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Haziran 2, 2026

      Ayın Filmleri: MAYIS AYINDA NE İZLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – VII

      Temmuz 25, 2026

      AH BAVULUM VAH BAVULUM

      Temmuz 15, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – V

      Mayıs 9, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      Obsession: Bir Dileğin Etik Bedeli

      Temmuz 27, 2026

      THE ODYSSEY ÜZERİNE DÜŞÜNCELER: EN FAZLA TANRILAR KADAR KUSURLU

      Temmuz 26, 2026

      Odyssey rüzgârı sinemaları sardı

      Temmuz 21, 2026

      Odyssey: Eve Dönüşün Hiç Bitmeyen Destanı

      Temmuz 14, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      AYIN FİLMLERİ: AĞUSTOS AYINDA NE İZLEYELİM?

      Ağustos 2, 2026

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      ASMA KİLİT…

      Ağustos 1, 2026

      Bir yasın izinde: Tanrıların Tahtında

      Temmuz 31, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Bir Yansımanın İçinden Dünyaya Bakmak

      Haziran 22, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      TUZ DENİZİ

      Ağustos 1, 2026

      OMUZ HİZASI

      Ağustos 1, 2026

      CHILDREN OF MEN: KORKU VE CESARET ARASINDA İNSAN

      Ağustos 1, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » SuareMag Ağustos 2026
    Manşet

    SuareMag Ağustos 2026

    Ağustos 1, 2026Yorum yapılmamış14 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    “Cesaret, yokluk olgusuna rağmen varlığın kendini onaylamasıdır.”

    Paul Tillich – Olma Cesareti (The Courage to Be)

    Editörden


    Merhaba sevgili okur,

    Bu sayımızda “Korku ve Cesaret” temasını ele alırken iki kavramın arasındaki gergin  bir ipin üzerinde durmaya çalıştık. Çünkü kararlar, çatışmalar ve dönüşümler tam da orada doğar. Biliyoruz ki iyi hikâyeler de çoğu zaman o eşikte başlar.

    Çocukluğumuzdan beri bize cesaretin korkmamak olduğu öğretildi. Kahramanlar, savaşçılar, liderler korkmazdı. Korku zayıflıktı; cesaret ise güç…

    Aristoteles’e göre cesaret, korkusuzluk değil; korku ile güven arasındaki erdemli dengedir. Korkulması gereken yerde korkmayan insan cesur değil, düşüncesizdir. Stoacılar ise korkunun çoğu zaman dış dünyadan değil, zihnimizden doğduğunu söyler.

    Yüzyıllar sonra varoluşçular korkunun yönünü zihnimizden özgürlüğümüze çevirdi. Kierkegaard insanın en büyük korkusunun özgürlüğü olduğunu söylerken, Heidegger korkuyla kaygıyı birbirinden ayırdı. Sartre ise uçurumun kenarında duran insanın yalnızca düşmekten değil, kendini aşağı atabilecek olmasından da ürktüğünü anlattı. Çünkü insanı asıl sarsan şey dışarıdaki tehlike değil, vereceği kararın ağırlığıdır.

    Belki de bu yüzden Milan Kundera, korkunun kaynağını gelecekte ve henüz yaşanmamış ihtimallerde arar. Oysa cesaret, geleceği bilmek değil; belirsizliğe rağmen yürümektir.

    Ezberlerimiz yüzünden çoğu zaman cesareti savaş meydanlarında, destanlarda, kavgalarda ararız. Oysa cesaret, en çok da hayatın en olağan anlarında lazım olur bize.. Bir özür dilemekte… Bir vedada… Bir haksızlığa itiraz etmekte… Yalnız kalmayı göze almakta… Bazen bir kitabın ilk cümlesini yazmakta, bazen de yıllardır omuzlarımızda taşıdığımız bir yükü usulca yere bırakabilmekte…

    Bu sayımızda korku ve cesareti yalnızca felsefenin ya da psikolojinin meselesi olarak değil; edebiyatın, sinemanın, mitolojinin ve gündelik hayatın içinden okumaya çalıştık. Kimi zaman bir karakterin kararsızlık anında, kimi zaman bir yazarın boş sayfa karşısındaki tereddüdünde, kimi zaman da kendi hayatlarımızın dönüm noktalarında o izi sürdük.

    Korkusuz bir hayat dilemek gerçekçi olmaz. Ama korkularımızın hayatımızı frenlemediği; cesaretimizin yalnızca büyük anlarda değil, her gün verdiğimiz küçük kararlarda da kendini gösterdiği bir dünya mümkün.

    Dilerim bu sayımız, korkuya başka bir yerden bakmanıza, cesareti yeniden düşünmenize ve belki de kendi hikâyenizin eşiğinde bekleyen o küçük ama önemli adımı atmanız için size eşlik eder.

    Keyifli okumalar…

    H. Nilgün Karataş

    YAZARLAR

    hakan akdoğan - suare

    BİR BİTKİ ÖLDÜRECEĞİM

    Herhangi bir grubun sempatizanı değilim. Kan böcekleri hayranıyım. Elbette gökyüzü güzel ve asfalta yapışmış yavru kedilerden yanayım. Marvel’de dublör olamadım. Kazım Koyuncu’yla tanışamadım. Babamı döven adamı dövdükten sonra babama posta koyuşumdur en büyük başarım.

    Yazıyı oku
    Henize Nilgün

    KENDİME RAĞMEN, BAŞKALARI İÇİN

    Gözlerimin önünden kahramanlar geçiyor; kimi ağalara meydan okuyup dağlara çıkmış, kimi kılıcını çekip ejderhalarla savaşmış. Aklımda biri var; bunlardan epey farklı. Üstünde pelerini, yüzünde maskesi ya da süper güçleri yok bu adamın. O Jem’in avukat babası.

    Yazıyı oku

    NE ZAMAN EKİLDİ BU TOHUMLAR?

    Kuraktı toprak, çıplak, susuz ve aç. Kim besleyecekti onu bekliyordu. Bir gün biri geldi, elinde bir kova içinde ne var belli değil. Islatmaya başladı toprağın çatlamış dudaklarını. Kana kana içti önce, içine çeke çeke sindirdi içine verileni. Ne olduğunun anlamı yoktu o an içi serinlemişti önemli olan buydu. Dudakları ıslanmıştı. İçi dolmuştu. Sonra mı?

    Yazıyı oku

    CESARET PROVASI

    Korkuyorum.
    Kendi başıma öğrendim korkmayı ben. Öyle süperego baskısı, hegemonik güçler, aile ya da Tanrı’dan değil. İnce ince sızdı içime. Beni beğensinler isteği, yalnız kalırsam korkusu, sevdiklerimin başına bir şey gelir kaygısı… İlmek ilmek ördüm ben korkumu.

    Yazıyı oku

    BEYAZ SESSİZLİK

    Sabah, karın en sessiz hâliydi. Gece boyunca dallardan, çatılardan, elektrik tellerinden eksilmeyen beyazlık, gün ağarırken daha da ağırlaşmıştı. Sapanca’daki evin bahçesinde servi ağaçlarının omuzlarına kadar yükselen kar, dışarıdaki dünyayı silmişti. Yol yoktu. Sadece bembeyaz bir suskunluk…

    Yazıyı oku

    BİR TÜYÜN PEŞİNDE

    Bazı evlerin kapısı ardına kadar açıktır; yine de içeri girmeye çekiniriz. Bunun nedeni içeride bizi bekleyen bir tehlike değil, bildiğimiz dünyanın sessizce değişmiş olabileceği ihtimalidir. Samanta Schweblin’in Ağızdaki Kuşlar’ına böyle girdim. Zili çalmadım. Adımlarımı yavaşlattım. Antrede bir süre bekledim. Sonra bir kanat sesi duydum.

    YAZIYI OKU

    ASMA KİLİT…

    Geceydi, bahçeden içeri yeni girmiştim, birdenbire aklıma geldi. Annemin dolabından aldım kutuyu, pembeli beyazlı bir kutu, diazepam. Kutuda kalanları ezip yemeğinin içine koydum, bilmeden hapur hupur yedi herif. Neymiş bir boğayı bile öldürürmüş bu haplar. Yok, öldürmedi, sadece kendinden geçti. İşte işkence için en güzel an.

    YAZIYI OKU

    MADAM PYLINSKA ÇOK HAKLI…

    Bir süredir Chopin dinliyorum. Açıkçası, müziğinin içinde kayboluyorum. Beni, kendi derinliklerine çekiyor. Duyumsadığım sadece tını değil. Açıklaması zor. Bir labirentteymiş gibi dolanıp duruyorum. Üstelik, labirentten çıkmak istemiyorum. Haksızlık etmemem gerekir. Beethoven, Bach ve Mozart’ı da çok severek dinliyorum. Asla onları bir kenara attığımı söyleyemem. Hayır, öyle değil.

    YAZIYI OKU

    MAYA

    Kahramanlar, hepsi de bir deniz yıldızıydı vaktinde. Uçan kazlar ile bozkırlarda dolaşan kurtlar, aynı cevherin toprağından doğmuştu; aynı soyun yavrularıydı bilhassa. Misal, çiftesi eksik olmayan kızıl tayın büyük büyük annesi, bir begonya çiçeğiydi çam ağacının gölgesinde. Yalnız dolaşan çöl tilkisi ise kara kışın soyundandı, bilfiil.

    YAZIYI OKU

    TUZ DENİZİ

    Elindeki romanı bıraktı.
    “Tiamat”
    Bunun bir ana tanrıça ismi olduğunu okumuştu. Bir blog yazısıydı. Başlangıçlarla ilgiliydi. Kitapta ne ana tanrıça ne de başlangıçla ilgili en ufak bir detay yoktu. Sadece bir kaos ve sıkışmışlık hissi vardı. Neden başlığı buydu acaba?

    Yazıyı oku

    ÜÇ BAŞLI EJDERHA

    Gözümü açtığımda yataktan kalkmaya tereddüt ettim. Kalbim deli gibi çarpıyordu. Koluma taktığım elektronik saate, gözümün kenarıyla bir baktım. Çarpıntım yüz yirmi gösteriyordu. Gözlerim dehşetle açıldı. Kalp krizi böyle mi geçirilirdi acaba? Yok yok öyle değil. Birileri nabzın iyice düşmesi gerekiyor demişti. Mantıklı tabi. Ölüm dediğin, kalbin yavaşlayarak durmasıdır, peki ben sanki yaşıyor muyum ki…

    YAZIYI OKU

    KOZA KABUK – ROTA EYLEM

    Hayata gelmek, başlı başına bir riskti. Bilinmezlik içine doğduk, kiminle, neyle karşılaşacağımızı bilmeden kanlı ve kokulu bir mağaradan çıkıp, dar bir koridordan aydınlığa süzüldük. Aklımız pek de başımızda değildi. İyi ki de öyleydi. Yoksa şöyle, dışarıdan bakıldığında oldukça korkutucu değil mi?

    YAZIYI OKU

    MUTLU SON

    Uzunca bir süredir bu nehrin içindeyiz hepimiz. Bulanık, pis bir nehir bu. Yıllardır yukarı havzalardan taşınan çamur, kopmuş dallar, paslı tenekeler, plastik parçaları ve ne olduğu tam seçilemeyen başka tortular suyu ağırlaştırmış. Öyle bulanık ki su, dibe baksak ayağımızın nereye bastığını göremiyoruz.

    YAZIYI OKU

    İYİ UYKULAR

    Bilseler garip bulurlardı. Başkalarının kabullenebileceği bir şey yaşamıyordum. Gerçi kabullenmeleri de umurumda olmazdı.  İnsanlar, nehri oluşturan birbirinin aynı damlacıklar gibiler. Çarptığı taşları umursamayan, yavaş ya da hızlı fark etmeksizin sadece akışta olmak isteyen varlıklar. Böyle olmadığım için mutluyum.

    YAZIYI OKU

    İKİNCİ NEFES

    Camın en tehlikeli hâli kırıldığı an değildi. Kırılan cam soğuktu; sınırları belliydi, parçaları yerden toplanabilir, keskin kenarları görülürdü. Asıl tehlike, henüz ne olacağına karar vermemiş camdaydı. Fırından çıktığında bal kıvamında ağır ağır uzayan, çubuğun ucunda kızıl bir damla gibi dönen cam, insanı hem kendine çağırır hem de yaklaştırmazdı.

    YAZIYI OKU
    Şebnem Özbay

    İKİ SES ARASINDA

    “Hemen değiştirmeliyim, şimdi hemen.”
    “Yok, olduğu gibi kalsın her şey.”
    İnsan, ömrünün en uzun zamanını bazen bu iki cümlenin arasına sıkışarak geçirir. Ne gidebilirsin, ne de kalabilir. Düşünür, tartar, karar verir; sonra vazgeçersin. Vazgeçtiğine pişman olur sonra en başa dönersin.

    YAZIYI OKU
    Duygu Görücü

    KARAR

    Sabah arabaya bindiğinde akşam gelen mesajı düşünüyordu. Uzun zamandır beklediği bu anın gelmiş olması tuhaf hissettiriyordu. Nasıl olacaktı? Ne söyleyecekti? Cevap verecek miydi? Bu sorular aklına gelince sırtından geçen ürpertiye engel olamadı.

    YAZIYI OKU

    SİMÜLASYON EVRENİNDE KORKU

    Bazı yolculuklar atılan ilk adımla değil, insanın kendine sormaya cesaret ettiği ilk soruyla başlar. İzleriyse korku ile cesaret arasında gerilmiş görünmez bir mevsimin kıyısında, hakikatin çoğu zaman en yüksek sesle değil, en derin sessizlikte konuştuğunu hatırlatan uzun bir hafıza yürüyüşüdür. Belki korku, gölgenin eksik bıraktığı cümledir; cesaret ise o cümleyi tamamlamak için karanlığın içine bakabilme zarafetidir.

    YAZIYI OKU

    ASLAN ASYA’YA  & ASYA ASLANA KARŞI

    Bir bahar sabahının getirdiği tüm umutlara rağmen felaket bir şekilde uyanmıştım. Hayat beni o yatağa adeta yapıştırmıştı. Ört ki ölem diye bir düşünceyle karamsarlığımın yüz elli tonunu yaşıyordum. Bıraksalardı uyuyacaktım, Asya’nın anneme beni ispiyon etmeyeceğini bilsem uyurdum da.

    YAZIYI OKU

    SEVGİNİN DİŞLERİ

    Yün kazağı dizlerine kadar sündürerek, yere oturarak sıcak kahvesine sarıldı. İçindeki boşluğu tarif etmek zordu. Elini yavaşça, kahve fincanından çok sevdiği köpeğine doğru götürdü. Her şeyden habersiz bir şekilde yanında oturması ve onu terk etmeyeceğini bilmesi içine bir huzur veriyordu. İnsanlar gibi değildi o. İnsanlar terk ederlerdi çünkü. Acımazlardı.

    YAZIYI OKU

    KAFES

    Köyün Değirmenli Mahallesi’ndeki, yamaca doğru çıktıkça azalan evlerinden birisiydi onlarınki. Yan yana dizili odalar gibi duran bu evlerin en geniş alanı, taş duvarlarından salkım salkım uzanan frencirli bahçeleriydi. Kokularından ziyade yakın oluşlarından evlerde pişen yemek, herkesçe bilinse de bir tabak uzatıp vermezdi konu komşusuna Cevriye Hanım .                                                                                                           

    Yazıyı oku

    ÇIT… ÇIT…

    Direksiyonu virajlı yollarda döndürdükçe bedenim de yolun kıvrımlarına eşlik ediyordu. Pencereden dalan rüzgârda savrulan saçlarım sık sık yüzümü kapatıyor, tek elimle görüşümü açmaya çalışıyordum ama inatla gözlerimin önüne düşmeye devam ediyorlardı. Ana yoldan ayrılıp tali bir yola saptım Zeliha’nın beni uyarmasıyla, bir süre sonra da çatal bir yola yaklaşırken dikiz aynasından Zeliha’ya baktım.
    “Peki şimdi soldan mı, sağdan mı?”

    YAZIYI OKU

    KISSADAN HİSSE

    Canına yandığım memleketinde bakmasını bilenin hissesine her köşede bir kıssa var. Misâl, yolunuzda yürürken bir çocuğun ailesine hezeyanını duyabilirsiniz. “Her istediğiniz olmaz. Siz cumhurbaşkanı değilsiniz,” der, çığlık çığlığa. Babası da gayet sakin cevaplar. “Bu evin cumhurbaşkanı da benim. Benim her istediğim olur.”

    YAZIYI OKU

    SARKAÇ

    Korkularımız çoğu zaman geçmişle ilişkiliyken cesaretimiz geleceğe dönüktür. Yaşadığımız ya da tanık olduğumuz acılar bir sopanın etrafına dolanan pamuk şeker gibi yıllar içerisinde birleşir, büyür ve büyür. Ama o kadar tatlı değildir, dünün acılar yumağı geleceğimizin korkuları olur. Atacağımız her yeni adıma bilinçli ya da bilinçsiz ket vuran içimizdeki sinsi ses olur ve biz o adımları ya yavaşlatır ya da onlardan vazgeçeriz.

    YAZIYI OKU
    zeynep Pınarbaşı

    KORKUNUN ADI

    Bizim çocukluğumuzda korku hikayeleri ve onların isimleri vardı; Gulyabani, cinler, karabasandı. Babaannemin anlattığı masallardaki dev anne; çocuklarını yemekten çekinmeyen, dağın ardında yaşayan, sesi duyulduğunda bile dizlerimizi titreten o kadın. Bugün dönüp düşününce masallardaki en korkunç yaratığın ejderha değil anne olması tuhaf geliyor. Demek ki insanın en eski korkuları hep en yakınına benziyormuş.

    YAZIYI OKU

    OMUZ HİZASI

    Köyün ak sakallıları, “İnsanın boyu kadardır yeryüzü,” derlerdi. “Ötesi rüzgar, beriki mezar.” Hamza, yirmi yaşına basacağı o uğursuz bahar sabahında ne rüzgarın peşindeydi ne de ak sakallıların sözlerinin. Onun bildiği tek bir gerçek vardı; kasabanın arkasındaki boz kırlangıç tepesinde, kendi elleriyle kazacağı dört ayak uzunluğunda, iki ayak eninde ve tam omuz hizası derinliğinde bir çukur onu bekliyordu. 

    YAZIYI OKU
    Sevin Bayrı

    YİNE DE…

    İnsan, en çok kendi sessizliğinden korkar hâlbuki. Sokağın gürültüsünden sıyrılıp kendimize çekildiğimizde ya da perdenin kapanmasını beklediğimiz o loş anda, cesaretin kılıçtan ve kalkanlı hikâyelerden çok daha ince bir yerden sızdığını hissederiz. Çünkü insanın en uzun yolculuğu, içindeki gölgelerin arasından geçer. O yolculukta ışık sızmıyorsa bir daha o yolları yürümek pek mümkün değildir. 

    YAZIYI OKU

    NOKTALA(MA)

    Hepiniz ne kadar çoksunuz.
    Ne kadar, siyah, ne kadar neon, 
    Ne kadar saydamsınız! 
    Renklerinizi reddettiğim günden beri 
    Ebruli bir şerit yeşerdi içimde. 
    Beni hunharca sarmasına direnemedim.

    Yazılara şiirle başladığım günlerden korkuyorum. 

    Yazıyı oku

    YER ÇEKİMİ

    Benim için bir ömür sürdü. Kimisi için bir mevsim biliyorum. Bu yüzden her bir hikaye kendi içinde böylesine biricik. Bu yüzden unutmak gerek her şeyi her yeni tanıklıkta.
    Bu dalda büyüdüm. Beni büyütmek için kendisinden verdi. Köklerinden bana besin taşıdı. Kimi zaman güneşten korudu, kimi zaman güneşle besledi.

    YAZIYI OKU

    CESET

    Hangisinin daha fazla sıkıntı yarattığına karar veremediğim bir yaz günü sahilde yürüyüşe çıkıyorum. Havanın sıcağı mı yoksa kavrulan ruhumun, çayı bile olmayan çöldeki kaybolmuşluğu mu daha bunaltıcı; artık ayırt edemiyorum. Uzun sahilin kumlarını yalayıp yalayıp geri çekilen dalgalar, belli bir ritimde dil çıkaran haylaz bir çocuğa benziyor.

    YAZIYI OKU

    CHILDREN OF MEN: KORKU VE CESARET ARASINDA

    Geleceği anlatan çoğu yönetmen aslında bugünü eleştirir. Bu yaklaşımın en etkileyici örneklerinden biri de 2006 yapımı Children of Men. İlk bakışta insanlığın doğurganlığını kaybettiği karanlık bir gelecek anlatılıyor gibi görünse de film, aslında çok daha temel bir sorunun peşinden gidiyor. Korku, insanı ne kadar değiştirebilir? Ve cesaret, gerçekten korkusuz olmak mıdır?

    YAZIYI OKU

    KORKUNUN ECELE AŞKI

    İnsan öyle garip, öyle çelişkili bir varlık ki… Hiç tanımadığı bir yabancının gözlerinin içine bakıp saatlerce hikâyeler anlatabilir, hiç bilmediği bir hayatın detaylarında kaybolabilir. Ama günün sonunda kendi içindeki tanıdık yabancıyla tek bir dakika baş başa kalmaktan köşe bucak kaçar. Dünyanın bütün yabancılarıyla aynı masada oturup uzun uzun sohbet edebilir, ama kendisine en son ne zaman hatır sorduğunu hatırlamaz.

    YAZIYI OKU

    YAŞARKEN VE ÖLÜRKEN 

    “Kapının önündeyim. Zamanın bitti. Geçmişinden kaçamazsın!” 
    Bu, gecenin ilk mesajı değildi. Her şey yirmi dakika önce başlamıştı. Adam geçmişin bilançosuyla yüzleşmek ile arkasını dönüp kaçmak arasında, iradesinin hapishanesinde yapayalnızdı. Ardı ardına gelen mesajlar durmak bilmiyordu.

    YAZIYI OKU
    Madrid, sanat rotası, yeryüzü günlükleri

    BELFAST: KORKUDAN BARIŞA UZANAN ŞEHİR

    Öncelikle Hayırlı Cumalar! 
    Belfast’a gidene kadar “Hayırlı Cuma”nın aynı zamanda bir ülkenin kaderini değiştiren tarihi bir anlaşmanın adı olduğunu bilmiyordum. Bugün size hikâyesi korkudan barışa uzanan bu şehirden söz edeceğim. İrlanda’nın kuzeyinde küçücük bir başkent. Ama bu küçük şehrin çok büyük bir hikâyesi var.

    YAZIYI OKU
    Yanılsama, 2025 ©Nihal GÜNDÜZ

    Sıradanlaşmış hakikatlere aykırı bakma cesareti göstermek, zihnin kendi korkularıyla yüzleşmesi değil midir?

    Nihal Gündüz

    “İçimde bir boşluk var; perşembe sabahları, okula gitmek istemediğim sırada duyduğum korkuya benzeyen bir boşluk.

    Tehlikeli Oyunlar / Oğuz Atay

    OKUMA PARÇASI

    “Çıplak gerçekleri görmek istememek bir lanet. Savaş başlayana kadar hayat bana perdede oynatılan bir gölge oyunu gibi geliyordu. Böyle olmasını tercih ediyordum. Hiçbir şeyin çizgilerinin fazla belirgin olmasını istemiyordum. Her şeyi biraz bulanık, belirsiz haliyle seviyordum… Başka bir deyişle, ben bir korkağım Scarlett.”

    …

    “Hiç de değil! Bir korkak Gettysburg’da topun üzerine çıkıp askerleri etrafında toplayabilir mi? Generalin kendisi Melanie’ye bir korkakla ilgili bir mektup yazmaya zahmet eder mi? Hem…”

    “Bu cesaret değil,” dedi Ashley bitkinlikle. “Savaşmak şampanyaya gibidir. Korkakları da kahramanlar kadar çabuk sarhoş eder. Savaş alanında cesur olmak dışındaki seçenek ölümse, herkes cesur olur.”

    RÜZGÂR GİBİ GEÇTİ
    Margaret Mitchell
    Artemis Yayınları
    Çeviri: Yeliz Üslü


    Cesaretin, korkunun yokluğu değil, karşısındaki zaferi olduğunu öğrendim. Cesur adam korkmayan değil, korkusunu fethedendir.

    Nelson Mandela

    Film: Spotlight
    Yönetmen: Tom McCarthy
    Senaryo: Tom McCarthy, Josh Singer
    Vizyon Tarihi: 2015
    Ülke: ABD
    Tür: Biyografik, Dram
    Süre: 129 dakika
    Oyuncular: Mark Ruffalo, Michael Keaton, Rachel McAdams, Liev Schreiber, Stanley Tucci
    Konusu:
    Film, The Boston Globe gazetesinin Spotlight ekibinin, Katolik Kilisesi’nde yıllarca örtbas edilen çocuk istismarı vakalarını ortaya çıkarma sürecini anlatır. Gerçek olaylardan uyarlanan film, gazetecilerin uzun soluklu araştırmasını ve hakikate ulaşma mücadelesini konu edinir.
    Neden Seçtik?
    Spotlight, cesaretin yalnızca tehlikenin üzerine gitmek değil, hakikatin peşinden yılmadan yürümek olduğunu gösteren güçlü bir film. Sessiz kalmanın daha kolay olduğu bir ortamda gerçeği araştırmayı, sorgulamayı ve ortaya çıkarmayı seçen insanların hikâyesini anlattığı için “Korku ve Cesaret” dosyamıza eşlik ediyor.
    • Eser: Self-Portrait with Death Playing the Fiddle (Keman Çalan Ölüm ile Otoportre)
    • Sanatçı: Arnold Böcklin
    • Yıl: 1872 (Bazı kaynaklarda 1872, bazı kataloglarda daha sonraki tarihler verilse de yaygın kabul gören tarih 1872’dir.)
    • Teknik: Tuval üzerine yağlıboya
    • Tür: Otoportre (Self-portrait), Sembolist resim. Aynı zamanda sanat tarihinde memento mori (ölümü hatırla) geleneğinin en önemli örneklerinden biri kabul edilir.
    • Ölçü: 75 × 61 cm
    • Bulunduğu Yer: Alte Nationalgalerie (Eski Ulusal Galeri), Staatliche Museen zu Berlin, Berlin, Almanya. Eser bugün bu müzenin kalıcı koleksiyonundadır.
    • Konusu: İsviçreli sembolist ressam Arnold Böcklin, bu otoportresinde kendisini resim yaparken betimler. Tam arkasında ise keman çalan bir Ölüm figürü vardır. Ölüm, ressamın omzuna kadar yaklaşmış olmasına rağmen Böcklin çalışmayı bırakmaz; bakışını tuvalinden ayırmadan üretmeye devam eder. Tabloda korku ile cesaret, yaşam ile ölüm, sanat ile fanilik aynı kompozisyon içinde buluşur.
    • Neden Seçtik? Korku çoğu zaman yok edilmesi gereken bir duygu gibi anlatılır. Oysa cesaret, korkunun ortadan kalktığı yerde değil; onun varlığını kabul ederek yaşamaya devam edebildiğimiz yerde ortaya çıkar.Arnold Böcklin’in bu otoportresi tam da bunu anlatır. Ölüm ressamın yanı başındadır; fakat fırça hâlâ elindedir. Cesaret burada tehlikeyi yenmek değil, ona rağmen üretmeye, yaşamaya ve var olmaya devam etmektir.Bu yönüyle eser, Paul Tillich’in sözlerinin görsel karşılığı gibidir: “Cesaret, yok olma tehdidine rağmen varlığın kendini onaylamasıdır.”

    “İnsan, kıyıyı gözden kaybetme cesareti olmadan yeni denizler keşfedemez.”

    Andre Gide

    Ağustos Kitapları

    • O (It) – Stephen King
    • Kırmızı Saçlı Kadın – Orhan Pamuk
    • İvan İlyiç’in Ölümü – Lev Tolstoy
    TÜM LİSTEYİ GÖR

    Ağustos Filmleri

    • 12 Öfkeli Adam -Sidney Lumet
    • Schindler’in Listesi – Steven Spielberg
    • Otel Rwanda – Terry George
    TÜM LİSTEYİ GÖR

    Ağustos Şarkıları

    • Rosalia – Berghain
    • Ludovico Einaudi – Divenire
    • Yavuz Çetin – Dünya
    • Nils Frahm – Says
    TÜM LİSTEYİ GÖR

    ağustos cesaret korku suaremag

    Related Posts

    AYIN FİLMLERİ: AĞUSTOS AYINDA NE İZLEYELİM?

    Ağustos 2, 2026 Film

    AYIN KİTAPLARI: AĞUSTOS AYINDA NE OKUYALIM?

    Ağustos 2, 2026 Ayın Kitapları

    AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

    Ağustos 2, 2026 Ayın Şarkıları

    BİR BİTKİ ÖLDÜRECEĞİM

    Ağustos 1, 2026 Hakan Akdoğan
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 2. MODÜL

    Ağustos 2, 2026 Mitoloji

    H. Nilgün Karataş ile Mitolojik Arketipler ve Çağdaş Kurmaca Teknikleri Mitolojik figürler yalnızca geçmişin anlatılarında…

    MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 1. MODÜL

    Ağustos 2, 2026

    AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

    Ağustos 2, 2026

    AYIN KİTAPLARI: AĞUSTOS AYINDA NE OKUYALIM?

    Ağustos 2, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    8 yazar 8 kitapla çocuklar için ‘İlk Okuma Kitapları’

    Şubat 17, 2025 Çocuk

    SÜSÜ AKMIŞ

    Nisan 1, 2026 Hakan Akdoğan

    “Huzur’a Huzursuz Bir Bakış” etkinliği Bursa’da

    Ocak 19, 2026 Edebiyat
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 2. MODÜL

    Ağustos 2, 2026

    MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 1. MODÜL

    Ağustos 2, 2026

    AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

    Ağustos 2, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.