
EDİTÖRDEN
Yüzeyde başlayan küçük bir titreşim, hafif bir esintiyle. Kilometrelerce ötede gerçekleşen bir kırılma, bir vapurun pervanesiyle. Bazen de çok derinlerden gelen bir basınç, görünmeyen bir kuvvetin etkisiyle. Her dalga bir hareketin sonucu.
Bu sayımızın teması: Dalgalar
H. Nilgün Karataş’ın yazısını oku →

IRON MAN
Babası kapıyı açar açmaz Yamaç, iki tarafı yerden tavana pencerelerle çevrili, koca bir lobiyi andıran alanda sağa sola koşturmaya başladı. Terasa açılan sürgülü cam kapının önünde durdu aniden. Masmavi deniz manzarasını seyretmeye başladı.
Gökbanu Sezi Coşkuner‘in Öyküsünü Oku→
SAHRA’NIN DALGALARI
Benim adım Sahra. Ne kadar güzel bir sesleniş olursa olsun, kendi sesimden başka bir ses duymadım bu yalnızlığımda. Hayatım boyunca tek bir hedefim oldu: Yeşillenmek, büyümek; kuş seslerine, su seslerine, dalga seslerine boğulmak… Bunlardan mahrum geçti ömrüm.
Zahide Guliyeva‘nın Öyküsünü Oku→
ZIPKIN
Dalgalar, oyuncağını vermek istemeyen çocuklar gibi önüne kattığı cesedi kıyıya yaklaştırıyor, tam karaya atacak iken tekrar kendine doğru çekiyordu. Bir süre çuval gibi oradan oraya savurduğu cesetle oynaşmaktan sıkılan deniz, onu karaya fırlattı. Bu ne ilk ne son cesetti…
Şükran Kaba’nın Öyküsünü Oku→
YALILARIN BİLDİK SESSİZLİĞİ
Kalabalık toplulukların neredeyse iç içe yaşadığı, biraz da fakir bir mahallenin çocuğu olarak, bahçesi ıssız Boğaziçi yalılarının önünden geçerken, içeride yaşayanları değil de genellikle yaşamayanları merak ederim. Ah o mahur görünüşlü, dudakları mühürlü Boğaziçi yalıları…
Ümit Ahmet Duman‘ın Öyküsünü Oku →
BEYAZ SABUN
Onu ilk gördüğüm günü dün gibi hatırlıyorum. Üstüne tam oturan koyu yeşil bir elbise giymişti. Ayakkabıları tertemizdi. Küçük bir çanta vardı elinde. Naylon poşet gibi ama kalın. Turuncu, sarı, yeşil, kırmızı bir sürü renkte anlamadığım bir şeyler yazıyordu üzerinde.
Ekin Toprak Ertuğral’ın Öyküsünü Oku →
ÇEKİLME HİZASINDA
İskele ayaklarına vuran dalgaların sesi, Meryem için hiçbir zaman sadece bir doğa olayı olmamıştı. O tekdüze uğultu, zihninin dibinde çöken ne varsa yüzeye çıkaran eski bir sarkaç gibiydi. Bir ileri, bir geri… Gitmek ve dönmek…
Ozân Ebedî‘nin Öyküsünü Oku →
DİP DALGA
Alelade bir günün sabahıydı. Yataktan kalkılmış, kahvaltı hazırlanmış, çocukların okul için beslenmeleri çantalarına konmuştu. Sonbaharın son ayı olmasına rağmen pastırma sıcakları bastırmıştı, daha sabahın erken saatinde bunaltıcı bir hâl almıştı.
Alev Toparlı‘nın Öyküsünü Oku →
NOKTA
“Sayın yolcularımız, lütfen emniyet kemerlerinizin bağlı olduğundan emin olunuz,” diyordu kabin memuru. Hâlbuki ben son iki yıldır tüm uçuşlarımda aklımda kurduğum hayallerde denizi boylayan uçağımda kemerlerim hiç de takılı değildi ve garipçe bu durumdan memnundum o hayallerde.
Zeynep Karakoyun’un Öyküsünü Oku →
YAPBOZUN EKSİK PARÇASI
Güneş sonsuzluğun içinden doğuyor. Ne insan ne ev ne yollar; beşere dair görünen bir zerre bile yok… Hiçliğin ortasındayım. Kâinatın bu muazzam hengâmesinde, varlığı ile yokluğu meçhul bir cüz gibiyim. Kimsenin görmediği, kimsenin duymadığı ve konuşmadığı kuytu bir noktayım.
Başak Arabacı‘nın Öyküsünü Oku→
BİR TABAK BAKLAVA
Annenin cenazesindesin. Taziyeye gelen giden bitmiyor. Günlerdir yoğun bakım kapısında beklemiş olmana rağmen, onun gerçekten ölebileceğine dair tek bir ihtimal bile konduramamıştın içine. Ölen annen değil de sensin sanki.
Selcen Gezgin‘nin Öyküsünü Oku→
LATİFE’NİN ŞAKASI
2000 senesi Ağustos’un beşinci günü akşamı okul arkadaşım Latife beni aradı.
“Belgin, hazırlan. Kilyos sahiline piknik yapmaya gidiyoruz, denize de gireriz.”
Latife, benim yüzme bilmediğimi, piknik yapmaya da bayılmadığımı bildiği için cevabımı beklemeden telefonu kapadı.
Gülşehri Kanyılmaz‘ın Öyküsünü Oku→
DALGALARA KARIŞMAK
Bugünü kendime ayırdım! “Karışık düşüncelere, duygulara kapılmadan günün tadını çıkaracağım,” diye romantik romantik çıktım evimden. Denize dik sokağımızdan alışmışlığın rahatlığıyla salınarak indim. Sonbaharın nemli, sarı kokusunu çektim ciğerlerimin en derin köşelerine.
Şahizer Senem Telli‘nin Öyküsünü Oku→
ELLERİNDEN AKAN NEHİR
Buzdolabını parfüm, ruj ve kremle doldurdum. Dolap boşa çalışmasın. Sararmış bir elma vardı meyve rafında, rujumla kırmızıya boyadım. Sararan gözlerimi de boyalarla parlatırım. Annem bir gün, beyaz doktor önlüğünün cebinden çıkarıp verdi elmayı. Anne dedim, ellerin kırmızı.
Pınar Şimşek Günaydın‘ın Öyküsünü Oku→
DALGA ARŞİVİ
Denizin kıyıya vurduğu her şeyin bir kaydı olduğunu kimse bilmiyordu. Ben bunu, annemin ölümünden üç gün sonra, adadaki evimizin önünde bulduğum teneke bisküvi kutusunu açtığımda öğrendim.
Süleyman Güner’in Öyküsünü Oku→
ZİNOS
Annemle babam bu hafta sonu ev bakmaya Bursa’ya gidecekler. Babamın tayini çıktı. Ben gitmek istemeyince dedemin yanında kalmam şartıyla fazla ısrarcı olmadılar. Bakıcı bir teyze dedemle ilgileniyor. Annemler benim de dedemle güzel ilgilenmemi, hatta tavla oynamamı istediler.
Pınar Cebeci‘nin Öyküsünü Oku→
DALGALAR
Dalgalar üzerine bir yazı yazmak için çalışma masama oturdum… Ne yazacağımı az çok kafamda tasarlamıştım. Nereden başlayacağımı düşünürken aklıma dalgaların sesini dinlemek geldi. Şimdi arka planda dalgaların sesi eşliğinde yazmaya başlıyorum…
Bahar Umurtak’ın Öyküsünü Oku→
MÜLAKAT
Sabah uyandığında ağzındaki kuruluğu gidermek için mutfağa geçti. Kül tablasında üst üste biriken izmaritleri görünce hiçbir şey sormaya gerek duymadı. Sinan yine gece boyunca uyuyamamıştı. Son mülakatın sonucunu bildiren mektup buruşturulmuş hâlde masanın üzerinde duruyordu.
Nevim Sel’in Öyküsünü Oku→
ÖLMEZ OTU
Akşamın dar vaktinde bahçede kendine iş arıyordu. Bugün cumartesi miydi? Günleri unutmanın saadetiyle meyve fidanlarının kaçak sürgünlerini budadı. Ferit, hortumla salma sulama yaparken salkım söğüdü şımartıyordu. Akşam kızıllığının büyüttüğü gölgesine aldanmak istemiyordu.
Gülay Karadaş‘ın Öyküsünü Oku→
DALGALAR
Elim kitabın kapağının üzerinde kaldı. Okuduğum şey bana yabancı değildi; yalnızca ilk kez bir başkasının ağzından, bu kadar açık ve bu kadar sakince söyleniyordu. Dünyaya kızacaksam kime kızacağımı bilmem gerekiyordu; koyunları öldüreni mi sürecektim, yoksa her şeyin bir sebebi var deyip susacak mıydım?
Filiz Nas‘ın Öyküsünü Oku→
ÜRPERTİ
Kadın, kasım ayının soğuk rüzgârının mantosunun minik aralığından süzülüp boynundan geçerken tenini ürperttiğini hissetti. Daha çok erken olmasına karşın havada kar kokusu alıyordu. Çok işlek bir muhitte, kapısının önünden kalkan otobüste istediği yere oturarak yolculuk edebilecek kadar şanslıydı.
Funda Kılıç‘ın Öyküsünü Oku→
KÖSTEKLİ BİR GECE
Bakırköy’de akşam her zaman biraz geç inerdi. Güneş çoktan apartmanların arkasına çekilmiş olsa da gökyüzünün kirli sarısı denizin üzerinde uzun bir müddet kalır, sonra ağır ağır suya karışırdı. İnsanlar evlerine dönmek için acele eder, dükkânların önüne çıkarılmış sandalyeler birer birer içeri alınır, simitçilerin sesi azalırdı.
Zeynep Altuntaş‘ın Öyküsünü Oku→
DALGALAR
Babam denizde boğulmadı. Bunu baştan söylemem gerekiyor, çünkü annem kırk iki yıl boyunca aksini iddia etti ve sonunda kasabada ona inananların sayısı bana inananlardan fazlaydı. Oysa elimde ölüm belgesi bile vardı.
Didem Esen‘in Öyküsünü Oku→
KABLOLARIN ALTINDA DENİZ YOKTU
Mahallenin başında, iki binanın arasından gelişigüzel sarkan kablolar vardı. Bazıları rüzgârda birbirine çarpıyor, bazıları balkon demirlerine dolanıp gece boyunca ince bir inilti çıkarıyordu. Balkonların altına serilmiş, halıya benzeyen ama halı olup olmadığı ilk bakışta anlaşılmayan eski kilimler, naylonlar ve solmuş örtüler ağır ağır sallanıyordu.
Hasan Barış Şay’ın Öyküsünü Oku→
DALGALARIN GETİRDİĞİ
Pencere kenarındaki berjerine oturmuş, yelkenlileri izliyordu. İçlerinden biri diğerlerinden ayrılıp başını alıp gitti. Suyun yüzeyinde süzülen martılara benzetti onları. Gidenin ardından bir bot yaklaşıyor, ona yeniden yönünü bulması için eşlik ediyordu. Patır patır suya düşenler vardı.
Eda Ketenci’nin Öyküsünü Oku→
KIYILARDA İKİ ÇOCUK
Sen yürürken… Sen gülerken… Bana bakarken… Ben beklerken… Hepsini severken buluyorum kendimi. O insan selinin arasında, sana yürürken hissediyorum kendimi. Kapılar açılıyor, kapanıyor. İnsanlar giriyor, insanlar çıkıyor.
Ayça Akyol’un Öyküsünü Oku→
KÖPÜKLÜ SÜVARİLER
Ayaklarımı buz gibi bir el tutuyor. “Gitme,” diyor sanki; “Hayır, kal! Hayır, beni de al!” Nereye? Dipteki o karanlık sessizliğe mi? Kaçıncı adımım bu? Saymayı kaçta bıraktım? Yedi miydi, yetmiş mi? Bileklerime dolanan buz gibi su değil, zamansız bir hesaplaşma.
Figen Günlü‘nün Öyküsünü Oku→
KIYIDA
Yarı karanlık kafeden dışarıyı seyrediyor. İçerisi sıcak, fonda Fransızca bir şarkı. Duvarda geçmiş yılbaşının yanıp sönen ışık zincirleri. Yağmur koca koca vuruyor cama, sürücüler frene bastıkça her bir damlada ışıklar bölünüp çoğalıyor. Rüya, başını eline yaslamış. Babasını aramalı.
Aylin Graves’in Öyküsünü Oku→
SAFİYE ABLANIN RADYOSU
Kemikleri sayılan bir atın çektiği arabanın arkasına yerleştirilen panonun ön ve arka yüzüne, artistlerin ve filmin can alıcı sahnelerinin yer aldığı afişler yapıştırılmıştı. İbrahim, külah gibi kıvrılmış ince sacı ağzına dayamış, filmin tanıtımını yapıyordu.
Kazım Bilgeçli’nin Öyküsünü Oku→
PEKİ
Denize bakıyorum ve neden burada olduğumu kendime söylemekten kaçınıyorum. Çünkü insan bazı soruların cevabını bildiği hâlde onları kendisine söylemek istemiyor. Buraya dinlenmeye gelmedim. Bunu biliyorum.
Mutlu Gözüküçük‘ün Öyküsünü Oku→
PARMAĞIMDAKİ KEDİ
Fırifıraydey akşamı şirket yemeği olduğunu öğrenince kimimiz çok, kimimiz biraz, kimi eh işte sevinirken bazısı dudak büktü, birkaçı zorunluluktan sıkıldığını mırıldandı. Benim için hava hoştu. Okuldan alacak çocuğum, vır vır edecek bir kocam, hatta erkek arkadaşım bile yoktu.
Emel Altuntaş’ın Öyküsünü Oku→
DALGAKIRAN
Denizin tam ortasındaydı. Pusulası şaşmıştı. İlk zamanlar küreklere asılıyor, dalgalarla savaşıyordu. Ancak deniz bir türlü durulmadı. Kürek çekmeyi bıraktı. Rüzgâr ne yöne eserse dalgalar onu oraya götürecekti.
Lale Baturlar’ın Öyküsünü Oku→
KİMYON ÇİÇEĞİ
Eğildi, yerdeki beyaz minik çiçekleri toplamaya başladı. “Bunlar da ne?” diye sordum.
“Kimyon çiçeği.” Gülümsedi. Eflatun yazması omuzlarına düşerken rüzgâr kıvırcık saçlarını savurdu.“Bir vakit,” dedi, “burnu havada, kibirli bir sadrazamın kızı hastalanmış. Dört bir yandan hekimler çağırmış.
Nisa Nur Yılmaz‘ın Öyküsünü Oku→
ŞAKA ŞAKA!
Fakülte koridorunda Efe ile Mert karşılaştı.
“Yine mi kütüphaneden çıkıyorsun?” diye sordu Efe.
“Sınav var haftaya,” diye yanıtladı Mert.
“Derste pürdikkat dinliyorsun zaten. Dinlediklerini de hemen unutmuyorsun ya. Hafıza kaybın mı var yoksa?”
M. Şule Akçay’ın Öyküsünü Oku→
GÖLGE
Feride, omzundaki plaj çantasıyla sokağın bitimine vardı. Araç girişinin yasak olduğu yerin ötesi, tekneye giden yoldu. Birkaç metre yürüyünce “Gölge” yazılı tekneyi gördü. İskele merdivenine adımını attı. Bir el omzuna dokundu.
Bilge Akay Çalışır’ın Öyküsünü Oku→
EY HAYAT
Caminin avlusunda bir avuç insanız. Tabutunu musalla taşının üzerine bırakıp gitmişler. Geldiğimde o soğuk mermerin üzerinde yatıyordun. Tıpkı yaşarken olmanı hayal ettiğim gibi, yapayalnız ve çaresiz. İnsanlar yüzlerine yapıştırdıkları o sahte üzgün ifadelerle bana başsağlığı dilerken bir yandan da ağladığımı görmek ister gibiydiler.
Hale Ünsal Karlıtepe‘nin Öyküsünü Oku→
TERS YÖNE ATILAN KULAÇ
Aynaya bakıp donmuş yüz ifadesiyle kendini en ince ayrıntısına kadar inceledi. En son ne zaman kendine bakmıştı? Bu yabancılaşan göz hatları, çene ve üzerine sinmiş, anlam veremediği bu görüntüyle ne zaman yüzleştiğini bilmiyordu.
Nazife Yetişgen’in Öyküsünü Oku→
KİTAPTAKİ KADIN
Geldi. Üzerinde gri bir ceket vardı. Önce teneke saksılardaki gül kokularını içine çekti. Kimseyle göz teması kurmasa da bütün bakışların üzerinde olduğunun farkındaydı. Kuru yapraklarla buluşan adımlarının çıkardığı melodinin eşliğinde ağır ağır ilerledi ve çınar ağacının yanına, en sakin masaya oturdu.
Deniz Yılankaya‘nın Öyküsünü Oku→
MAVİ KARE
“Hayrettin abi, iyice tuhaflaştın, ha!”
Balıkçı, duymazdan gelip fırçayı tekrar boyaya daldırdı. Tek bir çizgi kalmıştı. Onu da yukarıdakiyle hizalayıp dik gelen diğer ikisiyle birleştirdi mi, tamamdı. Boyuna gevezelik eden çömez balıkçılara, teknelerinde keyif çatanların meraklı bakışlarına ve sabah koşusuna çıkan ünlüleri yakalamak için…
Gökçe Karabay‘ın Öyküsünü Oku→
SIRA
Koridorun sonundaki kapının üzerinde polikliniğin adı yazıyordu. Kapının yanındaki ekranda hasta numaraları beliriyor, görevliler sıradaki hastayı çağırıyordu. Sandalyeler doluydu. Kimi elindeki tahlil sonuçlarını inceliyor, kimi telefonuna bakıyor, kimi de kapıya çevirdiği gözlerini ekrandan ayırmıyordu.
Fatma Yıldız‘ın Öyküsünü Oku→
BENİM DALGALARIM
Biz Ankara’da yaşıyorduk. O sene benim için çok önemliydi, üniversite sınavına girecektim. Bildim bileli hemşire olmak isterdim ve gerçekten sıkı çalışıyordum.Sınav sonuçları geldi, fena görünmüyordu. Rehber öğretmenimle tercihlerimi yaptık. Ankara dışında okumak, ailemden ayrılmak istemiyordum.
Serpil Günday’ın Öyküsünü Oku→
ÖMRÜMÜN MEVSİMLERİ
Sabah, pencerenin camına vuran yağmur sesine uyandım. İnce ince, usulca yağıyordu. Damlalar camda birbirine karışıyor, sonra ağır ağır aşağı süzülüyordu. Yorganı üzerimden çekip doğruldum. Odanın içi serindi. Tekrar yorgana gömülsem mi diye düşündüm ama…
Nihal Turan Yurdabak‘ın Öyküsünü Oku→
YAZI İŞLERİ
Nilgün Karataş (Yayın Yönetmeni)
Tuba Ayşe Özgür (Yazı İşleri Müdürü)
Arzu Kurt (Yazı İşleri Müdürü)
Elif Özge Karakaya (Editör)
YAZI KURULU
Benan Bilek, Demet Cengiz, Sayım Çınar,
Maksude Kılınç, Zeynep Pınarbaşı
Mükerrem Yılmaz


