Close Menu
    Son Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Pazartesi, Temmuz 6
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Narcissus – Benlik, İmaj ve Modern Ego

      Ocak 7, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Suare Kitaplığı ve Suare Yazarları Sarıyer Edebiyat Günleri’nde Okurlarla Buluşuyor

      Haziran 15, 2026

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026

      Kendi ‘araf’ının çıkmaz sokağındaki insan

      Haziran 30, 2026

      Figen Ormancı’dan yeni roman: Hiç Kimsenin Gölgesi

      Haziran 29, 2026

      40 Dilde Yayımlanan Dünya Çapındaki Fenomen Roman “Theo” Türkiye’de!

      Haziran 26, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Şarkıları: HAZİRAN AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Haziran 2, 2026

      Ayın Filmleri: MAYIS AYINDA NE İZLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      Ayın Şarkıları: MAYIS AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Mayıs 9, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İfşa Günü: Yeni Başlayanlar İçin ‘Yeni Gerçeklik’

      Haziran 13, 2026

      Altın Palmiye Cristian Mungiu’nun oldu

      Mayıs 26, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Bir Yansımanın İçinden Dünyaya Bakmak

      Haziran 22, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      SEANS VE SONRASI

      Temmuz 1, 2026

      IL TEMPO SOSPESO.            

      Temmuz 1, 2026

      GATTACA: SEÇİMLERİMİZ GERÇEKTEN BİZE Mİ AİT? 

      Temmuz 1, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » SuareMag Haziran 2026
    SUAREMAG

    SuareMag Haziran 2026

    Haziran 1, 2026Yorum yapılmamış13 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    “Leonardo da Vinci, insan bir şeye ancak anladıktan sonra nefret ya da sevgi duyabilir, demiş. Bundan daha yanlış, aynı zamanda daha mânâlı bir söz bilmiyorum.”

    Fernando Pessoa – Huzursuzluğun Kitabı

    Editörden


    Merhaba sevgili okur,

    Tutku, çoğu zaman tek bir duygudan ibaret değildir. Arzu, sevgi, hayranlık, özlem, coşku, takıntı, korku ve kıskançlık gibi birçok duygunun iç içe geçmesiyle oluşan güçlü bir duygulanım selidir. İnsan bazen sevdiği için, bazen özlediği için, bazen de kaybetmekten korktuğu için tutkuyla bağlanır.

    Tutku gibi insanı harekete geçiren, dönüştüren, zorlayan ve tüketen bir başka güçlü duygu daha vardır: Tiksinti.

    Ancak tiksintiyi çoğu zaman yanlış anlarız. Onu yalnızca hoşlanmadığımız şeylere verdiğimiz basit bir tepki sanırız. Oysa tiksinti, bizi yalnızca uzaklaştırmaz; seçimlerimizi, sınırlarımızı ve kimliğimizi de şekillendirir. Neyi reddettiğimiz, çoğu zaman neyi arzuladığımız kadar önemlidir.

    Bu sayımızda yine birbiriyle karşıt gibi görünen, ancak çoğu zaman aynı hat üzerinde ilerleyen iki güçlü kavramı yan yana getirdik: Tiksinti ve Tutku.

    Hatırlayın tarih boyunca büyük dönüşümlerin önemli bir kısmı bir özlemden olduğu kadar bir reddedişten doğdu. İnsan yalnızca sevdiği şeylere yaklaşmaz; dayanamadığı şeylerden de uzaklaşmaya çalışır. Bu yüzden tutku ve tiksinti birbirinin karşıtı olmaktan çok, aynı hareketin farklı yönleri gibidir.

    Fransız düşünür Jean-Paul Sartre, insanın özgürlüğünü anlatırken, varoluşun beraberinde getirdiği huzursuzluğa da dikkat çeker. İnsan, olmak istediği şey ile olduğu şey arasındaki mesafede yaşar. Belki de tutku tam burada doğar. Kendimizi aşma arzusu, başka bir şeye dönüşme isteği, eksik olanı tamamlama çabası… Ancak bu arzu büyüdükçe, beraberinde kendimizden hoşnutsuzluğu da getirebilir.

    Julia Kristeva’nın “abject” kavramı da tam bu noktada anlam kazanır. Kristeva’ya göre tiksinti, yalnızca kirli ya da korkutucu olana karşı duyulan bir tepki değildir. Asıl tiksinti, sınırlarımızı tehdit eden şeyle karşılaştığımızda ortaya çıkar. Bu nedenle insan bazen en çok kendi karanlığından, kendi arzularından ya da kendi dönüşümünden tiksinir.

    Bu sayıda tam da bu sınırda dolaştık. Ve gördük ki tiksinti ile tutku arasındaki çizgi düşündüğümüz kadar kalın değil… Aşkın saplantıya, hayranlığın kıskançlığa, bağlılığın tahakküme dönüşebildiği bir dünyada yaşıyoruz. Bizi yükselten duyguların aynı zamanda bizi tüketebilmesi mümkün…

    Tutkuyla bağlandığınız, tiksintiyle uzaklaştığınız, sizi dönüştüren ve size kendinizi yeniden düşündüren her şeyi birlikte keşfetmek dileğiyle… Keyifli okumalar.

    H. Nilgün Karataş

    YAZARLAR

    hakan akdoğan - suare

    HİJYENİK CANAVAR

    Bukalemun rengini değiştirirken kimseyi öldürmez. İnsan rengini değiştirirken önce kendi bakışını öldürür. Sonra kendi sözlerini. Sonra ötekini. En sonunda kendini. Ötekini leke gibi görmeye başlayan kişi, kendi ruhunda da karanlık bir temizlik başlatmıştır.

    Yazıyı oku
    Henize Nilgün

    GREGOR’UN ELMASI: BİR ERKEK NE ZAMANA KADAR SEVİLİR?

    Bir erkek ömrü boyunca iki elmanın arasına sıkışıp kalır; biri Atlas gibi peşinden koştuğu, ona güç ve saygınlık vaat eden o “altın elma” illüzyonu; diğeri ise performans gösteremediğinde, sistemin ve otoritenin sırtına bir utanç nişanesi gibi sapladığı o “çürük elma” gerçeği!

    Yazıyı oku

    İNSANIN İÇİNDEKİ BÖCEK

    İnsan, bir gün kendi hayatına dışarıdan bakarsa ne hisseder? Tiksinti mi? Acıma mı? Yoksa tarif edemediği tuhaf bir tutku mu? Çünkü insan yalnızca yaşadığı dünyadan yorulmuyor. Bir süre sonra kendi varlığının ağırlığından da yoruluyor. Her sabah aynı bedene uyanmak, aynı düşüncelerin içinden geçmek, aynı kırılmaları taşımak…

    Yazıyı oku

    BOZULAN KİMLİK SINIRLARI

    İkiyüzlü buluyordu yüzü buruşanları. Tertemiz yüzlü, saçı taranmış, pak giysilerdeki çocukları sevmek ne kolaydı. Metrodaki genç, güzel çingene kızın yanındaki kara, sürmeli gözlü çocuğu düşündü. Yüzündeki, elindeki kirin pasın aksine gülüşü güneş gibiydi sıcacık. Belli seviliyordu. Annesi gibi horlanmamıştı henüz.

    Yazıyı oku

    VENEDİK’İN NEMLİ AYNASI

    Güzelliğin ve çürümenin yan yana geldiği bir şehirdeyim. Kimi eleştirmenlere göre görünüşte ihtişamlı ama köklerinde lağım kokan, batmakta olan bir illüzyon şehri. Kanalların üzerinde ışık titriyor, sararmış cepheler suya yansıyor. İlk bakışta her şey kusursuz görünüyor. Biraz daha uzun kalınca nem hissediliyor. Sonra küf. Sonra zaman.

    YAZIYI OKU

    KUTUDA…

    Bugün mutfakta ters dönmüş, kendini düzeltmeye çalışan kocaman bir böcek gördüm. Kocamandı. Bir pipet alıp düzelttim, sonra merak ettim onu öyle bırakmadım. Annemin boş bir saklama kabının içine koydum. Artık benim o.

    YAZIYI OKU

    KOKU

    Ahmet’in ayağında siyah plastik ve inek bokuyla kaplanmış ayakkabısı vardı. Bu koku yerden yükselip burnuna değdiğinde acınası bir tiksinti midesinde kıvrandı. Sorun şu ki ayakkabıları hep böyle kokacaktı. Babasının on ineğine ondan başka bakacak kimse yoktu. Babası nerede bilen de yoktu.

    Yazıyı oku

    ARTİZAN ARTİST

    Hayranlık ve irkinti duydum karşıtlığımıza. Görünce başım dönüyor, duyunca nehirler tersine akıyordu içimde. Tek bir arzum vardı: Sadık olunmasını istemiştim düşlerime, sonsuz bir sadakat dilemiştim senden. Palavralardan arınmış bir gerçeklikle geride iz bırakılmasını değil.

    YAZIYI OKU

    DAĞITILACAK GİYSİLER

    Gömme dolabı sanki şimdiden eski kokmaya başlamıştı. Sadece kırk gündür kapısını açamıyordum oysa. Nasıl kısa, nasıl da uzun bir vakit. Gözyaşlarım, yorgunluklarım, yıpranmışlıklarım; buradan tekrar açılmayı, dağıtılmayı, yerlerine yerleştirilmeyi bekliyordu. “Kırk gün” demişlerdi konu komşu.

    YAZIYI OKU

    SIRTÜSTÜ SAMSALAR

    Belki bizi asıl ürperten de budur. Görünen şeyden çok, görünmeyenin çoğalma ihtimali. Tek bir böceğe bakarken bile onun arkasındaki koloniyi düşünürüz. Duvarın içinde, dolabın arkasında, yatağın altında, biz uyurken işleyen karanlık bir düzen varmış gibi gelir.

    YAZIYI OKU

    OLMAK YA DA OLMAMAK GİBİ

    İnsan ya ona sunulan oyuncaklarla idare edip boyun eğecek ya da çekeceği acıları bile bile silahlanıp endişe içinde savaşacak. Gelmiştir dünyaya bir kere. Tatlı bir uyku gibi anlatılsa da sırrı çözülmemiş ölüme atlamak, çoğunlukla korkutucudur.

    YAZIYI OKU

    ALBIS

    Lohusa kadınlara musallat olurmuş. Kırmızılar içinde, çirkin, boylu-poslu bir kadın. İnanmam böyle şeylere. Sanrı dese tamam diyeceğim. Sanrılarım taşıyor çünkü bedenimden. Zaman atlamaları yaşıyorum sık sık. Nerede ne zaman olduğumun farkında değilim. Boş kalsam bile bebek her daim kucağımda gibi hissediyorum.

    YAZIYI OKU
    Duygu Görücü

    YABANİ

    Burada yaşayan insanlar beni yabani olarak tanıyor. İlk taşındığım zamanlarda böyle değildi. En azından ben bilmiyordum benimle ilgili düşüncelerini. Ne zaman nasıl öğrendim hatırlamıyorum. Çok da önemli değil benim için gerçi.

    YAZIYI OKU

    MİSAFİR

    Kırmızı kalemi kağıttaki kelimeler altında durmadan kaydırdığımı, çizilecek kelime kalmayınca fark ettim. Halbuki nerede, hangi yeri işaretlemek için başladım, hatırlamıyordum. Vapurun düdüğüyle, elimde tuttuğum kağıtları kahverengi çantama tıkıştırdım. Artık hepsi düzeltilecek, yeniden yazılacaktı.

    Yazıyı oku
    Şebnem Özbay

    GÜNLERDEN O GÜN

    Tuttuğumun, tutunduğumun ellerimden kayıp gittiği, saksıya heves güves ektiğim unutmabeni çiçeğinin ne kadar çabalasam da tutmadığı; havaya, suya, toprağa cemre düşse de baharın hissedilmediği, çürük dişimin ağrısını ilaçların bir türlü dindirmediği, sevdiklerimin çoğu uzağımdayken gıcık olduklarımın ne tarafa dönsem karşımda bitiverdiği günlerdi.

    YAZIYI OKU

    KÖTÜLÜK ÇİÇEKLERİ

    Bazı tutkular temas istemez, tam aksine kirlenmek de isteyebilir. Söylemek istediğim, tutku, bazen tutukluluğun içinde kalabilir. Hâttâ kişi, tutkusuyla, zaman zaman, kendi düzenini, ahlâkını, kimliğini ya da güvenli sınırlarını bozmak istemez mi?

    YAZIYI OKU

    SINAV

    Giriş kapısının hemen yanına bırakılmış valiz, çaprazında duran iki çift ayakkabı, pencereye bitişik küçük koltuğun yanı başına konumlandırılmış, üzerinde bir ısıtıcı, iki adet, yelpaze duruşunda sallama çaylar, resepsiyon bilgileri için bırakılmış broşür. Karanlık odayı görülebilir kılan açık bırakılıp, kapatılmış banyo kapısının altından sızan ışık.

    Yazıyı oku

    FİLLER TEPİŞİR KARINCALAR EZİLİR

    Jean-Paul Sartre’ın bahsettiği o varoluşsal “bulantı” tam olarak bu olmalı. İnsanın çıkar üzerine kurulu sahte ahlakı, ikiyüzlülüğü ve herkesin kendi köşesine çekilip gerçeğe gözünü yumduğu o çiğ gerçekliği fark ettiğin an içini kaplayan o derin tiksinti… Hislerim tam da böyleydi.

    YAZIYI OKU

    ALBRIZZI’NİN KAVANOZU

    Napoli’de, 1798 yılının bir kış sabahı, Cavaliere Filippo Albrizzi adında bir koleksiyoner, çalışma odasında, elinde bir cam kavanoz ile ölü bulundu. Kavanozun içinde berrak sıvı, kayıtlara göre, tanımlanamadı. Polis raporunu tutan memur, “tanımlanamayan” sözcüğünün altını iki kez çizmişti.

    Yazıyı oku

    TUZ RUHU

    Daha sabahın ilk saatleri olmasına rağmen bunaltan bir sıcak kendini göstermişti. Yağsa rahatlayacak havanın tüm ağırlığı hissediliyordu. Yorgun bedeni ile durakta otobüs bekleyen kadın, dolu olduğu için durmadan geçen otobüsün arkasından baktı.

    Yazıyı oku
    zeynep Pınarbaşı

    HİÇ CANINIZIN KİTAP ÇEKTİĞİ OLDU MU?

    Hepimiz biraz Roquentin gibiyiz aslında. Bazen ellerimiz, gözlerimiz bize ait değiller gibi hissederiz. Yüzüme baktığımda kendimi tanıyamadığım zamanlarım çok olmuştur. Bazen sevdiğim birine bakarken bu hissi yaşarım aslında bir tiksinti değil ona karşı olan ama bakarken ona karşı yaşadığım yabancılaşma kendimdeki bu uzaklaşma hissini tiksintiye dönüştürür.

    YAZIYI OKU

    DİLİN BOŞLUĞUNDA BİR OTORİTE SAVAŞI

    Bir tıp fakültesinde profesör, öğrencilerden birine döner ve sorar: “Kaç böbreğimiz vardır?”
    “Dört!” diye yanıtlar öğrenci.
    “Dört mü?” der profesör, küçümseyici ve başkalarının hatalarını ezmekten zevk alan bir edayla. Sonra asistanına döner ve şöyle der: “Biraz ot getirin, sınıfta bir eşek var!”
    Öğrenci ise hemen yanıt verir: “Ve bana da bir kahve lütfen!”

    YAZIYI OKU

    RAKI BEYAZI

    Biz rakı sofrası raconunu babamdan öğrendik. “Yüreğin sahibinin hatrı varsa, bıraksın yükünü masana, sen yine de buyur et sofrana Halil,” derdi. Masada o sandalye halen boş, bendeki dalgalarla anca. Senin o “dallarına mı konuyorsun” dediğin o ağaca benzeyen sandalye. Hani güzel olan. Yükün hâlen ağır mı Leyla?

    Yazıyı oku

    BİR TAT BİR KOKU

    Merdiven boşluğundaki hava ağırdı. Nemin ve eski boyanın karıştığı, metalin pasıyla yoğrulmuş bir koku asılıydı tam ortasında. Meltem, anahtarı avuçlarında sıkıp kapının önünde durdu. İçeri girmeden önce derin bir soluk aldı. Burnuna dolan kokuyla ani bir bulantı hissetti. Soluğunu verdi. Ama soluğu ağır havada asılı kaldı.

    YAZIYI OKU
    Sevin Bayrı

    TİKSİNTİNİN TUTKULU ESTETİĞİ

    Sanatın en büyüleyici taraflarından biri, midemizi bulandıran bir konuyu gözümüzü kırpmadan izleyeceğimiz bir başyapıta dönüştürebilmesidir. Sanat her zaman ruhu yüceltmeye, gözü okşamaya ve bizi idealleştirilmiş bir güzellikle sarmalamaya çalışmıyor. Bizi en derin yerimizden sarsan, varlığımızı sorgulatan o asıl büyük hakikat, bakmaktan en çok korktuğumuz, kapısı kilitli tekinsiz odalarımızda saklı.

    YAZIYI OKU

    GÖZ GÖZE

    Sırtımda tuhaf bir ağrı var. Ben farkına varmadan önce bizim Osman fark etti, ne bu, neden kamburunu çıkartarak oturuyorsun be, diyerek sırtımın ortasına kocaman bir şaplak attı, hayvan, eli de bir ağır, e dul herif ne olacak. Osman’ı karısı boşadı, beni de kocam.

    YAZIYI OKU

    ALKIŞIN YÖNÜ

    Bugün alkış biraz daha uzun sürmüştü, alkışlar uzadıkça içinde büyüyen şeyin mide bulandırıcı bir sıcaklık olduğunu hissediyordu. Tek tük kalan alkışlar, ‘Bir daha, bir daha!’ diye bağıran birkaç kişinin sesini duydukça musluğun seviyesini daha da yükseltiyordu. Akan su hem içindeki sıcağa hem de kulak tırmalayan seslere iyi geliyordu.

    YAZIYI OKU

    TURKUAZIN İÇİNDE BİR SES

    Ve ben anlıyordum; bazı insanlar cümle kurmuyor, insanın içine sızıyordu. Bir fısıltı yükseliyordu içimde. Ne tam öfke oluyordu bu ne de masumiyet. Daha çok, yanlış kıyıya vurmuş bir sevdanın tuzlu yankısı gibi boğazımda kalıyordu.

    YAZIYI OKU

    KEVIN HAKKINDA KONUŞMALIYIZ VE…

    Yönetmenliğini Lynne Ramsay’in üstlendiği, 2011 yapımı “Kevin Hakkında Konuşmalıyız – We Need to Talk About Kevin” ebeveyn-çocuk ilişkisini merkeze alan bir filmdir. Film boyunca, suç işleyen çocuğun annesi ile ilişkisi işlenmektedir. Fakat burada trajik biçimde anneliğin önemli bir rol olduğu gerçeği kadının seçme hakkı üzerinden gösterilmektedir. 

    YAZIYI OKU

    İÇİMDEKİ MÜZİK

    Zaman… Geçmesini istediğinizde nasıl da sonsuza doğru genişleyen bir karanlık oluveriyordu.
    Başhekim kapıda göründüğünde, biz çoktan hazır ol vaziyetine geçmiş, endişeyle yüzünü, hareketlerini izlemeye başlamıştık. Canı sıkkın, hem de çok sıkkın gibiydi. İyice endişelendik.

    YAZIYI OKU

    WHIPLASH: TUTKUNUN İNSANI PARÇALADIĞI YER

    Tutku genellikle olumlu bir kavram olarak ele alınır. Ancak az sorulan bir soru vardır: Bir tutku ne zaman insanı geliştiren bir güç olmaktan çıkıp onu tüketen bir şeye dönüşür? Damien Chazelle’in 2014 yapımı Whiplash filmi bu sorunun peşine düşüyor.

    YAZIYI OKU

    BUENOS AIRES: GECEYE VE RİTME TESLİM OLAN TUTKULU BİR RUH

    Güzel şehirleri ikiye böldüm. Ya tarih kokarlar ya da modernizmin zirvesinde yaşarlar. Bir de tutkuyla yaşayan şehirler vardır benim için. Buenos Aires ve Barcelona bu listenin başında gelir. Tutkuyu bir kan gibi damarlarına yüklemişler. Bu yazı için Buenos Aires’i seçtim; bir kentin tutkuyu farklı yönleriyle nasıl hissettirebileceğini anlatabilmek için.

    YAZIYI OKU

    GERÇEK

    Önümdeki pembe, jölemsi kütleyi çatalımın ucuyla şöyle bir dürttüm. Laboratuvarda her hücresi kusursuzca klonlanmış, toprağa hiç basmamış, gün yüzü görmemiş protein yığınlarından biri öylece önümde yatıyordu. Yüzümü buruşturdum. Buna et diyorlar, ne kadar yavan… 

    YAZIYI OKU
    Dönüşüm, 2026 ©Nihal GÜNDÜZ

    Zihnimizde idealize ettiğimiz mükemmel hayata ulaşmaya çalışırken, belirsizleşen sınırlarda masumiyetimizi yavaş yavaş yitiren “ben“lerimizi arıyoruz. Belki de tiksinti, bir zamanlar tutkuyla bağlandığımız güzelliğin yok oluşuna duyduğumuz bir yastır.

    Nihal Gündüz

    Korumaları gereken kuzularla karınlarını doyurduklarını görmekten tiksiniyorum.

    Dansa Davet / Jean Teule

    İLK SAYFASI

    Olayları günü gününe yazmak daha iyi olacak. Açıkça kavramak için bir günce tutmalı. Önemsiz gibi görünseler de küçük ayrıntıları, olayları kaçırmamalı, özellikle hepsini sınıflamalı. Şu masayı, sokağı, insanları, tütün paketimi nasıl gördüğümü anlatmalıyım, çünkü değişen bu. Bu değişimin alanını ve özünü iyice belirlemeliyim. 

    Sözgelimi mürekkep şişemin içinde bulunduğu kar- ton kutuyu ele alalım. Anlatmam gereken şu: Onu daha önce nasıl görüyordum ve şimdi nasıl1 Söyleyeyim! Dik açılı, altı yüzlü bir paralel kenar bu; açılıyor -saçmala- dım; söylenecek bir şey yok. İşte bundan kaçınmak gerek; olmadığı halde acayiplik bulmaya çalışmamalıyım. Günce tutmanın tehlikeli yanı budur sanırım: İnsan her şeyi büyütmeye, tetikte durmaya, doğruları durmadan zorlamaya kalkar. Öte yandan önceki günkü izlenimi (özellikle şu kutu ve herhangi bir nesneyle ilgili olarak) her an yeniden yakalayabilirim. Gözümü açmalıyım, yoksa yine parmaklarımın arasından kayıp gidebilir. 

    BULANTI
    Jean-Paul Sartre
    Can Yayınları

    Çeviri: Selâhattin Hilâf


    Bildiğim en aşağılık duygu, ezilenlere karşı duyulan tiksintidir; bu tiksinti ezilenlerin niteliklerinden yola çıkarak ezilmişliklerini mazur göstermeyi gerektirir. Pek yüce ve dürüst filozoflar bu duygudan uzak değildir.

    SİNEK AZABI / ELIAS CANETTI


    Bu dünyada bir tek şeyin yasak olduğunu yadsımak bile yasaya uygun olandan vazgeçmek anlamına gelir. Hiç kimsenin neyin ak, neyin kara olduğunu söyleyemediği yerde, ışık söner, özgürlük gönüllü bir tutsaklık olur.

    Başkaldıran İnsan
    Albert Camus
    Film: Black Swan (Siyah Kuğu)
    Yönetmen: Darren Aranofsky
    Senaryo: Mark Heyman, Andres Heinz, John J. McLaughlin
    Vizyon Tarihi: 2010
    Ülke: ABD
    Tür: Psikolojik gerilim, drama
    Süre: 108 dakika
    Oyuncular: Natalie Portman, Mila Kunis, Vincent Cassel, Barbara Hershey, Winona Ryder
    Konusu:
    Black Swan, New York’ta prestijli bir bale topluluğunda dans eden Nina Sayers’ın hikâyesini anlatır. Çaykovski’nin Kuğu Gölü balesinde hem Beyaz Kuğu’yu hem de Siyah Kuğu’yu canlandırma fırsatı bulan Nina, kusursuz performansa ulaşmaya çalışırken giderek kendi zihninin karanlık koridorlarında kaybolmaya başlar. Saflık, kontrol ve disiplinle özdeşleşen Beyaz Kuğu ile tutku, arzu ve özgürlükle ilişkilendirilen Siyah Kuğu arasındaki gerilim, Nina’nın bedeninde ve ruhunda yıkıcı bir dönüşüme yol açar.
    Neden Seçtik?
    Black Swan, tiksinti ve tutku arasındaki karmaşık ilişkinin en çarpıcı örneklerinden biridir. Film boyunca Nina’nın tutkusu yalnızca başarılı bir balerin olma arzusu değildir; kusursuz olma, eksiksiz görünme ve sahnede mükemmelliğe ulaşma takıntısına dönüşür. Ancak bu tutku büyüdükçe, beraberinde tiksintiyi de getirir. Nina, bedenindeki değişimlerden, bastırdığı arzularından, rakip olarak gördüğü insanlardan ve giderek kendisinden tiksinmeye başlar. Film, insanın en yoğun tutkularının bazen kendi benliğine yönelen bir yabancılaşmaya dönüşebileceğini gösterir. Film bize tiksinti ve tutkunun birbirine zıt gibi görünen oysa çoğu zaman birbirini besleyen duygular olduğunu hatırlatır.
    Saturn Devouring His Son (Oğlunu Yiyen Satürn)
    • Ressam: Francisco Goya
    • Eser: Saturn Devouring His Son (Oğlunu Yiyen Satürn)
    • Yıl: 1819–1823
    • Ülke: İspanya
    • Tür: Kara Romantizm / Kara Resimler (Black Paintings)
    • Teknik: Duvar resmi olarak yapılmış, daha sonra tuvale aktarılmış yağlı boya
    • Boyut: 143 × 81 cm
    • Bulunduğu Yer: Museo del Prado, Madrid, İspanya
    • Konusu:
      Eser, Roma mitolojisindeki Satürn’ü (Yunan mitolojisindeki Kronos) tasvir eder. Bir kehanete göre çocuklarından biri tarafından tahtından indirileceğini öğrenen Satürn, doğan her çocuğunu yutar. Goya’nın resminde ise Satürn, oğullarından birini vahşi bir şekilde parçalayarak yemektedir. Karanlık fon, dehşet dolu bakışlar ve parçalanmış beden, mitolojik bir hikâyeyi insan psikolojisinin en karanlık köşelerine dönüştürür.
    • Neden Seçtik?
      İlk bakışta eser yalnızca tiksinti uyandırıyor gibi görünür. Parçalanmış bir beden, yamyamlık ve kontrolsüz şiddet… Ancak Goya’nın resmi, tiksintinin ardında yatan tutkunun da izini sürer. Satürn’ü oğlunu yemeye iten şey nefret değil; gücü kaybetme korkusu, iktidarı elinde tutma arzusu ve kontrol tutkusu­dur. Goya, insanı yıkıma sürükleyen arzuların ne kadar karanlık ve doyumsuz olabileceğini gösterir. Bir tutku, sınır tanımadığında korkuya; korku ise şiddete dönüşebilir. Satürn’ün gözlerinde gördüğümüz şey yalnızca vahşet değil, aynı zamanda kaybetme korkusunun deliliğe varan hâlidir. Bu nedenle Saturn Devouring His Son, tutkunun yaratıcı değil yıkıcı yüzünü gösteren; insanın en karanlık arzularını görünür kılan sanat tarihinin en sarsıcı eserlerinden biridir.

    “Size hükmeden bu kişinin sadece iki gözü, sadece iki eli, sadece bir vücudu var… Sizde olandan fazla hiçbir şeyi yok; sizi yok etmek için ona verdiğiniz o ayrıcalık dışında.”

    Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev
    Étienne de La Boétie

    Haziran Kitapları

    • Bulantı – Jean-Paul Sartre
    • Nü Peride – Hakan Akdoğan
    • Lolita – Vladimir Nabokov
    • Koku – Patrick Süskind
    TÜM LİSTEYİ GÖR

    Haziran Filmleri

    • Vahşi Duygular – David Lynch
    • Parfüm: Bir Katilin Hikayesi – Tom Tykwer
    • Gözü Tamamen Kapalı – Stanley Kubrick
    TÜM LİSTEYİ GÖR

    Haziran Şarkıları

    • Nine Inch Nails – Closer
    • Portishead – Glory Box
    • Nick Cave & Kylie Minogue – Where the Wild Roses Grow
    TÜM LİSTEYİ GÖR

    dergi tiksinti tutku

    Related Posts

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026 Manşet

    BIRAKIN ÇELİŞEYİM

    Temmuz 1, 2026 Hakan Akdoğan

    Ayın Filmleri: TEMMUZ AYINDA NE İZLEYELİM?

    Temmuz 1, 2026 Ayın Filmleri

    Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

    Temmuz 1, 2026 Ayın Kitapları
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026 Fotoğraf

    Fotoğraf sanatçısı ve akademisyen Nihal Gündüz, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileriyle hazırladığı “Yüzleşme: Hayalet…

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026

    BIRAKIN ÇELİŞEYİM

    Temmuz 1, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Barton Fink: Bir yazamama serüveni mi? Büyük bir yalnızlık hikayesi mi?

    Kasım 13, 2023 Alperhan Benlioğlu

    Boğmaca öksürüğü nasıl anlaşılır? KOAH’tan nasıl ayırt edilebilir?

    Nisan 13, 2022 Uncategorized

    Uluslararası Kadın Oyun Yazarları Tiyatro Festivali seyirci ile buluşuyor

    Kasım 15, 2023 Haber
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.